İçeriğe geç

Gazze’nin Yıkımının Ardından Yahudi Olmak – Dario Navaro

Yazan Dario Navaro
Gazze’nin Yıkımının Ardından Yahudi Olmak – Dario Navaro
Yayınlanma tarihi:

Peter Beinart’ın “Being Jewish After the Destruction of Gaza” adlı, 2025 başlarında yayımlanan kitabı ilginç ve tartışmalı kılan, yazarın seküler sol bir çevreden değil, Amerika’daki Siyonist ve dindar bir gelenekten geliyor oluşu. Beinart, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını inandığı Yahudi dininin özünde yatan adalet ve insanlık değerlerinden yola çıkarak eleştiriyor. Kitabın girişinde, kime seslendiğini açıkça belirtir: “Bu kitap, hâlâ Şabat sofrasında oturan ya da tiksinti içinde ayrılan bazen de kendi çocukları olan Yahudiler için yazılmıştır.” Bu sözleriyle, Beinart’ın yalnızca siyasal bir eleştiri değil, kendi cemaatine yönelmiş bir vicdan çağrısı yapmayı amaçladığını görüyoruz.


Beinart, uzun yıllar boyunca Filistin’de iki devletli çözümün savunucusu olarak tanınan Amerikalı Yahudi bir yazar, gazeteci ve akademisyen. Bir önceki kitabı “The Crisis of Zionism”de, demokrasi yanlısı bir liberal olarak, İsrail’in tüm nüfusuna eşit yurttaşlık hakkı tanımasını savunuyordu. Gazze’nin neredeyse yerle bir edilmesiyle sonuçlanan son savaşın ardından ise, İsrail’in rejimini ve politikalarını eleştirmekle kalmıyor; Yahudi kimliğinin ve geleneğinin ilkelerini hatırlatarak, uluslararası hukuk ve diplomaside artık bir norm haline gelmiş iki devletli çözümün yerine, Yahudilerin ve Filistinlilerin eşit haklarla yaşayabileceği demokratik bir ortak yurt vizyonunu savunuyor.

Kitabının ana temasını, 2018 yılında İsrail parlamentosu Knesset’te meclisin üç Filistinli üyesinin önerdiği yasa tasarısına dayandırıyor. Bu teklif, eşit vatandaşlık ilkesinin güvence altına alınmasını sağlamak için “milliyet, ırk, din, cinsiyet, dil, renk, siyasi görüş, etnik köken veya sosyal statüye dayalı ayrımcılığın” yasaklanmasını içeriyordu. Ancak yasa, “devletin temellerini sarsacağı” gerekçesiyle meclis gündemine bile alınmadı.

Beinart, eşit yurttaşlık ve eşit haklar ilkesinin, Filistinlilerle Yahudilerin birlikte yaşadıkları her alan için geçerli olması gerektiğini savunuyor. İster Filistin ile İsrail devletlerinin bir konfederasyonu olsun, ister iki uluslu demokratik bir devlet çatısı altında; yeter ki Yahudiler ve Filistinliler aynı yasalar altında yaşasın, eşit haklara sahip olsunlar. Temel ilkesi bu. Yasal eşitliğe dayalı devletin adının “İsrail-Filistin” ya da “Filistin-İsrail” hatta grup üstünlüğünü çağrıştırmayan bambaşka bir isim olabileceğini de ekliyor.

Filistin topraklarında iki uluslu ya da federatif bir devlet önerilerinin tarihsel kökeni, İsrail devletinin kuruluşundan çok öncesine uzanır. 1920’li yıllarda Filistinli Yahudi entelektüellerden oluşan Brit Shalom (Barış Sözleşmesi) grubu, Yahudi–Arap ortak yaşamını ve binasyonalizmi savunuyordu. İsrailli tarihçi Benny Morris, “One State, Two State” kitabında siyasal eşitliğe dayalı iki uluslu ya da federatif devlet çözümünü ileri süren siyasi oluşumların kronolojisini aktarır. Örneğin, bunlar arasında 1942’de kurulan Ihud partisinin, Arap–Yahudi iki uluslu devlet önerilerini 1946–47 yıllarında ilgili komisyonlara sunduğunu öğreniyoruz.

Yakın tarihte Edward Said, barış sürecinin tıkanmasıyla birlikte iki devletli çözümün imkânsızlaştığı sonucuna vararak, eşitlik temelinde kurulacak bir devletin tek gerçekçi yol olduğunu savunmuştur. 2003’te The New York Review of Books’ta yayımlanan “Israel: The Alternative” makalesinde Tony Judt, etnik ulusçuluğa dayalı iki devlet projesinin çağın koşullarına ters düştüğünü ve uzun vadede binasyonel devletin mümkün yegâne çözüm olduğunu ileri sürerek konuyu yeniden gündeme taşımıştır. Ancak bu görüşlerin etkisi, daha başından, dar entelektüel çevrelerle sınırlı kalmış, Yahudi ve Filistinli halklar üzerinde belirleyici olan etnik milliyetçilik ve dinsel ideolojilerin hâkimiyetini sarsamamıştır. Beinart’ın savunduğu eşitlikçi fikirleri de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Beinart, ayrımcı bir İsrail devletine alternatif olarak Yahudiler ve Filistinlilerin birlikte yaşadıkları eşitlikçi ve demokratik bir ortak yurt önerisini yalnızca iki devletli çözümün demografik nedenlerle fiilen olanaksızlaşmasından değil, inancının, adaletin ve vicdanın bir gereği olarak savunuyor. Onun için mesele, iki devletin sınırlarını yeniden çizmekten ziyade, bir halkın diğeri üzerindeki tahakkümünü sona erdirmek. Bu yönüyle Beinart, Siyonizm’in tarihsel hedeflerinden birini —Yahudilerin güven içinde yaşayabileceği bir ülke kurma idealini— tersyüz ederek, güvenliğin ancak başkalarının, yani Filistin halkının özgürlüğüyle mümkün olabileceğini savunuyor. Bu, tarihsel travmalarla biçimlenmiş bir kimliğin kendi gücünü sorgulaması anlamına geliyor. Gerçeklik açısından bakıldığında, böylesi bir yapı bugün uzak bir ihtimal gibi görünse de Beinart’ın ısrarla hatırlattığı şey şu: Adaletin ve eşitliğin gerçekleşmesi, önce bunun zorunluluğunun kavranmasıyla başlar.

Beinart’ın yazdıkları ve medyada savundukları, İsrail’i eleştirmenin neredeyse “ihanet”le eş tutulduğu Amerika’daki muhafazakâr Yahudi çevrelerinde iyi karşılanmadı. Bu görüşlerini savunarak cemaati içinde ciddi bir dışlanma riskini göze aldığını biliyor. Bu sessizlik duvarını yıkmaya çalışırken, eleştirisinin özünü Yahudi etik geleneğinin içinden gelen bir yüzleşme olarak tanımlıyor. Gazze’deki soykırıma karşı duyulan öfkeyi, inançla ve insanlık onuruyla bağdaştıracak adil bir çözüme yöneltmenin yollarını arıyor. Bu cesaret, yalnız Amerika’daki Yahudiler için değil, benzer bir sessizliğin hüküm sürdüğü diğer diaspora Yahudi cemaatleri için de anlamlı bir örnek oluşturuyor. Çünkü Beinart’ın yaptığı, kendi kimliğinin ahlaki sorumluluğunu üstlenmek — yani Yahudi olarak insan kalmak çabasını sürdürmekten ibaret.

Bu kategoride daha fazla: Arşiv

Tümünü gör
Çikolata ve Sefaradlar -  İvet Acu Güney

Çikolata ve Sefaradlar - İvet Acu Güney

Yazan İvet Acu
/

Daha fazlası: Dario Navaro

Tümünü gör