Arşiv Göze Çarpanlar

Musevi (Sefarad) Mutfağı

Kaynak: Gülhan Kaya, gulhankaya.com

Museviler (Sefarad’lar) 1492 ‘de İspanya’dan Osmanlı ülkesine sığınmış bir Musevi topluluktur. 1492 yılının Mart ayında İspanya’nın Katolik Kralları Kastilya’lı İsabel ile Aragon’lu Ferdinand Katolik bir İspanya yaratmaya çalışırlar. Dinlerini değiştirmek istemeyen bütün Müslümanların ve Yahudilerin ülkeyi terk etmesini isterler. Din değiştirmek istemeyen Museviler İspanya’dan başka ülkelere doğru göç etmeye başlarlar. İspanya’yı terk ederken mal varlıklarını ve paralarını birlikte getiremeyen Yahudiler sahip oldukları en kıymetli hazine annelerinin pişirdiği yemekleri ve lezzeti yani damak tadını ve ana dillerini, yani Sefarad Mutfağını ve Ladino dilini yanlarında getirirler. Osmanlı Sultanı II. Beyazıt çıkardığı bir fermanla İspanyol Yahudilerini Osmanlı İmparatorluğu topraklarına yerleşmek üzere davet etmiştir. Ülkemizde yaşayan Musevilerin çoğunluğu İspanya kökenlidir ve yoğun olarak da İstanbul, İzmir ve Selanik’e yerleşmişlerdir.15. Yüzyılda İspanya’dan Osmanlı Devletine göç eden Sefarad Yahudileri ülkelerinin yemek kültürleriyle zenginleşmiş Musevi (Sefarad) mutfağı alışkanlıklarıyla ve getirdikleri tatlarıyla ve dinsel etkilerin ağır basmasıyla Türk mutfağını zenginleştirmişlerdir. Yahudiler örf ve adetlerinin yanı sıra geleneklerini de beraberinde getirmişlerdir. Akdeniz kültürünün birçok özelliklerini taşımaları bakımından Türk toplumuna ve kültürüne çabuk adapte olmuşlardır. Ege deniz’inin her iki yakasında varlıklarını sürdürmeleri ise bu topraklarda ortak lezzetleri içselleştirmeleri sonucu doğmuştur.

Musevi toplumun yemek alışkanlıkları Ortaçağ’da İber- Endülüs Yarımadasının kuzeyinde, Roma etkisinde yemek pişirirken; güneyinde daha çok İslam izleri görülmektedir. Romalılar bağ kurmuşlar, zeytin ağacı dikip buğday ekmişlerdir. Araplar ise pirinç ve şekerkamışı ekmişler, badem, narenciye, patlıcan, ıspanak ve enginar yetiştirmişlerdir. Ayrıca yemeklere kimyon, tarçın, safran, karabiber gibi baharatlar ilave etme ve çift pişirme ( kızartma ve ardından pişirme)alışkanlıklarını da yerleştirmişlerdir. Bu alışkanlıkların hemen hepsini sefarad mutfağında yer almış ve sürgünde yerleşilen ülkelerin kültürleriyle daha da zenginleşmiştir. Sefaradların başlıca yemekleri Tarama, Şambrak, Pırasa Köftesi, Ekmek İçli veya Patatesli Pırasa Köftesi (Albondigas de Prasa), Pırasa Dolması (Çufletiko), Domates ve Maydanozlu Beyin (Meoyo Kon Pirişli Tomat), Hamursuz Kurabiyesi, Patlıcanlı Gül Böreği (Bulemas de Berencana) ve Boyoz Yahudi mutfağının en özgün tatlarında biridir. Sonbaharda ortaya çıkan pırasa, aynı döneme rastlayan Musevilerin Yeni Yıl Bayramı olarak kutladıkları Roş Aşana’da, geleneksel aile sofrasının vazgeçilmezleri arasındadır.

Kökleri kutsal topraklardan İspanya’ya, geniş bir coğrafya’ya dağılmış Türkiye’li Yahudilerin mutfağı da aynı zengin çeşitliliği de bünyesinde barındırıyor. Bir iletişim dili olan Yahudi mutfağı, Osmanlı topraklarında kolay anlaşılır bir yapıya sahipti. Yeni ülkelerindeki yemek kültürü ve hatta yemek isimleri bile onlara çok aşinaydı. Başta kullanılan malzemeler olmak üzere İberya ve Osmanlı mutfak dünyası arasında pek çok ortak nokta bulunuyordu. Sefarad Yahudi mutfağının patlıcan aşkını gösteren patlıcan üzerine en az 36 farklı şekilde pişirirler. İber-Endülüs Yahudilerinin Arap-Müslüman etkisiyle oluşan patlıcan tutkuları Osmanlı İmparatorluğu’nda gelişmek için geniş topraklar bulmuştur. Patlıcan’ın yanı sıra pazı ve nohut, et, balık veya kümes hayvanları kullanılmıştır. 1489-1490 yıllarının Topkapı sarayı kayıtlarında 75 kile nohut, 4603 kıyye pazı ve 720 patlıcan yer almaktadır. İmparatorlukta Yahudi göçmenlere tanıdık gelen başka yiyeceklerde vardı. Türkçe zeytin ladino dilinde azetuna, ıspanak espinaka veya ıspanaka gibi isimleri Arapça ve farsça kelimelerden türetilmiş ortak kökenli yiyecek isimleridir. Yahudi mutfak kültüründe ekşi kullanımı oldukça yaygındı. Lezzet olarak ekşi tat, sefarad Yahudileri ile seyahat edip gerçek aynı tada sahip bir başka kültürde yerini bulmuştur. Hem Osmanlı, hem de Yahudi mutfağında ekşi tat fazlasıyla kullanılmaktaydı. 15. Ve 16. Yüzyıllara ait Osmanlı saray mutfağı kayıtlarında koruk ve ekşi üzüm yer almıştır. Beş değişik tipde erik çeşidi içinde üç çeşit de ekşi elma ve ham erik bulunmaktaydı. Kayıtlarda ekşi narların, limonun yanı sıra turunç kaydı da bulunmaktadır. Günümüz Türkiye’sinde Sefarad mutfağının en karakteristik yemeklerinden biri olan, ekşi erik sosunda yapılan balık (gaya kon avramila) yemeğidir. Ekşili Kabak Kabuğu yemeği (kaşkarikas kon avramila), ekşi soslu beyin (agristada de meoyo), ekşili köfte (agristada de yullikas), ekşi erik soslu yumurta (avramila kon uevos), ekşili kabak dolması (dolmas agras de kalavasa), sirkeli ciğer ( igado kon vinagre), ve limonlu ve maydanozlu yahni (prişil i limon) bulunur. Musevi mutfağında  agristada, avramila ve ajada gibi kelimeler her zaman ekşili, terbiyeli veya sirkeli- sarımsaklı sosların olduğu limon, ekşi üzüm ve nar ekşilik veren temel malzemeler olsa da asıl temel malzeme sirkedir.

Sefarad mutfağında sadece ekşi ve buruk tatlar yoktu. Yahudi mutfak kültüründe şeker de önemli bir yer alır. Zeytinyağında pişirilen soğuk sebze yemeklerinde birkaç kaşık şeker koymak adettendir. Kimi Sefarad yemeklerinde şekerin daha da baskın olduğu tarifler vardır. Yahudilerin yaptığı bir tür kabak dolması olan Kalavasas Yenas yemeğinde şeker ayrıca dolmanın üzerine yakılarak sos gibi eklenir. Trakya’da önemli bir Yahudi yerleşim yeri olan Edirne’de, Papeyada de Berencana adlı patlıcan yemeğine yarım bardak şeker konur. Günümüz sefarad mutfağında tatlılar ve şekerlemeler bakımından da oldukça zengindir.

‘’Etliye sütlüye karışmamak’’

Yahudi kültürünün önemli bir parçası olan yemekler diğer kültürler üzerinde ve özellikle diller üzerinde de iz bırakmıştır. Sefarad mutfağına ait kelimeler ve kavramlar, hem Türk, hem de İspanyol kültürlerinde yerel atasözü ve deyimler de yemeğin diller arası etkileşiminde önemli bir yer kazanıyor. Misal olarak ‘’Etliye sütlüye karışmamak’’ deyimi kişinin çetrefilli durumda kalmamak için kendini güvenceye alarak taraf olmadığı ya da riskli olabilecek hiçbir şeye karışmadığı durumlarda kullanıldığı gibi her iki toplumun kültürel etkileşimi. Bu örnek Musevi Kaşer kurallarında (Yahudi beslenme kuraları) yani aynı öğünde et ve süt ürünlerini birlikte yememek ve aynı kap kacakları karıştırmamak adetinde de karşılaşıyoruz.

Musevi ve Türk yemek kültüründe ve mutfak dilinde ortak kullanılan dillere sıkça rastlıyoruz.

Musevi aile geleneklerinde ikram edilen kahvenin yanında bir çeşit tatlı sunarlar ve bir çeşit tatlı olmadan sunmanın görgüsüzlük olarak kabul ederler. Meyve reçelleri veya çeşitli hoş kokularla tatlandırılmış şeker macunları, reçel ikramları için yapılmış özel gümüş takımlar da veya kristal de ikram edilir. Yahudi ailelerindeki ikram adabında tek bir kaşık tatlı almak her zaman konuk tarafından yeterli olacaktır. Tatlı yiyecekler, misafirperverlik ve doğum, ölüm ve düğünler gibi adetlerle ilişkilendirildiğin den farklı dinlerden komşular arasında diğer farklı yemeklerini de daha fazla paylaşmışlardır. Tatlıya olan düşkünlük ortak damak tadı aynı bölgelerde yaşayan Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman kültürler arasında, tatlı kültürü açısından oldukça yoğun etkileşim olmuştur. İspanyol ekmeği olan pandispanya Hıristiyan cemaat kültüründe Paskalya yortusunda yapılan bir çörek olarak geçiş yapmıştır ve bundan dolayı Türkçe’de Paskalya çöreği olarak isimlendirilir. Meyve ve sebze reçellerine verilen isimler genellikle Türkçe, İspanyolca ve Arapça karışımından oluşuyor. Kayısı reçeli  (dulse de kayesi), dulse de pera ( bu iki kelime İspanyolcadan gelmiştir, pera armut anlamındadır dulse de naranca Arapça turunç anlamına gelmektedir. Başka bir örnek ise dulse de karpuz ve dulse de uva blanka yani beyaz üzüm reçelidir. İspanyolların ünlü ayva ezmesi (bir tür murabba) membrilla Safarad mutfağında bimbriyo veya helva da bimbriyo olarak yer alıyor.

Sıklıkla rastladığımız ortak mutfak kültüründe  tane buğdaydan yapılan bir tatlının çeşidi olan Türklerin aşure, Ermenilerin anuş abur, Rumların koliva ve Yahudilerin trigo koço olarak ortak mutfak olarak görüyoruz. Sütlaç için aynı zamanda arroz kon leche ( sütlü pirinç), bayram ve özel günlerin içeceği olan şarope ( şeker macunu) günümüz Türkçesinde şarap ve şurup kelimesiyle benzerlik gösterir. Şurup kelimesinin kökünü oluşturan Arapça şrb kökünden türemiştir. Türkçe ve İspanyolca da içi peynir, et veya sebze harçlı tuzlu hamur işine verilen ad empanadas ve börek isimleri Ladino dilinde tatlılar için de kullanılmıştır.

Türk mutfağı ve İspanyol mutfağı tuzlu hamur işleri açısından oldukça zengin çeşitliliğe sahiptir. Türk mutfağındaki bazı börek çeşitleri Sefarad mutfağındaki empanadas ile büyük benzerlik taşır. Arasına veya içine tuzlu harç konmuş hamurişi olarak börekler her iki kültürün tariflerini alıp ve kendi özelliklerini de ekleyerek gelişmişlerdir. Sefarad böreklerinde tıpkı Türk böreklerinde ki gibi espinaka (pazı), kezo (peynir), patata (patates) ya da kıyma ile hazırlanan harç yapılır. Patlıcanlı harç berenjana (patlıcan) ise tam anlamıyla Sefarad mutfağını en belirgin böreğidir.

Empanadas türü olan hamur işlerine börekas denildiği gibi kat kat yufka ile yapılan klasik türk böreğine de bulemas deniliyor.Sefarad mutfağında çok sevilen börek türü bulemas yufka arasına çeşitli malzemeler döşenip yuvarlayarak sarılıp gül şeklinde burmalar yapılan gül börekleridir.

İzmir’in meşhur sokak yiyeceği olarak bilinen İspanyolların bir başka hamurişi boyoz ya da boyikos ise İspanyolca top anlamına gelen bollos kelimesinden türemiştir. Boyoz rende kaşar peynirinin hamurun içine yedirilerek ve yuvarlak şekil verilerek yapılan tuzlu hamurdan yapılır.

Çanakkale Yahudilerin mutfağından gelen mantikos adı Türkçe mantıdan gelen hamurişi mantı yemeği et ve yoğurt bir arada olduğu için Yahudi kurallarına göre girmemesine rağmen yörede en yaygın hamurişi olan mantının sadece ismini ödünç almışlardır.

Bir de tapdas vardır. Tapada turta şeklinde hazırlanan ve içi çeşitli malzemelerle doldurulup tepside pişirilen bir çeşit hamur işidir. Sefarad Mutfağında  yumurtayla sebze ve peyniri karıştırıp, bazen de ekmek kırıntıları ekleyip kızartarak yada fırınlayarak pişirilen fritadas  kabaktan yapılan bildiğimiz mücvere benzese de fırında pişirmek Yahudi mutfağına ait bir özelliktir.

‘’Tencerede ne piştiğini en iyi yemeği karıştıran bilir’’.

Yahudi mutfağı kendi kültürünü koruyan ve aynı zamanda muhafazakar yapının yanı sıra yenilikleri ve çağdaşlaşmayı da kucaklayan bir yapıya sahiptir. Ticari yetenekleri ve ilişkileri sayesinde yeni malzemeleri topluma getiren öncü bir rol de üstlenmişleridir. Mutfak kültürlerinin özünde var olmayan malzemeyi sonraki dönemlerde yaygın olarak kullanmışlardır. Türk Yahudilerinin, Yahudi yemekleri arasında ilk sırayı mutlaka pırasa köftesi alır. Köftes de Prasa ya da Albondigas de Prasa da denir. Prasa kelimesi Türkçe pırasa kelimesiyle aynıdır ve bu kelimenin kökeni yunancadır. Günümüz Türkçesinde kullanılan köfte kelimesi aslında Farsça’dan gelir. Köfte yapmak Arap mutfağından İspanya’ya gelmiş ve Yahudiler tarafından sahiplenilmiş Arapça kökenli bir sözcüktür. Arapça fındık veya daha geniş anlamına küçük yuvarlak nesne anlamına gelen al-bunduq’dan türemiştir. Günümüz Arap coğrafyasında ise köfte sözcüğü, İran veya Türk köftesi anlamına gelmektedir.

‘’Afiyet şeker olsun’’

Yahudi kültüründe yemek odasında her tür yiyecek için kutsama vardır. Dini gereklilikleri yerine getiren bir Yahudi meyve ve sebze, et ve balık, tatlı ve pastaların her biri için kutsama vardır. Yahudiler için yemek tanrı’nın bir armağanıdır. Yemeğe verilen önem, yemeğin hazırlanma aşamasında kendini gösterir. Kullanılan malzemelerin çok dikkat edilmesi, kaşerut kurallarına özen gösterilmesi ve sofrada ellerin yıkanması ritüelinin olması eski geleneklerden günümüze yansımasıdır. Musevilerde her birey mutlu bir gün için çok özen gösterirler. Sofralarında büyük şölen vardır. Bu şölen daima özel bir yemekle kutlanır. Bu özel yemekler Yahudiler için şükretme ve kutlama, mutluluk ve birliktelik içinde güzel bir yemek içerir. Bu özel günlerinde sofralarına özen gösterirler. İşlemeli örtüler örtülür, şık yemek takımları sofralarda yerini alır. Ekmeğin o günün anlamına uygun işlemeli bir örtü ile sofrada yerini alır. Yahudiler yemek sürecinde tanrıya şükürler eder ve kutlamaları, duaları özellikle sofra başında uygulanan ritüelleri mutlaka şarap eşliğinde yaparlar. Şarap Yahudiler için çok kıymetli ve kutsaldır.

‘’Oğlağı anasının sütünde pişirmeyeceksin’’

Musevilerin apayrı mutfak kültürleri vardır. Mutfaklarında koşer (helal) kurallarına uygun yiyecekler tüketirler. Etli yiyecekleri pişirdikleri tencerede farklı bir yiyecek pişirmezler. Sofrada önce et yendiyse, ağız çalkalanarak önce temizlenir. Sofra bezi, çatal, kaşık ve tabak değiştirildikten sonra bir şeyler yerler. Yani etliyi, sütlüyü birbirine karıştırmazlar. Elbette Musevi mutfağının alışkanlıklarında dinsel etkiler ağır basıyor ve daha ilk bakışta bu yemekler, diğer mutfaklardan farklı bir görünüm sergiliyor. Bu fark Tevrat’ta yer alan sağlık önlemlerinden kaynaklanıyor. Gündelik yemekler kutlama sofraları bu kuralların ışığında hazırlanıyor. Yıllardan beri süre gelen ‘’koşer’’ alışkanlığı buna en iyi örnek temsil ediyor. Musevilerin dinlerindeki koşer (helal) kurallarını sıkı sıkıya uygulayan Musevi mutfak yasakları; Musevilerde Müslümanlar gibi karada yaşayanlardan geviş getiren ve çift tırnaklı olan hayvanların etini yerken, diğerlerini tüketmiyorlar. Tavşan ve deve eti yasaktır. Etli yiyeceklerin piştiği kaplar ve sütlü yiyeceklerin piştiği kaplar, tabaklar ve çatalların ayrı olması gerekiyor. Hafif sütlü gıdaların yenmesinden sonra ağız çalkalanıp, masa örtüsü ve kap kaçak değiştirildikten sonra etli yiyecek yeniliyor. Sefaradlarda 6 saat, Polonya kökenli Museviler olan Aşkenazlar’da ise 3 saat geçmeden sütlü bir yiyecek yenilmiyor. Balıklardan pullu ve yüzgeçli olanlar dışında kalanların, kabuklu hayvanlardan midye ve istiridye dahil yenilmiyor ve helal olarak kabul edilmiyor. Aynı zamanda kesilen hayvanların arka bacakları da yenilmiyor. Katkısız bir şekilde üretilmek zorunda olan şarap ise kutsal olarak kabul ediliyor. Museviler, Cuma akşamından başlayan kutsal günleri cumartesi’ye sarhoş olmayacak kadar şarap içerek duaya başlıyor. Evlerinde iki mutfak veya iki ayrı buzdolabı bulunduruyorlar. Birine et ürünlerini, diğerine ise süt ürünlerini koyuyorlar. Tevrat’taki ‘’oğlağı anasının sütünde pişirmeyeceksin’’ cümlesine dayanarak et ve sütün birlikte yenmemesi kuralı en önemli bir noktadır Musevi mutfağında.

‘’Bizi yok etmeye çalıştılar, biz kazandık. Öyleyse yiyelim!’’

Neşeli Musevi bayramlarında özel bir sofranın etrafında toplanılmayan bir bayram ya da aile kutlaması yoktur. Yemek ailenin birlikte olmasına olanak tanır. Birbirini gerçekten sevenler arasında sohbeti destekler. Bir kahve molasından fazladır. Evde Tanrı’nın kutsadığı yiyecekleri ve aile sıcaklığını tadarak geçirilen bayramlar.

Musevilerin Yeniyıl bayramı olarak kutladıkları ‘’Roş Aşana’’  yılın başı veya yılın birinci günü demektir. Yahudilerin yeni yılı olarak bilinen Roş Aşana, Eylül ve Ekim ayları arasında bir güne düşer. Roş Aşana çalışmak demektir. Günün büyük bir bölümü sinagogda duada geçer ve günlük olağan ibadet daha uzun sürer. Ayrıca aile bireylerinin bir araya gelip birlikte yemek yemeleri ve bu bayramlarda tatlı bir yılı temsil eden bala batırılmış elma yemek adettendir. Yeni yılda dileklerin bol ve bereketli olması için nar’da yenilir.

Yom Kipur Yahudilerin en kutsal günleridir. Her aile bireyi adına tavuk veya horoz adağı yapılması adettendir ve bu adetler fakirlere ya da ihtiyacı olanlara bağışlanır. Geceden başlayarak 25-26 saat süren oruç tutulur. Tanrı’dan af dilenir. Ruhun arındırıldığı, geçmiş yılın günahları için özür dilendiği bir gündür. Yom Kipur’da sadece Tanrı’ya karşı işlenmiş günahlar af olunur, başkalarına karşı işlenmiş değil. Kişiye yapılan günahlardan kurtulmak için, o kişiden özür dileyip yanlışlarını düzeltme yolu aranır. Bu bayram saflığını simgeleyen beyaz giysiler giymek adettendir. İnsanların günahlarının kar gibi aklanacağını hatırlatır ve bazı erkekler ölülerin giydiği uzun beyaz gömlek (kitel) giyerler. Bu özel günde aileden oruç almak ve oruç tutmak için sofrada bir araya gelinir. Yemeklerin yanında domates sosunda tavuk eti yenmesi gelenek halini almıştır. Bu günde sofrada yiyeceklerle kavun çekirdeğinden hazırlanan, özel bir tatlı olan ‘’subiya’’nın içilmesi ve zeytinyağına batırılan taze ekmek dilimi yenerek oruç açılması da bir sefarad geleneğidir.

Musevilerin Sukot (Çardaklar Bayramı), Simhat Tora, hanuka (ışıklar bayramı), Tu Bişvat (Doğanın Bayramı), Purim (Karnaval Bayramı), Pesah (Hamursuz Bayramı) ve Şavuot gibi özel günlere sahiptirler. Sukot (Çardaklar Bayramı), Hasat bayramı olarak kutlanır ve Sukot’un simgesi bahçelerde ya da açık alanlarda hazırlanan küçük çardaklardır. Hatta çardaklarda yenilip, içilmesi ve atalarının mısır esaretinden kurtuluşlarının, kırk yıl çölde geçirdikleri süreyi hatırlarlar.

Simhat Tora Sukot’un dokuzuncu gününe verilen addır. Simhat tora mutluluk ve çoşku dolu bir bayramdır. Şarkı ve danslar eşliğinde Sefer Tora’ların sinagog içinde dolaştırılması gelenektir. Tora ya da Sefer Tora Yahudilerin kutsal kitabıdır.

Hanuka (Işıklar Bayramı) İbranice ‘’adama’’ veya ‘’kutsama’’ anlamına gelir. Noel bayramına yakınlığı yüzünden Batı’da en çok bilinen Yahudi bayramıdır. Yahudi olmayan birçok insan bu bayramı ‘’Yahudi noel’i’’olarak düşünür. Hanuka, Roş Aşana, Yom Kupir, Sukot ve pesah kadar önemli bir dini bayarm değildir. Tek dini geleneği kandil veya mum yakmaktır. Mumlar, menora veya hanukiya denilen dokuz kollu özel bir şamdanda sekiz gün süreyle, her gün bir mum artırılarak yakılan mum ve kandiller, ümidin ve neşenin simgesidir. Evlerde kadayıf, susam tatlısı gibi tatlıların hazırlanması ve çocuklara harçlık veya hediye verilmesi bu bayramın güzel gelenekleri arasındadır.

Tu Bişat (Doğanın Bayramı) yeni yıl kutlaması olarak da kabul edilir. Uzun bir kış döneminden, baharın yaklaşmakta olduğu ve doğanın tekrar canlanmasının kutlandığı ve ağaç dikmek geleneğinin hakim olduğu bayramdır. Bu bayramda aileler bir araya toplanır. Yenilen çeşit çeşit kuruyemişler, taze meyveler arasında buğday, arpa, incir, üzüm, hurma, zeytin ve nar mutlaka sofralarda yerini alır. Bu bayram’ın değişmez tatlısı haşlanmış buğday ile yapılan ve üzerine ceviz serpilerek yenen ‘’Trigo Koço’’ dur. Çocuklar bu bayramda anne veya  büyükannelerinin diktikleri  veya değişik şekillerde süsleyerek hazırladıkları kuruyemiş, çikolata gibi küçük süprizlerle dolu Tu Bişat torbalarını alarak gecenin bitiminde, ellerinde rengarenk torbalarla, mutlu ve heyecanlı gülümseyerek ayrılırlar.

Purim (Karnaval Bayramı) Yahudilerin en neşeli bayramıdır. Yahudilerin eski İran’da (Pers İmparatorluğu) yok edilmekten kurtulmalarını kutlarlar. Kraliçe Ester tarafından engellenmesinin kutlandığı, kıyafet baloları ve karnavallar düzenlenerek kutlanan bir bayramdır.

Purim’in hikayesi eski Ahit’te ‘’Ester’’in kitabında anlatılır. Hikaye’nin kahramanları Eski İran’da yaşayan çok güzel bir genç kız Yahudi kızı olan Ester’le onu kızı gibi yetiştirmiş olan kuzeni Mordeyha’dır. Ester İran Kralı Ahaşveroş’un Sarayına gelin gider. Ahaşveroş Ester’i bütün öbür kadınlardan daha çok sever ve onu kraliçe yapar. Bu süre içinde Modeyha’nın tavsiyesi ile kimliğini saklamış olan Ester’in Yahudi olduğunu bilmez. Aman Kral’ın bencil ve kibirli olan veziridir. Aman kendisinin karşısında eğilmeyen Modeyha’dan nefret eder ve bu nedenle bütün Yahudileri cezalandırmayı planlar. Kral’a ‘’Hükmettiğiniz diyarlarda kendi halkınızın içinde, farklı kanunlarla yaşayan ve Kral’ın kanunlarına boyun eğmek istemeyen bir zümre var. Bu kişilere hoşgörü kral’ımıza yakışmaz’’ deyince Kral Yahudilerin kaderini Aman’a bırakır. Aman’da bütün Yahudileri öldürmeyi planlar. Durumu öğrenen Mordehay Ester’i Yahudiler adına Kral’la konuşmaya ikna eder ve bu durum Ester’i tehlikeye sokar. Çünkü; Kral’ın karşısına çağrılmadan çıkmanın cezası ölümdür. Ester Kendini hazırlamak için üç gün oruç tutuktan sonra Kral’ın karşısına çıkar. Kral Ester’i sıcak karşılar. Ester daha sonra Kral’a Vezir’i Aman’ın Yahudilere karşı entrikasını açıklar. Yahudiler kurtulur ve Aman Mordehay için hazırlamış olduğu darağacına asılır.

Baharın gelmesiyle ısınan havalarla Purim Bayramı daha şenlikli geçer. Bayramdan bir gün önce Ester oruç’u tutulur ve sinagoglarda Ester Meligası seslendirilir. Ailelerin birbirlerine tatlı tabakları yollamaları gelenektir. Aman’ın kulakları kurabiyeleri ile ‘’Şamliyas’’tatlısı her evde yapılır. Oruç’un açıldığı ilk akşam etli yemekler yerine peynirli yiyecekler tercih edilir. Bayramın ikinci günü geleneksel bayram sofraları kurulur. Aile bireylerinin birbirlerine hediye alırlar ve ihtiyacı olan kişilere edilir, bağışta bulunulur.

Pesah (Hamursuz Bayramı) sözcüğü İbranice’de ‘’geçmek veya atlamak’’ anlamına gelir. Yahudilerinin Mısır köleliğinden kurtularak, özgürlüklerine kavuşmaların anıldığı bir bayramdır. Yahudi inanışına göre, Mısırlıların ilk doğan çocuklarını öldürmeye gelen Tanrı’nın Yahudi evlerini atlamasını simgeler. Pesah ayrıca Kudüs’teki tapınaklara kurban edilen kuzuya verilen addır. Pesah’ta yenilen buğdaydan yapılmış mayasız ekmek ‘’matsa’’un ve su karışımı ile çok hızlı pişirilerek yapılır. Yahudilerin mısırdan kaçarken aceleyle pişirdikleri ekmektir. Pesah Bahar Bayramı olarak anılır ve evlerde bahar temizliği yapılır. Pesah yemeklerinde çok yumurta kullanıldığı için evlere düzinelerce yumurta alınır. Evlerde bayramlarda kullanılan, mutfaklarda kullanılan araç ve gereçler, yemek takımları sofralarda yerini alır. Pesah’tan bir gün önce evlerde mum ışığı yakılır ve evin herhangi bir köşesinde ekmek kırıntısı veya hamur kırıntısı kalıp kalmadığı araştırılır. Bu bir bireylerinin neşeyle paylaştığı bir aile geleneği halini almıştır.

Pesah’ın kutlama gecelerinde, sofralarda bulunan özel bir tepsi bulunur. Bunların içinde hamursuz ekmeği matsa, bütün bir marul ( acı ot), kuzu kemiği, sirke, kereviz yaprakları ve yumurta bulunur. Ayrıca bir kasede bulundurulan ‘’haroset’’ tatlı bir reçel olup koyu rengiyle Mısır esaretini hatırlarlar. Pesah’ın kendine özgü birçok yemekleri vardır. Sarımsaklı et yemeği, pesah reçeli, hamursuz tatlısı, patatesli kuzu fırın, pesah keki, tavuklu fırın makarna gibi.

Şavuot, Tora’nın Sina Dağında Musa Peygamber’e Tanrı tarafından verilmesinin anımsandığı ve ürün olarak Mısır hasadının kutlandığı bir bahar bayramıdır. Bu bayramda gençlerin başlarına çiçeklerden yapılmış taçlar takarak dans ederler. Bu bayramda etli yemekler yenmesi gelenektir. Bu gece için peynirli ojaldres, fritadas ve sütlaç gibi yiyecekler sofrada yerini alır.