Dönemin iklimini özetlemezsek “Azınlık” toplumunu sarsan ve homojenleştirme/Türkleştirme sürecindeki önemli kilometre taşlarından olan, 1927 yılında İstanbul’un en işlek caddelerinden birinde, önemli görevler yüklenen bir aileye mensup eski bir asker tarafından güpegündüz bir Yahudi kızını bıçakla delik deşik ederek işlenen cinayeti ve sonrasındaki süreci anlayamayız. Okuyucuyu sıkma pahasına özet kronoloji ile başlıyoruz.
Ankara, Anadolu Savaşının kazanılmasının verdiği prestijle 1 Kasım 1922 tarihinde aldığı kararla saltanatın hilafetle ilişiğini keserek saltanatı kaldırmış, Sultan Vahdettin karar üzerine 17 Kasım 1922 tarihinde ülkeden ayrılarak, M. Kemal’in önünden çekilmiştir. 1-2 Kasım günleri Milli Bayram ilan edilmiştir.1
Ankara 20 Şubat 1923 tarihinde dar bir kadro toplantısında M. Kemal tarafından önerilen meclisin feshedilmesini 1 Nisan 1923 tarihinde kabul edilerek 15 Nisan 1923’te görevi biten meclis 28 Haziran 1923 seçimleriyle yenilenmiş, muhalifler ayıklanarak tamamına yakını M. Kemal’in gurubundan yeni bir meclis oluşturulmuştur. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edilerek M. Kemal’i Cumhurbaşkanı seçmiştir. 3 Mart 1924 tarihinde Meclis toplantısında halifelik de lağvedilip, saltanat mensupları bir istisna dışında yurtdışına gönderildiği için, “yeni” rejime bu cenahtan gelecek engel kalmamıştır.
Muhalefetin temizlendiği düşünülürken savaşın galibi komutanlar tarafından 17 Kasım 1924 tarihinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TPCP) kurulmuştur. Zaten meclisin çoğunluğu askerlerden oluşmaktadır. Muhalefet de onlardan gelecektir “sivil”in buna cesareti düşünülemez.
Bir diğer muhalefet 2 Şubat 1925’te olan Şeyh Said “İsyanı” ile başlar. “İsyan” vesile edilerek 4 Mart 1925 Takriri Sükûn Kanunu yürürlüğe konularak “İstiklal Mahkemeleri” eliyle rejim yeni bir döneme sıçrar. “İsyan” şiddetle bastırılmış, lider Şeyh Said 5 Mayıs’ta yakalanmış, “İstiklal Mahkemesi”ne teslim edilmiştir. -Bu arada 5 Haziran 1925’te TPCP’nin kapatılması unutulmamıştır- “Mahkeme” 26 Haziran günlü verdiği idam kararları anında 26 -27 Haziran gecesi uygulanmış, infazlarda cellat kullanılmamış toplumun çeşitli kesimlerinden seçilen kişiler tarafından infazların gerçekleştirilmesi sağlanmıştır.
1926 yılına gelindiğinde, “İzmir Suikastı” bahane edilerek potansiyel muhalefetin yok edilmesine sıra gelecektir. Herkesin malumu olan “Suikast” sanıkları 16 Haziran’da tutuklanmışlar ve bunlara Anadolu Savaşının ünlü muhalif muzaffer paşaları da eklenmiştir. “Dava” 13 Temmuz’da 15 İdam kararıyla sonuçlanmış, paşaların, diğer muhaliflerin ve muhalif olabileceği düşünülen kişilerin dosyası ayrılarak Ankara’ya gönderilmişlerdir. İdamlar aynı gece infaz edilmiştir. Ankara İstiklal Mahkemesinde “dava” 26 Temmuz’da sonuçlanmış 5 idam kararı derhal infaz edilir.
M. Kemal’in önünde herhangi bir engel kalmamıştır. 3 Ekim 1926 tarihinde ilk heykeli Sarayburnu’na dikilerek rejim yeni bir adım daha atar. Davet edilmesine rağmen açılışa gitmez. Planı daha büyüktür: Düşmanı ve muhaliflerini temizleyen bir muzaffer olarak 1 Temmuz 1927 tarihinde devrik başkent İstanbul’a gidecektir. İstanbul’da Cumhurbaşkanı için görkemli bir karşılama töreni hazırlanmış resmi karşılama programına üç gün üç gece şenlik yapılması dahi eklenmiştir. Oldukça kapsamlı bir karşılama töreni hazırlanmış, şehrin önemli noktalarına M. Kemal ile ilgili yazılar, afişler asılmıştır. Hatta bu ziyaretin anısına “1 Temmuz hatırası” adıyla özel sigaralar yapmak ihmal edilmemiş, resmi daireler, evler, dükkânlar bayraklarla, defne dalları ile süslenmiştir. 1 Temmuz’da Ertuğrul yatı ile Selimiye kışlasından yapılan top atışlarıyla 600 senelik Osmanlı saltanatının sarayı olan Dolmabahçe’ye gelir. Burada yaptığı konuşma ilginçtir:
“Bu şehir meş’um hadiselerle mustarip bulunduğu zamanlar bütün vatandaşların kalplerinde kanayan yaralar açılmıştı. Kalbi yaralı olanlardan biri de bendim. Sekiz sene evvel mustarip ağlayan İstanbul’dan kalbim sızlayarak çıktım. Teşvi’ edenim yoktu. Sekiz sene sonra kalbim müsterih olarak, gülen ve daha güzelleşen İstanbul’a geldim. Bütün İstanbulluların ruhuma heyecan veren sıcak muhabbetkâr ağusu ile karşılandım.”2
Yahudileri de kapsayan uygulamalardan bir seçki eklemenin gerekli olacağı düşüncesindeyim. Lozan Antlaşmasıyla uygulamaya konulan “Azınlık”ların korunması ile ilgili maddeler muktedir olmayanlara verilen imtiyaz olarak algılandığından insan haklarına yönelik maddelerden feragat ettirilmesi sağlanmış, telefon, tramvay, demiryolları, bankalar, sigorta gibi alanlardaki büyük şirket sahipleri Ankara’ya çağrılarak bunlarla yeni sözleşmeler imzalanmış, şirketteki Hıristiyan ve Yahudi çalışanların işten çıkarılması sağlanmıştır. 788 sayılı Memurin Kanunu’nun 4. maddesinin a fıkrasıyla memur olabilmek İçin Türk olmak şartı getirildiği ilan edilir. Bu tarihten itibaren uzunca bir süre gayrimüslimlerin birçok iş kolunda çalışmasının önünde Türk olmak engeli olacaktır.3 Çalışma yasakları daha sonra kent yoksullarına kadar uzanır.4 “Azınlıkların” siyasi partiye üye hakları yoktur.5 ülke içinde dolaşımları yasaklanmıştır. Zorla göç ettirme uygulamaları mevcut; Aralık 1923’te Çorlu’da yaşayan birkaç yüz kişilik Yahudi cemaatine şehri 48 saat içinde terk etmesi emredildi. Hahambaşılığın müracaatı üzerine karar ertelendi ancak benzer bir karar Çatalca için alınmış itiraza mahal bırakılmadan hemen uygulanmıştır.6 Kısaca yok sayıldıklarını söylemek abartı sayılmaz.
Ülkenin 1927 yılında içinde bulunduğu sessiz ortam bir cinayetle yırtılır. Bir cenaze törenini rejim kendisi için tehlike sayar ve derhal harekete geçer.
“Elza Niyego Olayı” olarak adlandırılan bu cinayet ve “Dava”süreci antidemoktratik uygulamalarda sınırın olmadığını apaçık gösterecektir. Elza Niyego’nun katledilmesine tepki gösteren ve adalet isteyen Yahudilerden bazıları, taşkınlık iddiasıyla tutuklanmıştır. Tutukluları savunacak avukat bulmak zor olmuş, avukatlar çok yüksek meblağ karşılığında savunmayı üstlenmişlerdir. Kamu görevlileri tarafından, acılı kalabalıkların duygusunu anlamaktan uzak açıklamalar yapılmış, Yahudilerin adalet talepleri, kamu düzenini bozmak diye yorumlanmış ve Yahudiler için serbest dolaşım yasağı uygulamaya konulmuştur.”7
“Olay”ın boyutu ve tarihi önemi, “Yahudilerin kamusal alanda ilk ve son kez bir topluluk olarak ortaya çıkacakları olay, Elza Niyego’nun cenazesidir.”8
17 Ağustos 1927’de Elza Niyego adlı 22 yaşındaki Yahudi kızı, kendisine âşık olan ve uzun süredir onu taciz eden evli, torun sahibi Osman Ratıp Bey tarafından öldürüldü. Genç kızın cansız bedeninin saatlerce sokakta üstü bile örtülmeden tutulması yetmezmiş gibi, Osman Ratıp’ın mahkeme yerine akıl hastanesine gönderilmesi Yahudi cemaatinde büyük tepkiye neden oldu. Yahudi cemaatinin geleneksel çekingenliğini ilk kez bir yana bırakarak, 18 Ağustostaki cenaze törenine kitlesel biçimde katılması ve “Adalet istiyoruz!” diye haykırması, gazetelerde yoğun bir Yahudi düşmanı kampanyanın başlatılmasına neden olur.9
Azınlıkları Türkleştirme gayretlerinin sarf edildiği bir ortamda İstanbul’da karşılıksız bir “aşk” uğruna işlenen bir cinayet Türk-Yahudi ilişkilerinde büyük bir gerginlik yaratır.10
Türkiye Cumhuriyeti’nde zaten her “olay” homojenleştirmede bir fırsattır. Bu elim olay da bu yönde kurgulanmış ve uygulanmıştır. Evli ve torun sahibi olan, II. Abdülhamit’in eski emir subayı Osman Ratıp’ın Elza Niyego’ya musallat olup, reddedilince de Elza Niyego’yu öldürmesi, Müslüman üstünlükçü dünya görüşünün bir sonucudur. Osman Ratıp, Yahudi kadınların ahlaken zafiyet içinde olduğunu düşündüğü için, Elza Niyego’ya yaklaşma ve onu taciz etme cesaretini kendinde bulmuştur. Olay, Müslüman antisemitizmi için örnek oluşturur. Ancak olayın, devlet antisemitizmi için örnek teşkil eden boyutu olduğunu da belirtmek gerekir.11
Cinayetin ertesi günü bütün Türk ve Yahudi gazeteleri cinayeti ayrıntılarıyla verdiler. Olay kişiseldi, dinle, milliyetle ilgisi yoktu. Ertesi gün Elza’nın cenazesi yapıldı. Cenazeye pek çok kimse katıldı. Yahudi El Tyempo ve ]oumal d’Orient gazeteleri, Türk gazetelerinin olayı nasıl empatiyle aktardıklarını vurguladılar. Bütün kentin kamuoyu üzgün ve iyiniyetliydi. Bir gün sonra durum baştan başa değişti. Cenaze töreninin kitlesel oluşu ve adalet istemi gazetelerin tavrını bir düğmeye basılmış gibi değiştirir. Cumhuriyet, Son Saat, Vakit ve diğer gazeteler Yahudilere karşı korkunç saldırı yazılarıyla dolu çıkmaya başladılar.12
Cumhuriyet gazetesi Yahudileri sert bir dille ikaz eder. Yahudi halkının bu “gövde gösterisi” rejimin kabulleneceği bir şey değildir. Derhal hizaya getirmeye, ona bir ders vermeye karar verilerek harekete geçilir. Savcı, “Geçen gün kamu hukukunu ilgilendiren bir cinayet üzerine bazı Yahudiler kanuna aykırı ve kamu güvenliğine bilinçli bir şekilde tecavüz eden davranışlarda bulundular. Sokaklarda ‘Adalet istiyoruz!’ diye bağırmaya cüret eden, trafiği durduran, zabıta kuvvetlerine direnen bu küstahlar, Türkiye Cumhuriyeti’nde kanunların mevcut olduğunu ve kanunların her şeye hükümran olduğunu yakından göreceklerdir.13
Şiddet iklimi duruşmalara yansır. Bir sanık mahkemeye getirilirken ağlayarak, “Bana acıyın. Ben suçlu değilim, beni asmayın!” diye dehşetle yalvaracaktır. Gazeteler Polonya ve Ukrayna Yahudilerinin akıbeti ile ilgili yayınlar yapar, Yahudi halkı terörize edilir.14
Kamu avukatının Yahudilerin yakından tanıdığı, İttihat ve Terakki’den gelen Edirne mebusu ve Ermeni Soykırımından suçlanan Mustafa Şeref (Aykut) oluşu ayrı bir şiddet kaynağıdır.
Süreç taşraya da yansır. İzmir’de kitlesel resmi şiddet Yahudi kurumlarına yansır. Büyük gösteri düzenlenir gösteriye vandalizmin eşliği yabancı değildir. Bildiriler yayınlanır. Yahudi ticarethanelerini boykot, Yahudi gençlerinin kovulması talepleri gündeme getirilir.15
“Dava” tutuklu sanıklardan birinin Başvekil İsmet Bey’in (İnönü) Harbiye’den öğretmeni olması, gerekli dersin verildiği, istenen sadakat duygusunun yinelendiği, Avrupa bankerlerinden kredi taleplerinin reddi ihtimali gibi etkenlerle, davanın sanıklardan birinin hafif hapis cezası ve diğerlerinin beraati ile sonuçlanır.16
Ancak savcılığın itirazı üzerine karar bozulur. “Dava” yıllarca sürer ve Yahudi halkının üstünde bir “Demoklesin Kılıcı” gibi duracaktır. Süreç Yahudi halkının çeşitli vesilelerle soyulması sürecine girer.
Süreçten diğer “azınlıklar”ın etkilenmemesi düşünülemez. Hem istenen nizam sağlanmış, hem de homojenleştirmede yeni bir kapı açılmıştır. Askerlik çağı gelen gençlerin zihnindeki “amele taburları” kabusu gibi, kaçırılacağı düşünülen evlilik çağına gelen kızlarıyla beraber ailelerin göçleri hızlanır.
Elza Niyego cinayetinin Yahudilerin yaşadığı taşradaki aksi normaldir. Ancak hiçbir Yahudi’nin yaşamadığı Samsun ilinde bir gazetede başyazı olup ayar çekmesi, tertibin “olay”ı kullanılışlı kıldığının işareti olarak gördüğümüzden yazının sonuna ekliyoruz.
Biraz Samîmiyet Lâzım
Râgıb Paşazâde Osman Nuri Beğ isminde yaşlı fakat aklı başında olmayan bir zâtın İstanbul’da Şişhâne yokuşunda Madmazel Eliza nâmındaki mûsevî kızını gayr-ı şu’uri olarak öldürmesi şâyân-ı teessüf mühim bir vak’anın tahaddüsüne sebebiyet virmişdir. Böyle fecî’ bir cinâyetin fâ’iline karşı nefret hissiyâtı duymak insânlığın borcu oldığını herkes tasdîk ve kabûl ider. Yalnız yarım ‘akıllı bir dejenerenin yapdığı böyle bir cinâyete mukâbele-i bil-misil olmak üzere ihânet-i millîde bulunmak, nümâyiş yapmak, ‘adâlet isteriz diye bağırmak, zâbıtaya, Türk kadınlarına karşı hakâretde bulunmak, bâ-husûs uzun senelerden biri Türk toprağında herkesden ziyâde mes’ûd yaşamak hakkına sâhib, münevver bildiğimiz mûsevî cemâ’atinden hiç de beklenilmeyen bir hal olacağı şübhesizdir.
Cenaze alayında yapılan taşkınlıklar üzerine mürâca’at iden Vakit refîkimiz muharririne İstanbul müdde’î umûmisi Nazîf Beğ şu beyânatda bulunmuşdur:
Evvelki gün ‘alel’ade bir cinâyeti vesîle ittihâz iderek bir kasd-ı mahsûs ile âsâyişi ihlâle tasaddî iyleyen ve taşkınlıklarda bulunan bir kısım mûsevîlerin bu hareketleri şâyân-ı takbîh ve kānûna muhâlif bir hareket olmak dolayısıyla mûcib-i mücâzâtdır.
” ‘Adâlet isteriz! diye sokaklarda bağırarak seyrüseferi men’ idecek kadar tecâvüzlerini ileri götüren bu küstahlar, Türkiye Cumhûriyeti’nde ‘adâletin mevcûd ve kānûnun hüküm-fermâ oldığını yakînen göreceklerdir. Her yerde ve her zamân bu nev’i fecî’ ve şâyân-ı teessür cinâyetler vukû’a gelebilir. Nitekim, geçenlerde on sekiz bıçak darbesi ile karnındaki cenînle birlikte katl idilen Zülfü kadının ‘âkıbet-i elimesi, daha az şâyân-ı merhamet ve teessür müdür?
Bu şımarık küstahların teessürleri insânî hasedden mütevellid ise, şimdiye kadar îkâ’ idilmiş bu kadar fecî’ cinâyet karşısında neden hassasiyetlerini izhâr itmediler?
Söylediğim gibi, maktûle’nin cenâzesinin esnâ-i naklinde intizâm-ı umûmiyi ihlâl idenler ve me’mûrîn-i devlete karşı harekât-ı mütecâvizâne ve serkeşânede bulunanlar hakkında ahkâm-ı kānûniyeyi en şedîd bir sûretde tatbîk ideceğiz. Me’mûrîn-i’ âidesi tarafından kemâl-i ehemmiyet ve germi ile icrâ idilmekde bulunan tahkîkât netîcesine intizâr itmekdeyim.17
- Ahmet Kuyaş. Tarih Dergisi. Kasım 2022. https://tr.wikipedia.org/wiki/Saltanat%C4%B1n_kald%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1 ↩︎
- Funda Selçuk Şirin, İngilizlerin Raporlarında Atatürk’ün İlk İstanbul Ziyareti (1927) Chrome extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr ↩︎
- F. Işıl Demirel,Kayades’ten Avlaremoz’a Türkiye Yahudilerinin Yüzyılı, Elçin Macar (der) Çemderin Dışındakiler, Azınlıklar içinde, Tarih Vakfı Yurt Y. 2024, s 110 ↩︎
- Daha geniş bilgi: Yorgos Katsanos, Yunan Uyrukluların İş Yaşamından Dışlanması, Sınırdışı edilmeler ve iş Hakları, İlay Romain Örs, (Der) İstanbullu Rumlar ve 1964 Sürgünleri içinde, İletişim, 2019, s 83-104 ↩︎
- Mete Tunçay, T.C.’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, Yurt Yayınları,1981, s 363 ↩︎
- Ayşe Hür, Ayşe Hür ” Cumhuriyet’in ‘azınlık raporu’ “
https://www.agos.com.tr/tr/yazi/347/ayse-hur-quot-cumhuriyetin-azinlik-raporu-quot ↩︎ - Diren Çakmak, 21. Yüzyılda Antisemitizm ile Hesaplaşma Libra, 2021, s 373 ↩︎
- Elçin Macar, Çemberin Dışındakiler, Azınlıklar,Tarih Vakfı Yurt Y, 2024, s 5 ↩︎
- Ayşe hür Gayri Müslimlerin Öteki Tarihi, literatür, Kasım 2016, s 5 ↩︎
- Rifat N. Bali, Bir Tükleştirme Serüveni [1923-1945], iletişim, 2005,s 109 ↩︎
- Diren Çakmak, age ↩︎
- Anver LeviTürkiye Cumhuriyetinde Yahudiler, red. Rıfat N. Bali, İletişim, 1998 s 75-76 ↩︎
- Rifat N. Bali age, s 113-114 ↩︎
- Rifat N. Bali age, s 116 ↩︎
- Rifat N. Bali age, s 119 ↩︎
- Rifat N. Bali age, s 130 ↩︎
- Ahali Gazetesi Samsun 25 Ağustos 1927 ↩︎