İçeriğe geç

Yıpratan Zamana Direnen Kökler: İzabel Kastro’nun Selanik’e Dönüşü

Yazan Avlaremoz
Yıpratan Zamana Direnen Kökler: İzabel Kastro’nun Selanik’e Dönüşü
Yayınlanma tarihi:

Yunancadan Çeviren: Melike Karaosmanoğlu

70’li yaşlarının sonlarında bir kadın olan İzabel Kastro kıtaları, kültürleri ve trajedileri aşan bir aile hikayesi taşıyor. Selanik’te, atalarının yüzlerce yıl yaşadığı şehirde, bir kafede oturmuş Atina-Makedonya Haber Ajansı’na hikâyesini sade bir şekilde anlatmaya başlıyor:

“Ben İzabel Kastro. Kastro ailemin soyadıdır.”

Basit görünen bu ifade, İspanya’dan Yunanistan’a, İzmir’den Paris’e ve sonunda tekrar Selanik’e uzanan bir hayatta kalma, sürgün ve yeniden kavuşma mozaiğine dönüşüyor.

Kastro soyadı İspanya kökenlidir. İzabel’in ataları, 15. yüzyılın sonlarındaki Yahudi karşıtı sürgünler nedeniyle Toledo’dan ayrılmak zorunda kalan Yahudilerdendi. Toledo’dan Lizbon’a, oradan da Selanik’e göç ettiler. İzabel’in ailesi “conversos”tu. Yani görünürde Katolikliğe geçmiş olsa da Yahudi kökleriyle karmaşık bir ilişki sürdüren bir aile. Büyükbaba ve büyükanne 19. yüzyılın sonunda Selanik’te doğmuş, fakat aile 1904’te İzmir’e taşınmıştı. İzabel’in babası da 1907’de İzmir’de doğmuştu.

İzabel Kastro’nun dedesi

Kastroların evinde farklı diller ve kültürler bir arada yaşamıştı. Dönemin yüksek kültür lisanı olan Fransızca, evde Ladino (Sefarad Yahudilerinin dili) ile birlikte konuşuluyordu. Aile oldukça sekülerdi. İzabel şöyle anlatıyor:

“Benim tanıdığım aile… Dindar değildi. Çok özgürlükçü insanlardı.”

20. yüzyılın ilk on yılındaki siyasi çalkantılar onların hayatını derinden etkiledi. İzmir’de artan şiddet olayları ve gerginlik aileyi kenti terk edip Fransa’ya gitmeye zorladı. Büyükbaba büyükanne ile Paris’e yerleşti ve babası orada büyüdü. 1935’te babası evlendi. Kültürel yolları daha da çeşitlendiren bir evlilikti bu. Gelinin babası Letonyalı Yahudi, annesi ise Danimarkalı bir Protestan’dı. Aile daha sonra Avrupa’yı sarsan vahşetten kurtulmayı umarak, bir dönem Nazi işgalinin daha az yoğun olduğu Güney Fransa’ya taşındı.

Ama güvenliğin geçici olduğu anlaşıldı. Mart 1944’te, İzabel’in büyükbabası ve büyükannesi Naziler tarafından tutuklanarak Auschwitz’e gönderildi ve orada hayatlarını yitirdi. Anne ve baba ise saklanmayı başardı ve İzabel savaşın ardından, 1947’de dünyaya geldi. Holokost’tan sağ kurtulanların çoğu gibi, anne ve baba geçmişin bahsini hiç açmadı. İzabel Yahudi kökenini ancak ergenlik çağında öğrenmişti, şöyle aktarıyor:

“Yahudi bir aileden geldiğimi oldukça geç öğrendim. 14-15 yaşlarındaydım. Dine, ritüellere, yaşam biçimine dair hiçbir fikrim yoktu.”

Ailesinin sessizliğine rağmen, köklerine duyduğu merak onu uzun bir arayışa sürüklemişti. 1979’da, 32 yaşındayken, Selanik’te uzun yıllar yaşamış olan Bizans tarihçisi Alman bir arkadaşıyla birlikte ilk kez Selanik’i ziyaret etti. Bu, sürgün ve soykırım nedeniyle parçalanmış aile hikayesini yeniden bir araya getirme çabasının başlangıcıydı. Yol zorluydu: arşivler dediğine göre eksikti, yerel Yahudi cemaatinin de sunabileceği bilgi sınırlıydı. İlk araştırmalarını şöyle hatırlıyor İzabel:

“Kitapçılara ziyaretler, uzak akrabalarla buluşmalar, hafızanın ve parçalı bilgilerin izini sürme çabaları…”

Bu yolculuğa iz bırakan kişilerden biri, Auschwitz’den sağ kurtulan Yaakov Strumzah’idi. Yaakov kamptaki tutsak arkadaşlarına moral vermek için keman çalıyordu.

İzabel onunla 1995’te, Auschwitz’in kurtuluşunun 50. yıl dönümü vesilesiyle gittiği Berlin’de tanıştı ve o zaman aileleri arasında bir akrabalık bağı olduğunu keşfetti. Strumzah’ın hayatta kalmak için yazdıkları ve iki ailenin paylaştığı hatıralar, onun soy ağacının karanlıkta kalmış bölümlerini aydınlatmaya başladı.

“Kardeşinin kuzenlerinden biri, babamın amcasıymış,” diyor.

Zamanla İzabel sadece belgeleri değil, aile tarihinin yolculuğundan izler taşıyan fotoğrafları da topladı: Selanik ve İzmir’deki büyükbabası ve babası, Paris’teki aile yaşamı, Güney Fransa’dan kareler.

Özellikle içlerinden dokunaklı olan göze çarpıyor: büyükbaba ve büyükanne Paris’teki evlerinin bahçesinde, Auschwitz’e gönderilmelerinden sadece kısa süre önce poz vermiş. Diğer fotoğraflar ise Selanik Yahudi cemaatinin önde gelen aileleriyle olan bağlantıları belgeliyordu.

Yine de, İzabel’in kökleriyle yeniden bağ kurması hiçbir zaman dini bir nitelik taşımadı. Onu harekete geçiren şey; kimlik, hafıza ve aidiyet arayışıydı, dini uygulama değil.

Onlarca yıl sonra, kısa bir süre önce Selanik’e geri döndüğünde, şehir ona hem tanıdık hem de farklı geldi. En etkileyici deneyimlerinden biri, Münih Yahudi Oda Orkestrası’nın The Keys of Toledo eserini seslendirdiği bir konserdi. Gösteri, Almanya’daki bir büyükbaba ve büyükanne üzerine bir anlatıyla sona eriyordu, onun hikâyesi değildi ama derinden sarsılmıştı:

“Konser harikaydı. Çok duygulandırdı. Sondaki hikaye beni çok etkiledi.”

Fark etti ki müzik ve anlatı, hafızayı kelimelerin tek başına yapamadığı şekilde taşıyabiliyor.

Selanik’e ilk ziyaretinin heyecan verici anlarını da hala hatırlıyor: Kale’de durup denize bakmak ve dükkandaki bir kadının Ladino konuştuğunu duymak. Neredeyse yok olmuş bir dünyanın kısa bir yankısı.

“Bunu hissettim.” diyor; kökeninin şehriyle kurduğu derin bağı tasvir ederek.

Elli yıldır Münih’te yaşayan İzabel, özellikle çok az Fransızca konuşan oğlu için, aile tarihini korumaya ve çevirmeye özen göstermiş. Hafızanın kuşaklar arasında duran çok değerli bir köprü olduğunu bilerek babasının yazılarını, diaspora arşivlerini ve fotoğrafları dikkatle saklıyor.

Onun hikayesi, sürgünün ve alışmanın, kaybetmenin ve yeniden kavuşmanın hikayesi. İnsanın nereden geldiğini bilme ihtiyacını anlatan bir hikaye onunkisi.

Kastro’ların izini takip ederek, İspanya’dan Portekiz’e, Selanik’ten İzmir’e, Paris’ten Güney Fransa’ya uzanan yolculuğu boyunca, İzabel Kastro George (eşinin soyadıyla birlikte), hafızanın dayanıklılığını ete kemiğe büründürüyor.

Onun aracılığıyla, 20. yüzyılın sarsıntılarına dayanan bir ailenin hayatını ve tarihini gelecek nesiller için kurtarmasının sessiz zaferini görüyoruz.

Selanik’e geri dönüş yolculuğunu düşünürken, İzabel kendi gerçeğini fısıldıyor:

“Sadece nereden geldiğimi öğrenmek istedim. Ve şimdi biliyorum.”

Sofia Papadopoulou

İzabel Kastro Selanik’te

Bu kategoride daha fazla: Arşiv

Tümünü gör
Çikolata ve Sefaradlar -  İvet Acu Güney

Çikolata ve Sefaradlar - İvet Acu Güney

Yazan İvet Acu
/

Daha fazlası: Avlaremoz

Tümünü gör