Greta Thunberg, İsrail’de tutsak kaldığı günleri, İsveç merkezli medya oluşumu Aftonbladet’ten Lisa Röstlund’a anlattı.
Kaynak: Aftonbladet, 15 Ekim 2025
Çeviren: Tuğba Yavuz
Çevirenin notu: Bu yazı, fiziksel ve cinselleştirilmiş şiddete dair rahatsız edici detaylar içermektedir. Okumadan önce kendi iyi oluş halinizi gözetmenizi öneririz.
Dövme, tekmeleme ve kafeslerde gazla öldürülme tehditleri.
Greta Thunberg ve filodaki diğer birkaç kişi, İsrail’de beş gün süren esaretlerine ve İsveç Dışişleri Bakanlığı personelinin kendilerini nasıl yardımsız bıraktığına dair ayrıntıları paylaşıyor.
Aftonbladet’in araştırması, Dışişleri Bakanlığının iletişimlerinde bu istismarın nasıl önemsizleştirildiğini gösteriyor.
Kırmızı valizi salonda duruyor. Birisi üzerine büyük siyah harflerle “Fahişe Greta” yazmış. Yazının etrafında İsrail bayrağı ve bir penis çizimi var.
İsrail ordusu tarafından gemide el konulduktan sonra valiz ona bu şekilde iade edilmiş. Greta gülüyor: “Beş yaşındaki çocuklar gibiler!”
Greta Thunberg ile, arkadaşlarıyla birlikte yaşadığı ortak konutta buluşuyoruz. Sonbahar güneşi pencerelerden içeri giriyor. Kahve içiyoruz. Duvarlar, dünyanın dört bir yanındaki gösterilerden posterlerle kaplı.
Greta dün gece sadece yarım saat uyumuş. Bombalanan gemilerle ilgili bir kabus onu uyandırmış.
Kendisi ve maruz bırakıldığını söylediği işkenceyle ilgili manşetler istemiyor. Bu, Gazze’ye acil yardım götürmeye çalışan büyük Küresel Sumud Filosuna katılan diğer birkaç İsveçliyle birlikte eve döndükleri akşam Sergels Torg’da düzenledikleri basın toplantısında söylediği ilk şeylerden biriydi. Ve bu görüşünün arkasında duruyor. “Bu, benimle veya filodaki diğer kişilerle ilgili değil. Şu anda yargılanmadan tutuklu bulunan binlerce Filistinli var, bunların yüzlercesi çocuk ve çoğu muhtemelen işkence görüyor.” diyor Greta Thunberg.
O, bu hikayenin uluslararası dayanışma ve hükümetlerin yapamadıklarını yapmak için bir araya gelen insanlar hakkında olduğunu vurguluyor: “Ve her şeyden önce bu hikaye, Gazze’de yaşayan insanlar hakkında.”
Ancak, kamuoyunun ilgisi çok büyük ve ona yapılan muamele bir şeyi yansıtıyor: “İsrail tüm dünyanın gözü önünde, İsveç pasaportlu tanınmış beyaz bir insana bu şekilde davranabiliyorsa, kapalı kapılar ardında Filistinlilere neler yaptıklarını bir hayal edin.”
Batı Şeria’dan Greta ile aynı yaştaki Filistinli bir genç erkeğin İsrail gözaltısında öldüğü haberi yeni geldi.
“Bizim yaşadıklarımız, Filistinlilerin yaşadıklarının sadece çok ama çok küçük bir kısmı. Hapishane hücrelerimizin duvarlarında, kan lekeli kurşun delikleri ve bizden önce orada bulunan Filistinli mahkumların kazıdığı mesajları gördük.”

Greta’dan, Eylül ayı başında Tunus açıklarında gemisinin bombalanmasını anlatmasını rica ediyorum. Eğer bir basın toplantısına yardım etmek için çağrılmasaydı, o anda o da gemide olacaktı. Amerikalı istihbarat ajanları, Amerikan televizyonu CBS’ye, o saldırının İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu tarafından emredildiğini doğrulamıştı.
Gemilere püskürtülen kimyasallardan bahsediyor ve yıldızlı gökyüzüne bakarken bir daha asla insansız hava araçlarını düşünmeden edemeyeceğini söylüyor.
Greta Thunberg, filoyu oluşturan 42 geminin 500 kişilik güçlü mürettebatını öne çıkarmak istiyor: öğretmenler, doktorlar, araştırmacılar, öğrenciler, milletvekilleri, küçük işletme sahipleri… En genci 18, en yaşlısı 78 yaşındaydı. Hepsi, farklı yaşam öykülerine sahip insanlardı.
Greta, onu özellikle derinden etkileyen, Yahudi katılımcılarla tanıştığı bir hikayeyi anlatıyor: “Birçoğu İsrail yanlısı ailelerde büyümüştü. Her şeyi geride bırakıp hayatlarını tehlikeye atarak ve Gazze’de olanların kendi adlarına yapılmaması için direnerek yola çıktılar. Ancak bazı durumlarda bu, ailelerinin onlarla ilişkisini kesmesine neden oldu.”

| Greta Thunberg’e Dokuz Kiritik Soru İsveç Dışişleri Bakanlığı Gazze’ye seyahat etmemenizi tavsiye etmesine rağmen nasıl gidebildiniz? Öncelikle, bizim gözaltına alındığımız uluslararası sularda seyahat etmeme tavsiyesi yoktu. Bu bağlamda, hükümetin yakın zamanda, Ukrayna’nın seyahat tavsiyesi bulunan bazı bölgelerine insani yardım çalışmaları için giden İsveçlileri kamuoyuna övdüğünü de belirtmek gerekir. Öyleyse, Ukraynalılar beyaz olduğu için, bunun bir ırkçılık meselesi olduğu açıktır. Seyahat uyarısı genellikle savaşın yıkıma uğrattığı bölgelere giden insani yardım kuruluşları için geçerli değildir. Bu, bir insani yardım göreviydi. Bunu, hükümetlerimizin pasifliğini ve neredeyse tüm insan hakları kuruluşlarına, Birleşmiş Milletler’e karşı çıkma ve soykırıma ortaklıklarını sürdürerek uluslararası hukuku ihlal etme yönündeki aktif tercihlerini telafi etmek için yaptık. İsrail, gemilerinizde gıda veya diğer acil yardım malzemeleri bulunmadığını iddia etti. Bu tamamen yalan. Acil yardım malzemelerini bizzat ben paketledim ve her şeyin yerinde olup olmadığını görmek için tüm kutuları tek tek kontrol ettim. Tüm gemilerde insani acil yardım malzemeleri vardı. Yolculuk sırasında her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için birkaç kez daha kontrol ettik. Türkiye bize katılmak üzere bir gemi gönderdi ve bize ek acil yardım malzemeleri aktardı. Daha sonra hapishanede diğer gemilerden birinin mürettabından, yakalandıklarında askerler tarafından gemide tutulduklarını, güvertede birinin video çektiğini ve “Bakın, silahları var.” dediğini duyduklarını öğrendim, ki bu tamamen yalandı. Görünüşe göre İsrail, gemilerde video çekip yalanlar yaymak için influencer’lar tutmuş. Hamas katliamının yıldönümü olan 7 Ekim’de neden basın toplantısı düzenlediniz? O tarihte bizi sınır dışı etmeye karar veren, İsrail’di. Biz de uçağımız indikten hemen sonra basın toplantısı düzenledik. Zamanlamayla ilgili görüşlerini, İsrail’e sormanız gerekir. İsrail, filonun lider kadrosunda Hamas ile bağlantılı kişiler olduğunu söylüyor. Bu kesinlikle doğru değil. İsrail aynı argümanları ve karalama kampanyalarını tekrar tekrar kullanmaya devam ediyor. Sadece “Hamas” kelimesini söylemek, her türlü şiddeti meşrulaştırıyor. Bizi yakalayıp terörist muamelesi yapabilmek için karalama kampanyaları düzenlediler. Terörizm, siyasi kontrol için sivil halka korku salmak amacıyla hesaplı bir şekilde şiddet kullanılması olarak tanımlanır. Gazze’deki sivil halka gıda ve ilaç ulaştırmak için uluslararası sularda barışçıl bir şekilde seyir halindeyken yaptığımız bu değildi. Terörizm tanımına uyan şey, İsrail’in davranışlarıdır. İsrail, acil yardım malzemelerini Gazze’ye ulaştırmak için onlara bırakmanızı teklif etti. Neden reddettiniz? 2008 yılında filolar Gazze’ye yelken açmaya başladığından beri, İsrail sürekli olarak acil yardım malzemelerinin teslimatını üstlenmeyi teklif etti ve yıllar boyunca bunu reddetmek için bilinçli bir karar vardı. Çünkü İsrail’in yalan söylediğini biliyoruz: Ablukalarının yasal olduğunu, bizim terörist ve Hamas destekçisi olduğumuzu söylüyorlar. Ve İsrail’in, acil yardımın Gazze’ye girmesine izin vermediğini gördük. Giren sınırlı acil yardım da halka fayda sağlamıyor. Yardım almak için sıraya girenler, ateş altında kalıyor. Girmesi gereken sadece gıda yardımı da değil. Kıtlık sadece acil yardımın eksikliğinden kaynaklanmıyor. İsrail tüm dünyanın yardımıyla fırınları ve diğer temel sosyal altyapıyı bombalayarak, toprağı ekilemez hâle getirerek, insanların balık tutmasını yasaklayarak, kendi karasularında balık tutanları tutuklayıp vurarak Filistinlilerin kendilerini geçindirme fırsatını kısıtladı ve sistematik olarak ellerinden aldı. Yani mesele sadece acil yardımın ulaşması değil, aynı zamanda bu yasadışı ablukaya karşı çıkmak için yapılan siyasi bir açıklama. Bu sadece bir reklam hilesi değil mi? Gazze’den dikkati uzaklaştırıp kendinize çevirerek yarardan çok zarar verme riski taşıyan “selfie yatları”… Hiç kimse selfie çekmek için hayatını riske atmıyor. Elbette platformumu, beyaz tenimi ve İsveç pasaportumu kullanarak sahip olduğum ayrıcalıklardan yararlanıp insanlara ulaşmak ve Gazze’ye dikkat çekmek istediğimi şahsen açıkça söylüyorum. Dolayısıyla, elbette, Gazze’deki ablukayı anlatmak için medyanın ilgisini kullanıyoruz. Bu, 2008’in başından beri kasıtlı olarak izlediğimiz bir strateji: tüm uluslararası kurumlar temel insan haklarını bile güvence altına almakta başarısız olurken elimizde kalan birkaç şeyden biri de tanıtım ve ilgi çekmek. Sembolik eylemin ne olduğunu Batı dünyasından beyaz medya kişilikleri belirlediğinde, Filistinliler ne kadar insandışılaştırılmış oluyor? Acil yardım götürmek sembolik bir eylemdir, ama aynı zamanda dünyanın Gazze’nin yanında olduğunu göstermek de öyle. Para nereden geliyor? Seni kim finanse ediyor, Greta? Keşke biri olsaydı! İsveç Öğrenci Finansmanı Kurulu ve öğrenci kredileri. Bir konferansa konuşmacı olarak davet edildiğimde, oraya gitmek için tren ücretini karşılamalarını sağlamaya çalışıyorum. Katıldığım kitap ve filmlerden aldığım ödüller ve telif haklarından elde ettiğim tüm parayı “hayır işleri”ne ya da her ne diyorsanız ona bağışladım. Filo ise kampanyalarla toplanan parayla finanse edildi ve her şeyi bırakıp bu işe tüm zamanını ayıran, karşılığında hiçbir ücret almayan gönüllüler vardı. Yahudi karşıtı mısın? Tüm insanların barış, adalet ve eşitlik içinde yaşaması ve soykırım yapmamamız gerektiğini söylemek – bunu antisemitizm olarak görmüyorum. Sen bir iklim aktivistisin. Bunun iklimle ne ilgisi var? Çok! Birincisi, basit bağlantılar var: İklim için, savaş ve ekosid (ekosistemleri yok etmek veya öldürmek) kadar zararlı neredeyse hiçbir şey yok. Ekolojik yıkım, insanların yaşadıkları topraklarda yaşama becerilerini yok etmeyi amaçlayan bir savaş biçimidir. Ama daha basit bir açıklaması var: Ben iklim aktivistiyim çünkü insanları ve gezegenin refahını önemsiyorum. Odak noktamın değiştiğini düşünmüyorum. Hâlâ, başladığımda sahip olduğum ilkelere göre bir aktivistim: Adalet, eşitlik, özgürlük ve sürdürülebilirlik ilkelerini takip ediyorum. Benim için durum aynı. Ve bir kişi, insanların bombalanarak parçalandığını veya açlıktan öldüğünü görüp hiçbir şey yapmayacak ya da hiçbir şey hissetmeyecek kadar bencil olduğunda, bunun olmasına izin veren bir dünyanın geri adım atıp sürdürülebilirliğe odaklanmasını ya da yardıma ihtiyacınız olduğunda sizin için ayağa kalkmasını nasıl bekleyebilirsiniz? |
Greta Thunberg’in bir şeyler yemesi gerekiyor ve buzdolabından çıkardığı bir tencere fasulyeyi ısıtıyor. Mutfak tezgahında, yakın zamanda çöp konteynerlerinden toplanan pancar ve başka sebzeler var: Iskartaya çıkarılıp marketlerin çöp konteynerlerine atılan yiyecekler, kurtarılıp buraya getirilmiş.
İsrail ordusunun gemiye çıktığı geceye atlıyoruz. Yüzleri gizlenmiş ve büyük otomatik silahlı adamlar gemiye binerken bu olay, filonun kendi kanalları üzerinden canlı olarak yayımlanıyor ve tüm dünya tarafından izleniyor. Aftonbladet’in röportaj yaptığı birkaç tanık, silahların yüzlerine doğrultulduğunu anlatıyor. Alt güverteye götürülüyor ve gemi karaya çekilirken hareket etmeden daire şeklinde oturtuluyorlar: “Orada hava inanılmaz sıcaktı. Sadece oturduk. Bizi gözetim altında tutanların dışında kalanlar gemide dolaşarak eşyaları parçalayıp her şeyi etrafa fırlattılar.” Greta, Gazze’ye gönderilen yardım malzemeleri olan yiyecek, ilaç, bebek bezi ve bebek mamalarına ne olduğunu bilmiyor.
Yaklaşık 20 saat sonra, Tel Aviv’in 40 kilometre güneyinde bulunan, İsrail’in en büyük ticari limanı Aşdod’a varıyorlar. Greta Thunberg, bir askerin onu işaret ederek “Önce sen, hadi!” dediğini anlatıyor.
Üstünde “Free Palestine” yazan tişörtü giymesine izin verilmiyor ve değiştirmesi emrediliyor. Greta da bunun yerine “Decolonize” yazan turuncu bir tişört giyiyor: “Sonra kurbağa şapkamı taktım. Gemiden inmek üzereyken bir grup polis memuru beni bekliyordu. Beni yakaladılar, yere yatırdılar ve üzerime İsrail bayrağı attılar.”
Birkaç tanığın anlattığına göre, burada her şey “sıfırdan yüze” gidiyor – şiddet tırmanıyor.
Greta Thunberg, demir çitlerle çevrili asfalt bir alana nasıl sürüklendiğini anlatıyor. Greta’ya göre bu, altı saatten fazla süren uzun bir sahne ve Aftonbladet’in konuştuğu filodaki birkaç katılımcı da bunu doğruluyor. “Distopik bir durumdu. Yaklaşık 50 kişinin diz çökmüş, kelepçeli ve alınları yere değecek şekilde sıralı oturduğunu gördüm.” Greta kanepeden kalkıp yere uzanarak çizgili oturma odası halısı üzerinde bu pozisyonu gösteriyor.
“Beni, diğerlerinin oturduğu yerin tam karşısına sürüklediler ve bayrak tüm bu süre boyunca üzerimdeydi. Bana vurdular, tekmelediler.”
Greta gülüyor.
“Sonra kurbağa şapkamı başımdan alıp yere attılar, üzerine basıp tekmelediler ve bir nevi öfke nöbeti geçirdiler.”
“Beni çok sert bir şekilde, yüzümü döndürdükleri bir köşeye götürdüler ve ‘Özel bir hanımefendi için özel bir yer.’ dediler. İsveççe ‘Lilla hora’ (‘Küçük fahişe’) ve ‘Hora Greta’ (‘Fahişe Greta’) kelimelerini öğrenmişlerdi ve bunları sürekli tekrarlıyorlardı.”
Greta ve diğer İsveçliler, yerden başını kaldıran herkesin tekrar yere indirildiğini anlatıyor. Polis, Greta’nın oturduğu köşeye bir bayrak yerleştiriyor.
“Bayrak bana değecek şekilde yerleştirilmişti. Dalgalandığında ve bana her değdiğinde, ‘Bayrağa dokunma!’ diye bağırdılar ve beni yan tarafımdan tekmelediler. Bir süre sonra ellerim kablolarla çok sıkı bir şekilde bağlandı. Bir grup gardiyan, ben öyle otururken benimle selfie çekmek için sıraya girdi. Çantamı aldılar ve Filistin ile ilgili olduğunu düşündükleri her şeyi attılar. Her şeyi aldılar ve onları gözlerimin içine bakıp bıçakla yavaşça keserlerken on kişi selfie çekiyordu.”
Sonra, aşırı sağcı bakan Itamar Ben-Gvir’in aniden alana girip herkesin önüne geçtiğini anlatıyor Greta:
“‘Siz teröristsiniz. Yahudi bebekleri öldürmek istiyorsunuz!’ diye bağırdı. Ona karşılık verenler, kenara çekilip dövüldü. Yere atılıp dövüldüler. Ama ben bunu sadece gözümün ucuyla görebildim, çünkü başımı yerden her kaldırdığımda yanımda duran gardiyan bana tekme atıyordu.”
Çok dokunaklı bir sahneyi anlatıyor:
“Tuvalete gitmem gerekiyordu ve izin istedim. Sonra insanların oturduğu yerden geçmem gerekti ve beni gördüler. İsveç heyetinden bir kadın üye, ‘Seninleyiz, Greta.’ dedi. Sonra kenara çekildi ve saldırıya uğradı.
Orada oturan insanların arasından geçmeye devam ederken ‘Slay!’ diyorlardı. (‘Slay’ kelimesi aslen ‘şiddetle öldürmek’ anlamına gelir. Ancak, internet argosunda, bir şeyi çok iyi yapmak anlamına geliyor. Greta Thunberg bu kelimeyi sürekli kullanır.) ‘Slay’ diyorlar çünkü bunun benim kelimem olduğunu biliyorlar. Ve ‘Slay’ diyenler, gardiyanlar tarafından dövülüyor. İlerliyorum ve sonra biri ‘Slaaay!’ diye bağırıyor. Giderek daha fazla insan katılıyor ve ‘Slay!’ diye bağırıyor, ve herkes bağırmaya başladığında, hepsine saldırmıyorlar. O an…”
Bunları anlattıktan sonra sessizleşiyor ve gülümsüyor.
Greta daha sonra kıyafetlerini çıkarması ve üzerinin aranması için bir binaya götürülüyor. “Gardiyanların empati veya insanlık duygusu yok ve benimle sürekli selfie çekiyorlar. Hatırlamadığım çok şey var. Aynı anda çok fazla şey oluyor. Şoktasın. Acı çekiyorsun ama sakin kalmaya çalışıyorsun.”
Aniden, bir temizlik odasına sürükleniyor ve diz çökmeye zorlanıyor.
“Sonra Ben-Gvir ve medya ekibi gelip orada durarak çekim yapmaya başladı ve Ben-Gvir şöyle dedi: ‘Senin terörist muamelesi görmeni ve hapiste çürümeni şahsen sağlayacağım. Sen Hamas’sın. Sen bir teröristsin. Yahudi bebekleri öldürmek istiyorsun.’ O bağırırken ben olabildiğince sakin oturup Birleşmiş Milletler sözleşmelerinden alıntılar yaptım ve İsrail’in dokunulmaz olmadığını ve uluslararası hukuka saygı göstermesi gerektiğini söyledim. Bunun kaydedildiğini ve halka yayılacağını düşünmüştüm ama hâlâ yayıldığını görmedim.”
“Belki de çok iyi cevap verdin.” diyor Greta’nın arkadaşlarından biri.
Ben-Gvir daha sonra medyaya hapishane ziyaretini anlattı ve oradakilere ne kadar sert davrandıklarıyla övündü. Bunu, kendisinin emrettiği bir politika olarak nitelendirdi. Ben-Gvir, Yedioth Ahronoth gazetesine, “Filodaki aktivistlere terörizm destekçileri olarak muamele ettiğimiz için gurur duyuyorum.” dedi, “Ketziot hapishanesinin koşullarını deneyimlemeli ve İsrail’e dönmeden önce iki kez düşünmeliler. İşler böyle yürür.”

Temizlik odasındaki bakanlık toplantısından sonra Greta, başka bir sürü şeyle beraber İsrail’e yasadışı yollarla girdiğini belirten belgeleri imzalamasını isteyen yetkililerle yaptığı bitmek bilmeyen toplantıları anlatıyor. Ancak o, bunları imzalamayı reddediyor. Ardından elleri tekrar kablolarla bağlanıyor, gözleri kapatılıyor ve diğer tutsaklarla birlikte soğuk bir gece geçireceği bir arabanın içindeki küçük bir hücreye konuluyor: “Hava dondurucu derecede soğuktu. Üzerimizde tişörtler vardı.”
Hapishaneye götürülüyor. Dışarıda yine kıyafetlerini çıkarmak zorunda bırakıldığını söylüyor: “Alay edildik, kaba muamele gördük ve her şey filme alındı. Yaptıkları her şey son derece şiddetliydi. İnsanların ilaçları, gözlerinin önünde çöp kutusuna atıldı: kalp ilacı, kanser ilacı, insülin.”
“Hapishanenin içinde, bir duvarı kaplayan büyük bir resim vardı, bombalanmış Gazze’yi ve kaçan insanları gösteriyordu. Yanında büyük bir İsrail bayrağıyla birlikte Arapça bir cümle yazıyordu: ‘Yeni Gazze’”
| Yardım konvoyuna karşı İsrail’in harekete geçme hakkı var mıydı? Devam eden bir silahlı çatışma sırasında, tarafların belirli koşullar altında uluslararası sularda bir gemiye çıkma imkânı sınırlıdır. Bu koşullar arasında, yabancı bir geminin yasal deniz ablukasını kırmaya çalışması da yer alır. Ancak, Stokholm Üniversitesinde uluslararası hukuk alanında emekli profesör Said Mahmoudi’ye göre, İsrail’in Küresel Sumud Filosuna karşı aldığı önlemler yasa dışıdır; çünkü İsrail makamları, filoya ait bir gemiye çıkmış, gemideki kişileri tutuklamış, onları ve gemiyi İsrail limanına zorla götürmüş ve orada gözaltına almıştır. Yasadışılık, İsrail’in müdahalesinin temelini oluşturan ablukanın, deniz savaşı ile ilgili yasaları ihlal etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu yasalar, 1994 yılında San Remo El Kitabı ile güncellenmiş ve neredeyse tüm ülkeler tarafından deniz savaşı için geçerli kurallar olarak kabul edilmiştir. Bu kılavuzda, deniz ablukasının yalnızca uluslararası silahlı çatışmalarda, yani iki “devlet” arasındaki savaşlarda kurulabileceği belirtilmektedir. Hamas ile İsrail arasındaki savaş, İsrail Filistin’i veya Gazze’yi bir devlet olarak tanımadığı için, uluslararası olmayan bir savaştır. Küresel Sumud Filosuna dahil olan gemiler, uluslararası sularda kaldıkları sürece devletlerinin münhasır yargı yetkisi altındadır. İsrail’in Gazze’ye uyguladığı abluka, bu gerçeği etkilememektedir. Kaynaklar: Cenevre İnsan Hakları Sözleşmeleri, Emeritus Profesör Said Mahmoudi. Her şeye rağmen Greta Thunberg, filodaki hiç kimsenin kurban olarak tanımlanmaması gerektiğini vurgulamak istiyor: “Neye bulaştığımızı çok iyi biliyorduk. Barselona’dan yola çıktığımız ilk gece, bize terörist gibi muamele edecekleri konusunda tehditlerde bulunmuşlardı. Ben şahsen hiçbir zaman korkmadım veya yenildiğimi hissetmedim.” |
Hapishanede farklı hücrelerde tutuluyor. Bazen 15 metrekarelik bir hücrede 13 başka tutsakla birlikte kalıyor. Günler çok uzun sürüyor – dört gün mü? Zaman kavramı bulanıklaşıyor, içeride saat yok. Tutuklu kaldıkları süre boyunca neredeyse hiç yemek ve temiz su verilmiyor, ancak tuvalet lavabosundaki musluktan kahverengi bir sıvı akan suyu içmek zorunda kalıyorlar. Birkaç kişi hastalanıyor.
“Susuzluktan, ağlayacak gücün kalmadığını hissediyordun.” diyor Greta. “Hava çok sıcaktı, 40 derece gibi. Su verebilir misiniz, diye sürekli yalvarıyorduk. Su verebilir misiniz? Sonunda bağırmaya başladık. Gardiyanlar sürekli parmaklıkların önünde dolaşıyor, gülerek su şişelerini kaldırıyorlardı. Su dolu şişeleri önümüzdeki çöp kutularına atıyorlardı.”
Filoya katılan birkaç kişinin aktardığına göre, bir noktada yaklaşık 60 kişi güneşin altında, açık havada küçük bir kafese konuldu. Çoğunun oturmak için yeterli yeri yoktu.
“İnsanlar bayıldığında kafeslere vurup doktor çağırdık. Sonra gardiyanlar gelip ‘Sizi gazla boğacağız.’ dediler. Bu, onların standart söylemiydi. Bir gaz tüpü kaldırıp bize doğru sıkmakla tehdit ettiler. Geceleri gardiyanlar düzenli olarak gelip parmaklıkları sallıyor, el feneriyle ışık tutuyorlardı ve gecede birkaç kez içerip girip herkesi ayağa kaldırıyorlardı.”
Greta Thunberg, böceklerle dolu bir tecrit hücresine nasıl konulduğunu anlatıyor. Saatler geçiyor, bunun ne kadar süreceğini bilmiyor. Kendini sakinleştirmek için bir şarkı söylüyor: “Ama bir süre sonra dinlenmek zorunda kaldım, çünkü o şarkıyı söylemek, fiziksel olarak çok yorucuydu.”
Greta, hükümet temsilcileriyle yapılan toplantı da dahil olmak üzere çeşitli yetkililer, diplomatlar ve politikacılarla özel toplantılara götürülüyor.
“‘Hamas’a seni rehinelerle takas etmeyi teklif ettik.’ dediler ve sessizce bana baktılar. Bir süre sonra ‘Bu ne demek oluyor?’ diye sorduğumda, ‘Şaka yapıyoruz.’ dediler. Diğerleri ise, ‘Bu, soykırım değil. Bize güven; eğer soykırım yapmak isteseydik, yapardık.’ diye tekrarladılar.”
İsveçliler bir avukatla limanda beş dakika boyunca görüşme izni aldılar ama ortada hiçbir hukuki yardım yoktu. Ancak Cuma günü Tel Aviv’deki İsveç büyükelçiliğinden üç kişi, açık havada bir kafeste bulunan İsveçlilerle görüşmeye geldi.
“Birlikteydik ve onlara gördüğümüz muameleyi anlattık. Yemek ve su eksikliğini, kötü muameleyi. İşkenceyi. Onlara vücudumuzdaki yaraları, morlukları ve çizikleri gösterdik. Tüm iletişim bilgilerimizi verdik. Ben onlara babamın ve örgütteki irtibat kişimizin numaralarını verdim. Şunu açıkça belirttik: Şu anda söylediğimiz her şey, medyaya açıklanmalıdır.”

Greta Thunberg’in aktardığına göre, işlerinin sadece onları dinlemek olduğu yönünde bir cevap aldılar: “Hiçbir şey yapmadılar, sadece ‘Bizim görevimiz sizi dinlemek. Biz buradayız ve konsolosluk desteği alma hakkınız var.’ dediler. Tekrar tekrar söyledik: Suya ihtiyacımız var. Gardiyanların su şişeleri olduğunu gördüler. Büyükelçilik personeli, ‘Bunu not alacağız.’ dedi. Aramızdan biri, Vincent, ‘Bir dahaki sefere geldiğinizde su getirmelisiniz.’ dedi.”
Elçilik çalışanlarının tekrar gelmesi iki gün sürdü.
“Sadece kendi yarım kalmış boş şişeleri dışında su getirmediler. Aramızda en kötü durumda olan Vincent onu içti. Gardiyanlara ‘Su alabilir miyiz?’ diye sorup durduk ama onlar sadece su şişeleriyle dolaşıp cevap bile vermediler.”
Aftonbladet’in görüştüğü birkaç tanığa göre, sonunda İsveçli grup, elçilik personelinin huzurunda su verilene kadar hücrelerine dönmeyi reddetmeye karar verdi. Ancak, elçilik çalışanları, hapishaneden ayrılmak istediklerini söylediler.
“‘Bizi böyle bırakacak mısınız? Şimdi giderseniz, bizi dövecekler.’ dedim. Ama onlar yürümeye devam ettiler.”

Birkaç katılımcı, bir kadın aktivistin öfkelenerek gardiyanların su şişelerini attıkları çöp kutusuna tekme attığını aktardı. Şişeler yere döküldü. Greta ve diğerleri, kendilerini yere attılar ve gardiyanların bıraktığı şişeleri açıp su içmek için acele ettiler.
“Büyükelçilik personeli bunu görüyor ama yine de yürümeye devam ediyor.”
Katılımcıların beş günlük esaretin ardından hapishaneden serbest bırakıldıkları aynı gün, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson İsveç medyasına, uyarılara rağmen Gazze’ye sehayat etmenin “çok aptalca” olduğunu söyledi.
Aftonbladet, Dışişleri Bakanlığının tutsakların yakınlarına gönderdiği e-postalar ile büyükelçilik personeline bu anlatılanları karşılaştırdığında, durumun ciddiyetinin hafife alındığı ortaya çıktı.
Dışişleri Bakanlığı, Greta Thunberg’in saatlerce dövüldüğü limandaki olayı şöyle anlatıyor: “Bize kötü muamele gördüğünü ve uzun süre sert bir zeminde oturduğunu söyledi.”
Cumartesi günü birçok medya kuruluşu Greta’nın işkence gördüğüne dair ifadeleri yayımladı.

Aftonbladet’in gördüğü bir e-postada, babası Svante Thunberg bunu Dışişleri Bakanlığına bildirmişti.
Greta’nın babası Svante Thunberg, “Bana e-postayla gönderdikleri bilgi kızımın onlara anlattıklarıyla uyuşmadığından, tüm bu yanıt ve iletişimin bir ihanet ve saf provokasyon olduğunu düşünüyorum. Sanki bir kültür savaşında piyonmuşum gibi hissediyorum. Aynı sıralarda, İsrail’in sorumlu bakanının yürürlükteki yasalara göre oradakilerin açıkça işkence gördüklerini itiraf ettiğini okudum.” dedi.
Aftonbladet, Greta Thunberg’in söylediklerini büyük ölçüde doğrulayan ve çeşitli türde istismar ve aşağılamaya maruz kalan filodaki diğer üç üyeyle konuştu. Ayrıca yakınlarıyla da konuştuk. Herkes, İsveç büyükelçiliği personelinin davranışını şiddetle eleştiriyor.
Onlardan biri, eşi Tomas ve oğlu Malik’in evde kendisini beklediği, Marita Rodriguez.
“Onlardan, verdiğimiz tüm bilgileri paylaşmalarını ve yakınlarımızı bilgilendirmelerini istedik. Söylediğimiz en önemli şeyleri neden sakladılar?”
Marita, İsveç ve Şili çifte vatandaşlığına sahip.
“Şili konsolosunu gördük. Bizi görmek için içeri girmesine izin verilmeyince, gardiyanları geçmeye çalıştı. İsveç Dışişleri Bakanlığı çalışanlarının hiç itiraz etmemesiyle tam bir tezat oluşturuyordu. Burada ise biri gardiyanlara karşı gelmeye çalışıyor ve ‘Merhaba, ben Şili konsolosuyum. Sadece şunu bilmek istiyorum: Nasılsınız?’ diyordu.”

Bir başka tutsak olan Vincent Storm da gördüğü kötü muamele ve aşağılanmayı anlatıyor: “Hiçbir şey yapmadılar. Çok hayal kırıklığına uğradım. Fransa gibi diğer ülkeler de heyetler gönderdi ama toplantılarda onların su içip kurabiye yiyebildiklerini fark ettik. İsveç büyükelçiliği ise hiçbir şey yapmadı.”
Aftonbladet, Vincent’ın partneri Rebecca Karlsson ile Dışişleri Bakanlığı arasındaki e-posta yazışmalarına erişti. E-postalardan birinde Dışişleri Bakanlığı, başka şeylerle birlikte, Vincent’a su verildiğini yazıyor: “Ziyaret sırasında, büyükelçiliğin getirdiği bir şişe suyu içebildi.”
“Ancak bu, büyükelçilik personelinin kendileri için getirdiği yarısı boş küçük bir şişeydi ve başka kimseye su verilmedi. Gerçekleri süslediler.” diyor Rebecca Karlsson.
Aftonbladet’in görüştüğü tüm filo katılımcıları ve yakınları, tutsakların yaşadıklarıyla ilgili ifadelerinin Dışişleri Bakanlığı tarafından yakınlarla yapılan iletişimde yumuşatıldığını aynı şekilde anlatıyor. Birkaç tutsak yakını ise, gözaltına alınan aile üyelerinden hiçbir haber almadıklarını belirtiyor.
Belediye işletmelerinde yönetici olarak çalışan Rebecca Karlsson, “İsveç vatandaşlarının haklarını savunmadıkları için Dışişleri Bakanlığını Parlamento Ombudsmanına şikayet edeceğiz.” diyor.

Aftonbladet, Ilımlı Birlik Partisinden Başbakan Ulf Kristersson ile temasa geçti; ancak, basın sekreteri, gazetecileri Dışişleri Bakanlığına yönlendirdi. Tel Aviv’deki İsveç Büyükelçiliğinden hiç kimse röportaj yapmaya yanaşmadı.
Yine Ilımlı Birlik Partisinden Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard, Aftonbladet’e gönderdiği e-postada şunları yazdı:
“İsveç vatandaşları kendilerini büyük bir riske maruz bıraktılar. Küresel Sumud Filosu, geçen seferkiyle aynı sonuçla tekrar Gazze’ye yelken açtı; gemileriyle Gazze’deki sivil halka hiçbir acil yardım ulaşmadı.”
Aftonbladet, hükümetin eylemlerini eleştiren birkaç uzmanla temasa geçti. Bunlardan biri, yardım sevkiyatlarına yapılan saldırının hem İsveç hem de uluslararası hukuk açısından suç teşkil ettiğini belirten avukat Linus Gardel. Gardel, “Hükümetin sessizliği şaşırtıcı.” diyor.
Stokholm Üniversitesinde uluslararası hukuk alanında emekli profesör Said Mahmoudi de bunu anlamanın zor olduğunu söylüyor.
***
Ne olmuştu?
- 2 Mayıs 2025. Malzeme ve ilaçlarla yola çıkmak üzere olan Özgürlük Filosu gemisi Conscience (“Vicdan”), Malta açıklarında bir insansız hava aracı tarafından ateş altına alındı. CNN, olayla bağlantılı olarak, bir İsrail Hava Kuvvetleri Hercules uçağının bir süredir geminin üzerinde alçaktan uçtuğunu bildirdi. Bu olay, Greta Thunberg’in Gazze’ye ulaşmak için yaptığı ilk girişimi sonlandırdı.
- 1 Haziran 2025. Madleen adlı yelkenli tekne, Sicilya’dan Gazze’ye doğru yola çıktı; ancak, bir hafta sonra uluslararası sularda İsrail donanması tarafından durduruldu. On iki aktivist, iradeleri dışında İsrail’e götürüldü ve ardından uçakla kendi ülkelerine sınır dışı edildi.
- 31 Ağustos 2025. Küresel Sumud Filosuna ait yirmiden fazla gemi, Gazze’ye doğru yolculuğunun ilk ayağı için Barselona ve Cenova limanlarından ayrıldı. Cenova’da gemileri 50.000 kişi uğurladı ve bir İtalya liman işçileri sendikası temsilcisi, yardım malzemelerinin Gazze’ye girmesine izin verilmezse “tüm Avrupa’yı kapatmakla” tehdit etti.
- Aynı sıralarda, İsrail Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, yardım konvoyunun mürettebatının terörist muamelesi göreceğini duyurdu.
- 8-9 Eylül 2025. Çok sayıda gemi, Tunus açıklarında demirledi. Filonun iki ana gemisi, iki gece üst üste bir tür yangın bombasıyla saldırıya uğradı. CBS daha sonra, saldırının Benjamin Netanyahu tarafından bizzat emredildiğini ve bu yanan nesneleri atan insansız hava araçlarının yakındaki bir denizaltıdan geldiğini bildirdi.
- 22 Eylül 2025. Gazze halkı ve Küresel Sumud Filosu ile dayanışma için İtalya’da genel grev yapıldı.
- 23-24 Eylül 2025. Konvoy Girit’in güneyinde çeşitli patlayıcı mermiler ve kimyasallar ateşleyen insansız hava araçları tarafından saldırıya uğradı.
- 24 Eylül 2025. Birkaç Avrupa hükümeti İsrail’in, saldırılarını şiddetlendirmeyi planladığını ve ciddi hasar riski olduğu konusunda uyarıda bulunduğunu, gemide bulunan vatandaşlarına bildirdi. Gemiler, korunmak ve meydana gelen hasarı gece boyunca onarmak için Yunan karasularına yöneldi.
- 24-25 Eylül 2025. Geniş protestoların ardından İtalya, filoyu daha fazla saldırıdan korumak için bir savaş gemisi göndermeye karar verdi. Aynı günün ilerleyen saatlerinde İspanya başbakanı, İspanya’nın da aynı şeyi yapacağını duyurdu.
- 1-3 Ekim 2025. 40’tan fazla gemi tek tek ele geçirildi ve 460 katılımcı önce Aşdod limanına götürülüp tutuklandı ve ardından Ketziot hapishanesine götürüldü. Bunun sonucunda, dünya çapında geniş protestolar patlak verdi. Milyonlarca gösterici, tutsakların serbest bırakılmasını talep etti. Sadece İtalya’da iki milyondan fazla kişi, tüm ülkeyi felç eden çeşitli gösterilere katıldı.
- 8 Ekim 2025. Thousand Madleens to Gaza (“Gazze’ye Binlerce Madleen”) ve Özgürlük Filosu Koalisyonundan acil yardım, doktor ve gazetecileri taşıyan diğer on gemi, Mısır’ın kuzeyindeki uluslararası sularda durduruldu. 144 gönüllü, özgürlüklerinden mahrum bırakılarak İsrail’e götürüldü ve gözaltına alındı.
Kaynaklar: CBS, Aftonbladet, The Guardian, BBC, Küresel Sumud Filosu.