pezevenkler sinagogu tanrılarına neşelig*tlü dua
biz bu civarları iyi biliriz,
pezev*nkler sinagogunda1 atalarımız dolanır
polonyalı sinek avlar, pezevenk sakalını çıkarır silkeler
or*spular osurur ve fal bakar
biz onların neşelig*tlü2 hayaletleri oluruz
galata’da fink atarız, marul ve reçel yeriz3, ağzımız doluyken konuşuruz, dua ederiz ve sederde kızoğlanlara4 su tutarız5.
nedir yani ? ibn*ler ve sokak sürtükleri ibadet edemez mi ?
alamaz mıyız tanrıyı karşımıza ? bir çift laf edemez miyiz, şükür allaha diyemez miyiz ? oysa biz konuşmasını çok iyi biliriz. bir dünürler toplantısında gibi, kralı devirir yerine veziri koyarız.
biz öldüğünü sandığınız dillerde bağırırız
unuttuğumuzu sandığınız her şeyde hafıza buluruz, hatırlarız
bağırsağınıza takılır kalırız, müshille bile hazmedilmeyiz, öyle gıcığızdır, kabayızdır, p*çizdir ölüyü çok yıkama dirilir derler.
eksikliklerimiz vardır, çalınmış ve çırpılmışızdır çünkü, biz onları belimize takarız payımıza düşen kemiği zerafetle yeriz.
sonra yumuşak yumuşak yürür, tekerlek gibi döneriz6
ve en göz alıcı halimizle, dolunay yüzlerimiz pasparlak, şöyle hanım hanımcık, şal ve *m, doğru çarşıya,
bizi soktuğunuz çukurlardan çıkarız, hibe ve osurukla diriliriz
hükümet meselelerine karışırız, ve her oturuğa k*çımızı koyarız
gider bütün devletsizleri peşimize takarız
selanikli federasyonla7 yürürüz
yanımızda bir bulgaristanlı, bir yunanistanlı bir de “o biçim”8 birileri
önümüzde avraam benaroya9, bir unutulmuş otonomist10
1910 gibi bir yılda, bir şemuel’in kulağına fısıldamıştır pek tabii :
“hem ne diye konuşalım biz Allah’ın dilini ? biz analarımızın dilini konuşuruz ve onu devrimin dili yaparız”
sonra büyük ihtimalle bağırmıştır cırcır sesiyle sopa yüzlü, kabuklu ahmaklara, saraylara ve ay ışığında yetişmiş hıyarlara :
“sınırlar porselen tabakta sunulmuş osuruktur !”
biz göbeğimizden bağlanmışızdır zaten birbirimize,
ne gerek bi de orduya ve başımızda nohutlar meclisine ?
hem biz öyle yüksek duvarların içine girmeyiz,
dışarıdan üstüne yazı yazarız.
işte, aslında vardı bir çaresi
şaşırılacak ne var,
bize de miras kaldı ağzını tutamayan or*spulardan ve propagandacılardan
biz tarihin ortasından geçtik,
yıkılan imparatorlukların göbeğinde
giderayak neşelig*tlü otonom bölgeler kurduk
ve hep orada yaşadık
şimdi toplayın eteklerimizden dökülenleri
ispanyol kelimelerimizi nikah şekerleri gibi paketleyin,
dilinizde boncuk ve kurdelalar saklayın,
sonra çıkarın onları, kirli dişlerinizle gülümseyin
ne münasebet ölmek, iki büklüm olmak, yıkılmak
allah korusun canım,
sarımsak ve çivi,
limon ve deniz suyu, başımıza hiç kötülük gelmesin,
amin
Bu şiir, Kuir Otonom Bölge (Queer Autonomous Zone) projesi için hazırlanan çokdilli kuir bir fanzin için yazıldı. Fanzin, Türkiye ve Avrupa’dan, kurumsallaşmamış beş dili (Karelce, Kosova Romancası, Kurmancı, Süryanice ve Ladino) konuşan beş lubunya’nın bu diller bağlamında özerklik ve sınır meselelerini nasıl anladıklarına dair beş adet manifestodan oluşuyor.
Bu çağrıya cevap verirken, Türkçe bir şeyler yazıp Ladino’ya çevirmek istemedim. Direkt olarak Ladino’dan yola çıkmak istedim. Böylece, dilin espri anlayışını, argosunu ve mizacını ortaya koyan çok sayıda Ladino deyim kullandım. Ladino’yu ve zenginliğini okuyucuya hissettirmek için, bu deyimleri Türkçe’ye motamot çevirdim.
Lubunyalık ve Ladino’nun kesişiminde bir şeyler hayal etmek çok zevkliydi benim için. Her şeye rağmen yaşamayı, kendimizi inatçı bir mizah ve zerafetle yeniden ve yeniden inşa etmeyi, en darbe aldığımız yanlarımızı meydan okuyucu bir asaletle taşımayı bana öğreten, Lubunyalık ve edebiyatı, fark ettim ki Ladino’yu algılayış biçimime de etki etmiş. Israrla dilime tutunmamda ilham olmuş bana. Bu yüzden, bu iki konu bana şaşırtıcı derecede uyumlu geldi.
Ladino’daki homofobik ve mizojin ifadeleri sahiplenerek dönüştürdüm. Böylece, Ladino’nun ve Sefarad kültürünün kendi içindeki cis-heteroseksizmle mücadele eden ve Sefarad lubunyayı, Sefarad marjinali (seks işçisini, enternasyonalistini, anarşistini) merkeze alan bir öznellik kurdum. Periferinin periferisinde, kendi bulunduğum merkeze ulaştım.
Diğer taraftan, Ladino’nun kendine has bir lubunyalığı olduğunu düşünüyorum (sanırım onda kendime benzeyen şeylere daha çok dikkat ediyorum). Bir düzenbazlığı, espritüel ve tekerlememsi bir yanı var. Bunu dile yerleşmiş deyimler ve melez ifadelerle sağlıyor. Diller arası manevra alanının çok geniş olması burada büyük bir rol oynuyor. Gramer kurallarını, kültürleri ve kavramları sonsuz bir özgürlükle birbirine katabiliyor, bu da o dilsel düzenbazlık için mükemmel bir saha yaratıyor. Dili daha derinden kavrayıp bir de Ladino yazı yazınca, bu yönlerini daha iyi gördüm ve büyüklerimizin neden Ladino’ya sürekli “uydurma bir dil” dediklerini anladım. Ladino hakikaten de çok “uydurma” bir dil. Fakat bu uydureadoluk (Ladino: “uydurulmuşluk”) bir çok kişinin düşündüğünün aksine; dili daraltmıyor, genişletiyor. Ladino’nun bütün kuvveti orada yatıyor. O diller arası uydurmalar ve espriler bütün bir halk tarafından yıllarca tekrar ediliyor, uydurma olmaktan çıkıyor ve bizim dilimiz, bizim argomuz haline geliyor, Lubunca’da olduğu gibi.
Aslında, düşününce bütün diller melez ve uydurma. Ladino’nun yoğun göç tarihi tabii ki bu özellikleri arttırıyor. Fakat Ladino’da bu kadar göze çarpmasının diğer bir sebebi de, Ladino’nun “merkeze” uzaklığının, çepersel konumunun her zaman farkında olması belki de. Farkında olmak zorunda. Bir ulus-devlet dili gibi, kendini merkeze alıp, kendini saf bir norm kılıp, uydureadoluğunu ve melezliğini örtbas edemez. Böylece, çepersel konumunu kabul eder, kendisini çok da ciddiye almaz, kendisiyle alay eden bir üslup takınır ve dili zekice, espritüel ve düzen-bozucu bir şekilde kullanabilir. Yine bu özellikleriyle de merkeze uzaklığının ve uydurmalığının oldukça farkında olan Lubunca’ya yakın geliyor benim için.
Bahsetmeye değer diğer bir şey de Ladino’nun kadınlıkla ilişkisi. Çoğunlukla evde konuşulan bir çok azınlık dili gibi yoğun olarak kadınlar tarafından kullanılan ve aktarılan bir dil. Bu sebeple Ladino’da güçlü bir kadın argosu var. Kullandığım bazı deyimleri kendisine danışırken anneannem de bunu doğrulayan bir şey söyledi : Bu lafları hep yaşlı kadınlar söylerdi… Sonuç olarak Ladino, kadın-erkek, Türk-Yahudi, İspanyolca-Türkçe arasında kalmış; o cinsiyeti ve yönelimi belirsiz halinden tutarlı bir dil ve zekice bir mizah çıkarıyor. Bu da pek lubun bir şey.
Uydureado diye çoğu Sefarad tarafından bile küçümsenen Ladino benim için yıllar içerisinde yalnızca derinleşti ve nüans kazandı. Kendi tarihine ve kültürüne, kendi toplumunun içindeki çatışmalara referans verebilen zengin bir dile ve bir sanatçı olarak yapısıyla oynayabileceğim ilgi çekici bir materyale dönüştü. Ladino ölürse, ne kadar çok şey kaybedeceğimizi de anladım. Şu anda, dili bugüne taşımak istiyorsak, bu bazı şeyleri tutmak, bazılarının anlamlarını değiştirmek ve bir şeyleri vurup kırmak ile mümkün. Ladino’yu “yarım yamalak” biliyorsak, onu ustaca yarım yamalak konuşmalıyız. Nitekim Ladino’nun bütün olayı da budur. Yani, biz bir şeyler öğrenir, sonra onları büyük bir ciddiyetle birbirine sokar, karıştırır ve bozarsak, gayet iyi Ladino konuşabiliriz. Zaten, “hayatta kalmak” tam da böyle bir şeydir. Ladino bir deyimin söylediği gibi, dünya yuvarlaktır, döndüremeyen dibine düşer.
119. yüzyılda Galata ağırlıklı olarak Yahudi nüfusa ev sahipliği yapıyordu. 1897 yılında, bölgede seks ticareti yapan Yahudiler civardaki sinagoglardan kovuldu. Bunun üzerine, çoğunluğu Polonya kökenli Aşkenaz Yahudisi olan Yahudi seks işçileri ve pez*venkler, ibadet etmek için halk arasında Ladino El Kal de los Pezevengos (“Pez*venkler Sinagogu”) olarak bilinen Galata’daki Or Hadash Sinagogu’nu açtılar. 1915 yılında, fuhuş yapan birçok Yahudi sınır dışı edildi, ancak Pez*venkler Sinagogu 1987 yılına kadar ibadete açık kaldı. Belirtmek gerekir ki Osmanlı İmparatorluğu’nda Müslüman kadınların seks işçiliği yapması yasaktı; bu nedenle fuhuş büyük ölçüde gayrimüslimler tarafından yapılıyordu.
2 Ladino’da kulo alegre (“neşeli g*t”) ifadesi lubunya ve eşcinselleri tanımlamak için kullanılır.
3 Yahudilerin, marul ve haroset adında özel bir reçel yedikleri Pesah sederi ritüeline bir gönderme. Marul ve haroset, kölelikten sonra özgürlüğü sembolize eder.
4 Ladino’da ijoghlan (“kızoğlan”) maskülen kadınları ifade eder.
5 Pesah Sederi ritüelinin el yıkama bölümüne (Urchatz) bir göndermedir. Benim ailemde bu eylemi yalnızca evin reisi olarak görülen erkek gerçekleştirir.
6 Ladino’da blando (“yumuşak”) ve karucha (“tekerlek”) kelimeleri lubunya ve eşcinselleri ifade eder.
7 Ladino’da kısaca La Federasyon olarak bilinen Sosyalist İşçi Federasyonu, 1909 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde Selanik’te kurulan sosyalist bir örgüttür. Çoğunluğu Yahudi işçilerden oluşan örgüt, aynı zamanda Bulgar, Rum ve Türk işçileri de içeriyordu. La Federasyon, Osmanlı’daki diğer sosyalist partilerin aksine hiçbir milliyet esasına dayanmıyordu ve farklı milletlerden işçileri tek bir işçi hareketi altında birleştirmeyi amaçlıyordu. Yayınlarını çoğunlukla Ladino ve Bulgarca, ayrıca Türkçe ve Yunanca olarak yapıyordu. Federasyon, Osmanlı’nın en güçlü sosyalist partisi haline geldi. Dönemin koşullarına meydan okuyarak, son derece ilerici bir politik tutum benimsediler ve emek birliğini ve enternasyonalizmi savundular.
8 Ladino’ya Türkçe’den geçen o bichim (“o biçim”) ifadesi lubunya ve eşcinsellerden bahsetmek için kullanılır.
9 Bulgaristanlı bir Yahudi olan Avraam Benaroya, La Federasyon’un lideriydi. İşçi örgütlenmesindeki öncü rolünün yanı sıra, Yahudi meselesiyle yakından ilgileniyordu ve antisemitizm ve asimilasyonla mücadeleye kendini adamıştı. Benaroya, Yahudilerin zulüm görmeden özgürce yaşayabilecekleri, etnik bölünmelerden arınmış bir devlet tahayyül ediyordu. Hem kişisel olarak hem de Federasyon aracılığıyla, İbraniceyi tercih eden Siyonistlere karşı Ladino’yu kararlılıkla savunuyordu.10 Benaroya ve La Federasyon, Yahudi Özerkliği düşüncesinden ve ulusu topraktan radikal bir şekilde ayıran “Ulusal kişisel özerklik” ilkesinden etkilenmiştir. Bu yaklaşım, bir ulusun coğrafi olarak dağılmış üyelerini “toprak temelli kurumlarda değil, basitçe kişilerin birbirlerine bağlılığında” (Otto Bauer, The Question of Nationalities and Social Democracy) örgütler ve ulusu toprakla sınırlanmamış bir varlık haline getirir. Bu düşünceye göre, bir halkın birliği için ulus devlet gerekli değildi. Devletler federasyonlar biçiminde örgütlenebilir; Yahudiler (ve diğer halklar) yerel konseyler aracılığıyla yönetime katılabilirlerdi. Onlar, bir devlet içindeki toplulukların yerel komiteler aracılığıyla birbirine bağlı olduğu, diasporadaki halkların ise ortak dil ve kültürel miras üzerinden bağ kurduğu bir dünya tahayyül ediyorlardı; topluluk ve aidiyetin çoklu biçimlerde var olduğu bir dünya.
orasyon de kulo alegre al kal de los pezevengos
mozostros konosemos byen el entorno
muestros ansestros dolashean en el kal de los pezevengos1
el lehli apanya moshkas, el pezevenk kita i sakude su barva,
las putas pedan i endivinan
mozostros mos azemos sus espektros kulo alegres2 mos damos ayres en galata, komemos lechuga i dulse, avlamos kon la boka yena, orasyonamos
i servimos agua a los ijoglanes3 en el seder.
kualo ay ? las karuchas i las surtukas de kayes no pueden orasyonar ? no podemos aftrontar los dyos ? no podemos parlatear un poko, dezir bendicho el dyo ? ma mozostros savemos muy bien avlar, komo en una topadura de kosuegros, kitamos al rey metemos al vizir.
gritamos en lenguas ke vozostros kreesh muertas
topamos memorya en todo ke kreesh ke olvidimos, mos akodramos,
mos kedamos en vuestras tripas, no abashamos ni kon purga, somos tan aversizes, desmodrados, mamzeres
no laves muncho el muerto, se arebive.
tenemos mankuras, porke fuimos rovados i aharvados, mozostors metemos estos al bel komemos kon arte el gueso ke mos kayo en parte.
dospues kaminamos blandikos, mos tornamos komo karucha4
i en muestro hal mas parparli, kon muestras karas de luna en kinze, muy hanumes muy ermozikas,
shal i shesho, al charshi derecho,
salimos de las foyas ke mos metitesh, mos arebivimos de dados i de pedados mos karisheamos en echos de hukumet, i en kada chukal metemos muestros kulos
vamos yevando detras de mozotros todes ke no tyenen estado
kaminamos kon la federasyon de salonika5
a muestro lado, un bulgaristanli, un yunanistanli i unos ke son o bichim delantre de mozostros, avraam benaroya6, un otonomisto7 olvidado
por seguro ke en un anyo komo 1910, aviya murmurado en la oreja de un shemuel : “de ke avlariamos la lengua de dyo ? mozostoros avlamos la lengua de muestras madres i la azeremos la lengua de la revolusyon”
dospues, probavlemente avra gritado kon su voz de chichigaya
a las karas de palo, los bovos kon krosta,
a los palasyos i pipinos kreshyados al lunar :
“las frontyeras son un pedo en chini, eskudyado en furfuri !”
mozostros zaten estamos atados de l’uno a l’otro de ombligo,
ke menester ay de una armada i un parlamento de garvansos sovre muestra kavesa ? en todo kavzo mozostros no entramos adyentro de estas paredes grandes, eskrivmos sovre eyas de afuera.
na, aviya un remedyo en realidad
ke ay de enkantarse ?
mos kedo de erensya de putas i propagandistas avlastones
mozostros pasamos por el medyo de la istorya,
establesimos zonas otonomas kulo alegres djusto en medyo de imperyos abatidos i syempre bivimos aya.
agora arrekoje todo lo ke kaye de muestros fostanes
empakete muestros biyervos espanyoles komo sharopes de boda
eskonde en sus lenguas ahrandas i kordelas
dospues kita las, sonrei kon sus dyentes susyos
ke menester tyene murir, estar amurchados, abatidos
el dyo no trayga
ajos i klavos
limon i agua de mar, ke no tengamos dingun mal
amin
1 En el siglo 19, la mayor parte de los moradores de Galata eran los djudyos. En el anyo 1897, los djudyos ke eran metidos en prostitusyon fueron echados de los kales del entorno. Por esto, las prostituidas i los pezevengos djudyos, en mayoria djudyos ashkenazim de orijen polonezo, avrieron El Kal Or Hadash en Galata, konosido komo El Kal de los Pezevengos en Ladino, para pueder kumplir sus deveres relijyozos. En 1915, la mayoria de los djudyos metidos en prostitusyon fueron deportados del pais. Ama, El Kal de los Pezevengos sigyo avyerto asta el anyo 1987. Kale presizar ke en el Imperyo Otomano, la prostitusyon de la mujeres muzulmanas era defendida por la ley otomano. Entonses, la prostitusyon se aziya por las mujeres non-muzulmanas en mayoria.
2 Kulo alegre sinyifika omoseksual en Ladino.
3Ijoglan sinyifka mujer maskulina en Ladino.
4 Blando i karucha sinyifikan omoseksual en Ladino.
5 La Federasyon Sosyalista Lavoradera, konosida komo La Federasyon, es una organizasyon sosyalista ke se establesyo en Salonika en 1909 en periodo otomano. La mayoria de los myembros de la Federasyon eran ovradores djudyos, ama la organizasyon kontenia ovradores bulgaros, griegos i turkos tambien. Al kontraryo de los otros partidos sosyalistos otomanos, La Federasyon no estava bazada en dinguno prinsipyo de nasyonalidad i teniya komo buto de unir a ovradores de nasyones diferentes abasho de un solo movimiento ovradero. Aziyan sus publikasyones en Ladino i Bulgaro mas frekuente, i tambien en Turko i Griego. La Federasyon se izo el partido sosyalisto mas fuerte del Otomano. Desafiando las kondisyones del periodo, adoptaron ideas progresistas, i defendieron la unidad ovradora i enternasyonalizmo.
6Avraam Benaroya, un djudyo de Bulgarya, era el lider de la Federasyon. En desparte de su rolo pionaryo en la solidaridad ovradera, se interesava de serka al mesele djudyo i luchava kontra el antisemitizmo i la asimilasyon. Benaroya imajinava un estado sin divizyones etnikas ande los djudyos podrian bivir sin violensia. Defendia Ladino kon firmeza, a traves de la Federasyon i de manera personal, kontra los sionistos ke preferian Ebreo,
7 Benaroya i La Federasyon estavan influensyados por las ideas del Otonomismo Djudyo i del prinsipyo de “Otonomismo Nasyonal Personal”. Esto, organiza los myembros desparzidos de una nasyon, “no abasha de institusyones bazadas en territoryo, ma simplemente en atadura de inidividuos de l’uno a l’otro”. (Otto Bauer, The Question of Nationalities and Social Democracy)
Görsel: Queer Autonomous Zone fanzininin kapak illüstrasyonu.