İçeriğe geç

Midyat Ezidileri: Geçmişin Küllerinden Bugüne 'Öteki'nin de Ötekisi Olmak, Diaspora ve Geri Dönüş - Rengin Uçkan

Yazan Avlaremoz
Midyat Ezidileri: Geçmişin Küllerinden Bugüne 'Öteki'nin de Ötekisi Olmak, Diaspora ve Geri Dönüş - Rengin Uçkan
Bacine Köyü kalıntıları, Midyat.

Mezopotamya, tarih boyunca çok sayıda farklı etnik, kültürel ve dini gruba ev sahipliği yapmış, bu özellikleriyle dünyanın en eski medeniyet alanlarından biri olarak kabul edilmiştir. Bu coğrafyada binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan topluluklardan biri de Ezidilerdir. Ezidilik inancı, kökenleri Antik Mezopotamya inanç sistemlerine, Zerdüştlüğe, Maniheizme ve İslam öncesinde var olan yerel inançlara kadar uzanan, kendine has ritüelleri, felsefi temelleri ve katı toplumsal kuralları olan kapalı bir inanç sistemidir. 

Türkiye sınırları içinde özellikle Mardin, Batman, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak gibi illerde ve bunlara bağlı dağlık ve kırsal yerleşimlerde yoğun olarak yaşamış olan Ezidiler, yüzyıllarca bölgedeki baskın dini, politik ve idari yapılar karşısında dezavantajlı, hatta zaman zaman tamamen dışlanmış bir konumda kalmışlardır. 

Toplumsal yapının korunması ve inancın nesilden nesile aktarılması sürecinde coğrafi koşulların rolü görmezden gelinemez. Dağlık alanlar ve sarp vadiler onlar için dış dünyadan gelen baskılara karşı birer sığınak işlevi görmüştür. Ancak bu izolasyon, aynı zamanda merkezi yönetimlerle ve çevre topluluklarla entegrasyonu zorlaştırmış, karşılıklı önyargıların derinleşmesine ortam hazırlamıştır. Türkiye'nin idari ve sosyal yapısı içinde Ezidiler, ne tam anlamıyla bir azınlık olarak tanınmış ne de yerel halkın çoğunluğu tarafından tam kabul görmüştür. Bu durum, onların sürekli bir öteki şeklinde yaşamasına neden olmuştur. Gaston Bachelard'ın "Mekanın Poetikası" adlı çalışmasında ele aldığı üzere, sarp coğrafi yapılar ve dağlık sığınaklar insan topluluklarına dış dünyadan korunma alanı sağlarken, aynı zamanda onları dış dünyaya karşı kapalı ve tecrit edilmiş bir varoluşa mahkum eder.

İnanç Sistemi, Teolojik Yapı ve Toplumsal Sınırlar

Ezidilik inancının teolojik yapısı dışarıdan bakan insanlar için uzun süre yanlış anlaşılmış, çeşitli önyargılara ve karanlık mitlere kurban edilmiştir. Ezidilik inancının merkezinde Melek Tavus figürü yer almaktadır. Dışarıdaki toplumlar tarafından tek taraflı ve yanlış bilgilendirmelerle farklı anlamlar yüklenen Melek Tavus, Ezidi inancında Tanrı tarafından evreni korumak ve yönetmekle görevlendirilen baş melek olarak görülür. Ezidiliğin en temel toplumsal kurallarından biri, dışarıdan kimsenin bu dine kabul edilmemesidir. Ezidi olmak için anne ve babanın ikisinin de Ezidi olması kesin bir şarttır. Bu yapı, topluluğun dış dünyaya karşı kapanmasına, yabancılara karşı mesafeli durmasına ve kendi kültürel ile inançsal sınırlarını çok sıkı bir şekilde korumasına zemin oluşturmuştur. Yazılı kutsal metinlerin bulunmayışı, inancın sözlü gelenek yoluyla nesiller boyu aktarılmasını zorunlu kılmış ve Alman filozof Walter Benjamin'in "Pasajlar" ile "Hikaye Anlatıcısı" çalışmalarında belirttiği gibi, toplumsal hafızanın bizzat yaşayan insanların sesinde, ezgilerinde ve günlük pratiklerinde saklanmasına yol açmıştır.

Yazılı kutsal metinlerin bulunmaması, inancın sözlü gelenek yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılmasını zorunlu kılmıştır. Kewê ve Qewl adı verilen dini deyişler, ilahiler, ezgiler ve dualar, topluluğun hafızasını, tarihini ve inanç esaslarının parçalarıdır. Bu sözlü aktarım mekanizması, topluluğun dilini ve hafızasını korumasını sağlamış fakat beraberinde dış dünyayla entelektüel bir kopuşu da getirmiştir. Ezidilerde ibadetler güneşe dönük bir şekilde yapılır. Sabah, öğle ve akşam olmak üzere günde üç kez gerçekleştirilen bu ibadetlerde güneşe duyulan saygı ve minnet önemlidir ve ön plandadır. Ayrıca su, ateş, toprak ve ağaç gibi doğanın parçalarına karşı büyük bir hassasiyet gösterilir. Bu unsurların kirletilmemesi Ezidiliğin en temel ahlaki kuralları arasındadır. Bir Ezidi için doğa, tanrının kutsal bir emanetidir ve bu emanete zarar vermek inancın özüne göre büyük bir günahtır. Ezidilik inancında toplumsal düzen katı bir kast sistemine benzer hiyerarşik yapılanmayla desteklenir. Şeyh, Pir ve Faqir gibi dini sınıflar topluluktaki ruhsal ve sosyal işleri yürütür. Evliliklerin kesin kurallar çerçevesinde kendi sınıfı ve inanç grubu içinde yapılması zorunluluğu, dış dünyayla evlilik bağlarının kurulmasını engellemiştir. Bu kapalılık, topluluğun yüzyıllar boyunca kimliğini korumasını sağlayan en güçlü kalkanlardan biri olmuştur. Fakat bu durum aynı zamanda modernleşme süreçlerinde uyum sorunlarını ve toplumsal izolasyonu derinleştiren temel etkenlerden biri olarak da kayıtlara geçmiştir.

Çarşema Sor

Çarşema Sor Bayramı ve Toplumsal Birlik

Ezidilerde yılın en önemli dini ve kültürel etkinliklerinden biri Çarşema Sor, yani Kızıl Çarşamba bayramıdır. Nisan ayına denk gelen bu bayram, evrenin yaratılışının tamamlandığı ve doğanın yeniden uyandığı gün olarak kutlanır. Çarşema Sor, Ezidilerin bir araya geldiği, inancın simgelerinin hatırlandığı ve ortak aidiyet duygusunun en güçlü şekilde hissedildiği zamandır. Bu özel gün, sadece yerelde kalanlar için değil, dünyanın farklı yerlerine göç etmiş olan Ezidiler için de büyük bir buluşma günüdür. Avrupa’nın farklı ülkelerinde, özellikle Almanya’da yaşayan geniş Ezidi diasporası, Çarşema Sor bayramını kendi köylerinde, akrabalarıyla birlikte kutlamak amacıyla her yıl nisan ayında memleketlerine geri dönerler. Laleş Vadisi inancın merkezi olmaya devam ederken, Midyat ve İdil’deki Ezidi köylerinde de bu bayram büyük bir coşkuyla idrak edilir. Yurt dışından gelen Ezidiler, köylerindeki akrabalarıyla buluşarak toplu yemekler yapar, yumurta boyama gibi kadim ritüelleri gerçekleştirir ve bayramın ruhunu yaşatırlar. Kutlama alanına sadece Ezidiler gitmez, farklı din ve milletlere mensup insanlar da kutlamaya davet edilir. Çarşema Sor, doğanın uyanışını simgelediği gibi toplumsal bağların ve kolektif hafızanın da tazelenmesini sağlar. Bayram hazırlıkları günler öncesinden başlar. Evler temizlenir, kırmızı renkli çiçekler derlenir ve mezarlık ziyaretleri yapılarak kaybedilen kişiler anılır. Bu ritüeller, fiziksel olarak koparılmış olan köklerin manevi alanda yeniden sağlamlaştırılmasına hizmet eder. Avrupa'dan gelen genç kuşaklar, bu vesileyle atalarının topraklarını, dilini ve kültürünü yerinde yaşayabilme imkanı bulur. Bu buluşmalar Ezidiler için diasporadaki kimlik erozyonunu yavaşlatan en önemli kültürel köprülerden biridir.

Çarşema Sor

Ezidiliğin Türkiye’deki Tarihsel Durumu

Osmanlı döneminde Ezidiler, klasik millet sisteminin karmaşık yapısı içinde kendilerine tam olarak yer bulamamıştır. Gayrimüslim statüsünde değerlendirilmeyen, ancak Müslüman çoğunluk tarafından da İslamiyet'in temel inanç esaslarına uymayan bir grup olarak görülenen Ezidiler, hukuki ve idari anlamda sürekli bir belirsizlik ve baskı ortamında yaşamak zorunda kalmışlardır. Osmanlı arşiv belgelerinde ve Batılı seyyahların seyahatnamelerinde Ezidilerle ilgili genellikle önyargılı, marjinalleştirici ve dışlayıcı ifadeler yer almıştır. Merkezi otoritenin zayıfladığı dönemlerde, bölgedeki aşiretler ve beylikler üzerinde kurulan baskılar, Ezidileri doğrudan hedef haline getirmiştir. Vergi sisteminde yaşanan adaletsizlikler, askerlik yükümlülükleri ve merkezi devletin dini azınlıklara yönelik politikaları, Ezidilerin Osmanlı coğrafyasında sürekli bir güvenlik sorunu yaşamasına neden olmuştur. 19. yüzyılda Osmanlı devletinin merkeziyetçilik politikaları kapsamında Ezidiler üzerinde kurulan askeri ve idari baskılar artmış, bu durum birçok Ezidi topluluğunun ya dağlık bölgelere çekilmesine ya da Kafkasya ile Suriye gibi komşu bölgelere göç etmesine yol açmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde yaşanan bu idari sıkıntılar, topluluğun hafızasında derin izler bırakmış ve onlarda devlet otoritesine karşı mesafeli bir tutumun gelişmesine ortam hazırlamıştır. Bölgedeki yerel beylerin vergi toplama bahanesiyle Ezidi köyleri üzerine düzenlediği seferler, topluluğun ekonomik olarak zayıflamasına yol açmıştır. Ayrıca askere alma süreçlerindeki anlaşmazlıklar ve inançlarına müdahale edilme korkusu, devlet ile topluluk arasındaki mesafeyi açmıştır. Tanzimat dönemindeki reformlarda gayrimüslimlere tanıdığı haklardan Ezidilerin yararlandırılmaması, onların hukuki statüsüzlüğünü daha da belirginleştirmiştir. Bu durum günümüze kadar gelen en ağır sosyolojik yüklerden biri olmuştur. Cumhuriyet döneminden bugüne İslamiyetin resmi yorumu dışında kalan Ezidiler asimilasyon baskıları ve yereldeki sosyal dışlanmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Kamu kurumlarıyla ilişkilerinin zayıf olması birçok kamusal hizmetten yararlanamamalarına neden olmuştur.

1990'lar ve Köy Boşaltma Politikaları

1980’li yıllara kadar Türkiye'de kırsal alanda yaşayan önemli bir Ezidi nüfusu bulunuyordu. İnsan Hakları Derneği (İHD) Azınlık Raporları'na göre, 1980'li yılların başlarında Türkiye sınırları içinde yaklaşık 70.000 ile 100.000 arasında Ezidi yaşıyordu. Bu nüfusun çok büyük bir kısmı Mardin'in Midyat ilçesine bağlı köylerde, Batman'ın Beşiri ilçesinde ve Şırnak’ın kırsal yerleşimlerinde toplanmıştı. Bu köylerde tarım, hayvancılık ve bağcılıkla uğraşan Ezidiler, kendi geleneksel yaşam tarzlarını devam ediyorlardı. Ancak 1990'lı yıllarda bölgedeki siyasi durumun ardından güvenlik gerekçesiyle uygulanan köy boşaltma politikaları ve stratejik güvenlik operasyonları Ezidi köylerini doğrudan ve yıkıcı bir şekilde hedef almıştır. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) arşivlerinde ve çeşitli insan hakları raporlarında yer alan verilere göre, bu dönemde artan baskılar, tehditler, köy koruculuğu dayatmaları ve silahlı çatışmaların ortasında kalma korkusu, binlerce Ezidiyi topraklarından ayrılmaya mecbur bırakmıştır. Ezidilerin büyük bir kısmı Avrupa’ya göç etmiştir. 1990'ların ortasına gelindiğinde, Türkiye'deki Ezidi nüfusu hızla erimiş ve sayıları 20.000'in altına düşmüştür. Köylerin boşaltılması, sadece bir coğrafi yer değiştirme süreci olmamış, aynı zamanda yüzyıllardır süregelen tarım kültürünün, yerel mimarinin ve en önemlisi sözlü hafızanın da kalıcı olarak yok olmasına uğramasına yol açmıştır. Bu dönemde yaşanan göç dalgası, sadece fiziksel bir yer değiştirme değil, aynı zamanda nesiller boyunca aktarılan geleneksel yaşam biçiminin koptuğu dramatik bir kırılma olarak da görülebilir. Köylerin boşaltılmasıyla birlikte araziler sahipsiz kalmış, bağlar kurumuş ve taş evler kendi kaderine terk edilmiştir. Kırsal alandaki toplumsal organizasyonun çökmesi, Ezidi kimliğinin taşıyıcı ayaklarını zayıflatmıştır. Michel Foucault'un iktidar, mekan kontrolü ve nüfus hareketleri üzerine yaptığı teorik çözümlemelerde vurguladığı gibi, devlet aklının kırsal alanları güvenlik politikaları doğrultusunda boşaltması, o topraklarda bin yıldır kurulan kültürel bağların kökünden sökülmesi anlamına gelir.

Ezidilere ait Kiwex köyü

Köylerin Durumu: Eski Kalıntılar ve Yeni Yapılar

Türkiye'deki Ezidi yerleşim yerleri şimdi geçmişin acı hatıraları ile bugünün yeniden inşa çabalarının iç içe geçtiği alanlardır. 1990'lı yıllarda yaşanan göç dalgaları ve güvenlik politikaları nedeniyle boşalan köyler, uzun süre sessiz kalmıştı. Ancak son yıllarda o köylerde kısmi bir geri dönüş hareketliliği ve köylerini yeniden canlandırma çabaları başlamıştır. Bugün Midyat ve çevresindeki Ezidi köylerinde, iki farklı dönemin izleri aynı anda görülür. Yıllar önce terk edilmiş, rüzgara ve zamana direnen eski taş evlerin kalıntıları, yıkık duvarları ve tavanı çökmüş odalarıyla hala yerlerinde durmaktadır. Bu kalıntı şeklindeki evler geçmişte yaşanan zorunlu göçlerin ve terk edilişin sessiz tanıklarıdır. Bu kalıntılarının hemen yanında ise köylerine geri dönenlerin ya da Avrupa'dan gelen desteklerle yeni evler yaptırmak isteyenlerin inşa ettiği modern yapılar bulunmaktadır. İnsanlar, atalarının topraklarını tamamen bırakmamak, tatillerde veya bayramlarda köylerine geri dönebilmek için bu yeni evleri inşa etmektedirler. Eski taş kalıntılarla yeni binaların yan yana durduğu bu manzara, topluluğun köklerine olan bağlılığının en açık göstergesidir. Bu yeni yapılaşma süreci, köylerin tamamen insansızlaşmasını önleyen önemli bir hamledir. Avrupa'da kazandıkları ekonomik birikimi memleketlerine yatıran diasporadaki Ezidiler, köylerinde modern konutlar inşa ederek tatillerini buralarda geçirmektedirler. Ancak bu durum, yılın büyük bölümünde köylerin yine sessizliğe bürünmesine engel olamamaktadır. Eski taş kalıntılar ile yeni betonarme yapılar arasındaki fark, topluluğun geçmiş ile geleceğe tutunma çabasının mimari yansımasıdır.

Ezidi mezarlığı

Göç Dalgaları ve Avrupa Diasporasının Doğuşu

Türkiye'den ayrılmak zorunda kalan Ezidilerin çok büyük bir çoğunluğu uluslararası göç yollarına düşerek yurtdışına çıkmayı tercih etmiştir. Özellikle Almanya, Fransa, İsveç, Hollanda, Belçika ve İsviçre gibi Batı Avrupa ülkeleri Ezidilerin göç ettiği başlıca coğrafyalar olmuştur. Bugün özellikle Almanya'da on binlerce kişiden oluşan, ekonomik ve örgütsel olarak gayet güçlü bir Ezidi diasporası bulunmaktadır. Bu diaspora, Türkiye ve Orta Doğu kökenli Ezidilerin kültürlerini koruyabildiği en önemli merkezlerden biridir. Almanya başta olmak üzere Avrupa'ya yerleşen Ezidiler, kendi dini ve kültürel kimliklerini yeni nesillere aktarmak amacıyla dernekler, kültürel merkezler ve inançlarına dair kurullar kurmuşlardır. Irak'ta bulunan Laleş Vadisi inancın ana hac merkezi ve merkezi otoritesi olmaya devam ederken, Avrupa'daki diaspora üyeleri bu merkezle bağlarını dijital ağlar, dini ziyaretler ve örgütsel yapılar aracılığıyla güçlü bir şekilde sürdürüyor. Yine aynı zamanda Mardin’deki Bacine köyü ve İdil’deki köylere de yılın belirli döneminde köye mensup olmasına bağlı olmaksızın birçok Ezidi uğruyor. Bununla birlikte, diaspora yaşamının getirdiği asimilasyon tehlikesi, yeni kuşakların ana dili ve kültürüyle bağlarının zayıflaması ve toplumsal entegrasyon sorunları, Avrupa'daki Ezidi topluluklarının günümüzde karşı karşıya kaldığı en önemli sosyolojik sorunlar arasındadır. Diaspora, bir yandan kültürel hayatta kalmanın ve kurumsallaşmanın merkezi olurken, diğer yandan ana vatanla kurulan bağların kopma riskini içinde barındırır. Avrupa'da doğup büyüyen genç nesiller, kökleriyle olan bağlarını korumak için düzenlenen kamp ve kültürel etkinliklere katılsalar da, coğrafi ve kültürel bir kopuş kaçınılmazdır. Buna rağmen diasporanın sağladığı ekonomik ve siyasi destek, Orta Doğu'daki Ezidi topluluklarının hak arama mücadelelerinde ve kültürel mirasın korunmasında kritik bir rol oynamaktadır.

Diasporadan gelenlerin inşa ettiği Ezidi evleri

Uluslararası Gelişmeler, Şengal Trajedisi ve Bölgesel Kırılmalar

Ezidilerin yakın tarihte yaşadığı en büyük ve en sarsıcı travmalardan biri, 2014 yılında Irak'ın Ninova iline bağlı Şengal bölgesinde yaşanan IŞİD saldırıları olmuştur. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına göre, bu saldırılar sonucunda binlerce Ezidi sistematik olarak katledilmiş, yüz binlerce insan evlerinden edilerek dağlık bölgelere sığınmak zorunda bırakılmış ve binlerce kadın ile çocuk alıkonulmuştur. Bu büyük kıyım, uluslararası kamuoyunda ve BM nezdinde Ezidi soykırımı (Ferman) olarak resmiyet kazanmıştır. Türkiye'deki Ezidi topluluğu da Irak'ta yaşanan bu trajediye doğrudan tanıklık etmiş, sınırın diğer tarafındaki Ezidilere insani yardım ulaştırmak, mültecilere kucak açmak ve Türkiye sınırındaki kampların kurulmasında aktif rol oynamak için büyük bir dayanışma göstermiştir. Türkiye'ye sığınan binlerce Iraklı Ezidi, Batman, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak gibi şehirlerde kurulan kamplarda veya yerel kuruluşların destekleriyle hayatta kalmaya çalışmıştır. Midyat’taki bazı mahallelere Şengal'den gelen bu mültecilerin bir kısmı yerleşmiştir. Yerel halkın ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle bu bölgede yeni bir yaşam alanı inşa edilmeye çalışılmıştır. Şengal trajedisi, Ezidilerin küresel düzeyde tanınmasını sağlarken, aynı zamanda bu kadim halkın ne kadar korumasız, kırılgan ve jeopolitik risklerin merkezinde yer alan bir coğrafi konumda bulunduğunu bir kez daha acı bir şekilde göstermiştir. Yaşanan trajedi, sınırın bu tarafındaki Ezidiler için de derin bir psikolojik ve siyasi kırılma noktası olmuştur. Yüzyıllar boyunca maruz kaldıkları baskıların ve katliamların tarihte kalmadığını, uygun koşullar oluştuğunda bu tehlikenin yeniden yaşanabileceğini görmüşlerdir. Bu durum, topluluğun uluslararası alanda kendi öz savunma mekanizmalarını kurma ve haklarını koruma bilincini ortaya çıkarmıştır.

Hukuki Engeller, Mülkiyet Sorunları ve Hak Arama Mücadelesi

Türkiye'de son yıllarda insan hakları, dini özgürlükler ve azınlık hakları alanında yapılan bazı hukuki tartışmalarda ve yasal düzenlemelerde Ezidilerin durumu zaman zaman gündeme gelmiş olsa da, topluluğun hukuki ve mülkiyet temelli sorunları hâlâ devam etmektedir. Geçmişte boşaltılan köylerine geri dönmek veya arazilerini geri almak isteyen Ezidilerin karşılaştığı mülkiyet sorunları, tapu uyuşmazlıkları ve yerel idari ile baskı unsurlarından kaynaklanan engeller, çözülememiş temel sorunların başında gelmektedir. Geçmişte terk edilen tarım arazilerinin, bağların ve mülklerin başka kişiler tarafından işgal edilmesi veya tapu kadastro süreçlerindeki aksaklıklar Ezidilerin geri dönüş sürecini engelleyen en önemli ekonomik ve hukuki bariyerdir. Ayrıca nüfus müdürlüklerindeki kayıt işlemlerinde ve kimlik yenileme süreçlerinde yaşanan bazı idari zorluklar, Ezidilerin inanç ve kimlik aidiyetlerini resmi kurumlarda serbestçe ifade etmelerini kısıtlamaktadır. Sivil toplum kuruluşları, insan hakları dernekleri ve bazı hukuk örgütleri, Ezidilerin mülkiyet haklarının iade edilmesi, köylerine güvenli ve kalıcı bir şekilde dönüş yapabilmeleri ve hukuki güvencelere kavuşmaları için kapsamlı raporlar yayımlamakta, hukuki mekanizmaları kullanılmaktadır. Mülkiyet uyuşmazlıkları, geri dönüş yapmak isteyen aileler için en büyük engeldir. Yıllar önce terk edilen evlerin ve tarlaların üzerine başka şahısların hak iddia etmesi bugün yerel mahkemelerde uzun süren hukuki süreçlere yol açmaktadır. Bu durum, hukuki güvence eksikliğini ve devlet kurumlarının bu konuda daha aktif bir çözüm üretmesi gerektiği gerçeğini göstermektedir.

Ezidilerle İlgili Kültürel Çalışmaların Gelişimi

Ezidilik dini, dili ve tarihi üzerine yapılan akademik araştırmalar ve bilimsel çalışmalar son yıllarda Türkiye'de ve uluslararası alanda belirgin bir artış göstermiştir. Özellikle Mardin Artuklu Üniversitesi ve benzeri bölge üniversitelerinde düzenlenen uluslararası sempozyumlar, yayımlanan akademik makaleler, tezler ve derlemeler, Ezidi tarihi ve kültürü üzerine yapılan çalışmaların bilimsel ve güvenilir bir temele oturmasını sağlamıştır. Kurmanci lehçesinin korunması, sözlü edebiyat ürünlerinin derlenmesi, dini metinlerin ve deyişlerin kayıt altına alınması ve tarihi kalıntıların envanterinin çıkarılması yönünde yapılan çalışmalar, kültürel hafızanın yok olmasını önlemek açısından hayati bir öneme sahiptir. Bununla birlikte, Türk edebiyatında, sanat dünyasında, sinemada ve ana akım medyada Ezidilerin yaşadığı acıların, sürgünlerin ve toplumsal dışlanmanın yeterince yer almadığı görülmektedir. Uzun yıllar boyunca sansürlenen, görmezden gelen veya yanlış temsillerle ele alınan bu toplumsal gerçeklik, son yıllarda bağımsız araştırmacılar, cesur belgeselciler, gazeteciler ve yazarların bireysel çabalarıyla açığa çıkmaktadır. Bu kültürel ve entelektüel çabalar, topluluğun sesinin duyulmasında ve Türkiye toplumunun diğer kesimlerinin Ezidileri tanımasında önemli bir faktördür. Akademik çalışmaların artması, ezberlenmiş önyargıların yıkılması ve toplumsal barışın sağlanması açısından değerlidir. Üniversitelerde kurulan araştırma merkezleri ve bağımsız sivil toplum projeleri, kaybolmaya yüz tutmuş sözlü kültür ürünlerinin dijital arşivlerde muhafaza edilmesini sağlamaktadır. Bu durum, gelecekte Ezidi kimliğinin akademik ve kültürel düzeyde sağlıklı bir şekilde araştırılabilmesi için güçlü bir zemin oluşturmaktadır.

Sonuç

Türkiye'nin Ezidileri, Mezopotamya’nın ve yakın tarihin en ağır yüklerini, en büyük acılarını omuzlamış kadim bir topluluktur. Yüzyıllar boyunca maruz kaldıkları dini baskılar, idari dışlanmalar, zorunlu göçler ve asimilasyon politikalarına rağmen kendi kültürel kimliklerini, inançlarını ve dillerini korumayı başarabilmişlerdir. 1980'li yıllardan günümüze kadar yaşanan yoğun demografik tahribat, bu halkın kendi topraklarındaki kadim varlığını büyük ölçüde tehlikeye atmış olsa da, geride kalan küçük topluluklar, Avrupa'da kurulan güçlü diaspora, köylerde yükselen yeni yapılar ve Şengal'den gelen dayanışma dalgası, kültürel sürekliliği ve hafızayı yaşatmaya devam etmektedir. Ezidilerin geçmişin küllerinden yeniden doğma ve var olma mücadelesi, yalnızca dini bir grubun hayatta kalma çabası değil, aynı zamanda evrensel insanlık onurunun, çoğulcu yaşamın ve kültürel çeşitliliğin savunulması anlamını taşır. Ezidilerin varlığı ve hafızası, Çarşema Sor coşkusu, eski taş kalıntıları ve yeni evleriyle bu toprakların ortak zenginliğinin en temel teminatıdır.

Fotoğraflar: Rengin Uçkan


Rengin Uçkan, İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümünden mezun oldu. Marmara Üniversitesi'nde "Türkiye'de Göç Yönetişiminde Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü: Suriyeli Sığınmacılar Örneği" başlıklı tez çalışmasıyla yüksek lisansını tamamladı. Uzun süre sosyal çalışmacı olarak çalıştı. Bu süreçte mültecilik, çocuk koruma, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, insan ticaretiyle mücadele, geçim kaynakları, afet çalışmaları ve savunuculuk alanlarına yoğunlaştı. Koruma izleme ve savunuculuk raporları hazırladı. Özellikle göç, insan hakları, kayıt dışı emek, kırılgan gruplar, kadın emeği, sosyal politika konularında farklı platformlara analiz ve makaleler yayınladı.

Bu kategoride daha fazla: Göç Yolları

Tümünü gör

Daha fazlası: Avlaremoz

Tümünü gör
John Berger'ın Gizli Cazibesi - John Livesey

John Berger'ın Gizli Cazibesi - John Livesey

Yazan Avlaremoz
/