İnsanlığın ortak vicdanını, dayanışmasını ve umudunu temsil eden Sumud Filosu dün gece saldırıya uğradı. Soykırımcı İsrail Devleti’nin deniz kuvvetleri, Gazze’ye yardım taşıyan filonun yaklaşık yarısını ele geçirdi, yüzlerce Filistin dostunu tutsak aldı, İsrail’e götürdü ve sorgulamaya başladı. Filonun kalan kısmı Gazze’ye “yelken açmak” konusunda ısrarlı.
Hani Avrupalı işgalciler tarafından Amerika adı verilen kıtanın ele geçirilmesini gösteren haritalar vardır; bu haritalarda Amerika’nın yerli halklarının yaşam alanları diyelim ki mavi renkle, işgalcilerin ele geçirdiği topraklar da diyelim ki kırmızı renkte gösterilir. Bu haritalar genelde Kuzey Amerika için yapılır ve fena halde çarpıcıdır; Avrupalı işgalcilerin gelmesinden önce kıtanın tamamen mavi olan renginde doğudan başlayarak giderek kırmızı alanlar belirir, bu kırmızı şeritler ve noktalar giderek büyür, mavi alanları ele geçirir, sıkıştırır, küçültür, öyle ki bir tarihten sonra geriye mavi diye bir şey kalmaz, kıtanın on binlerce yıllık sakinleri, ancak işgalcilerin belirlediği alanlarda, işgalcilerin belirlediği koşullarda, işgalcilerin her türlü baskı ve zulmü altında yaşamak zorunda bırakılır.
İşgalciler, birkaç yüz yılda gerçekleştrirdikleri bu insanlık suçunu akla hayale gelmeyecek yalanlarla meşrulaştırmak için her türlü yöntemi kullanmışlardır. Vahşi Batı filmlerini seyretmeyenimiz yoktur; zavallı medeni beyazlar “Yeni Dünya”da kendilerine yeni bir hayat kurmak isterler ama zalim kızılderililer onları rahat bırakmaz, baskın yapıp yerleşimcileri öldürür, kafa derisini yüzer, çoluk çocuğunu kaçırıp işkencelerle öldürür, bunun üzerine Amerikan ordusu imdada yetişip vahşi kızılderilileri öldürür ve zavallı yerleşimcileri kurtarır. Filmlerde iyi kızılderili ya ölü kızılderilidir, ya da işgalcilere boyun eğen, onların hayat tarzını benimseyen, kendi halkına ihanet eden kızılderilidir.
Biz bugün bunun böyle olmadığını, işgalcilerin her türlü yöntemle yerli halkların yaşam alanlarını ele geçirdiğini, yaşam kaynaklarını yok ettiğini, benzersiz bir soykırıma uğrattığını, sağ kalanları toplama kamplarına yerleştirerek asimilasyona zorladığını, işkencenin her türlüsünü yaptığını biliyoruz. Yerliler de canlarını dişine takmış buna karşı mücadele ediyor, fırsat buldukça işgalcilerin kamplarını basıyor, yakaladığını – kim olduğuna pek de bakmadan – öldürüyordu. Her türlü yöntemle direnmeye çalışan yerliler, filmlerde, kitaplarda vahşi olarak tanıtılıyordu. Oysa evet, biz bugün gerçek vahşilerin soykırımcı işgalciler olduğunu biliyoruz.
Amerikan yerlileriyle Filistinlilerin yaşadıkları arasındaki bağ çok çarpıcı: Yerlilerin yaşam alanlarının giderek daralmasını ve sonunda birer noktaya dönüşmesini gösteren haritalarla, Filistinlilerin yaşam alanlarının Siyonist işgalciler tarafından adım adım ele geçirilmesini gösteren haritalar arasında neredeyse hiç fark yok. Kullanılan yöntemler bile aynı: Evlerinden, topraklarından, yaşam alanlarından kovulan yerli halkın canını dişine takıp direnmesi, işgalciler tarafından dünyaya vahşet ve barbarlık olarak takdim ediliyor. Bunu açık açık, herkesin gözünün içine baka baka yalan söyleyerek yapıyorlar. Aynen sosyal medyada dolaşımda olan şu dizelerde olduğu gibi: Yalan söylediklerini biliyoruz / Yalan söylediklerini biliyorlar / Yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar / Yalan söylediklerini bildiğimizi bildiklerini biliyoruz / Ama hâlâ yalan söylüyorlar…
Siyonist İsrail Devleti, kurulduğu günden bu yana Filistin halkının yeminli düşmanı ve Avrupalı işgalcilerin Amerika’nın yerli halklarına uyguladığı yöntemlerle saldırıyor. Filistinlilerin hayata tutunmaya çalıştığı küçücük bir alanda kelimenin gerçek anlamıyla taş üzerinde taş kalmadı, açılık, hastalık, ölüm kol geziyor. Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak için İsrail’i destekleyen emperyalist devletler ise dünyanın öfkeli kamuoyunun gözünü boyamak için hiçbir sonuca ulaşmayacağı çok açık sözde çözüm önerileri üretiyor. ABD Başkanı Trump’ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Gazze için hazırladığı 20 maddelik plan, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını inkar etmek ve Gazze’nin kontrolünü ABD-İsrail’in elinde tutmak için yapılan bir başka girişimden başka bir şey değil. Bu planlar yapılırken, Gazze’ye tamamen insancıl amaçlarla yardım taşıyan Sumud Filosu, İsrail donanması tarafından saldırıya uğruyordu.
Ama durum tamamen umutsuz değil. Dünyanın her yanında yüz binlerce, milyonlarca insan meydanları boş bırakmayarak soykırımın bir an önce durması, Filistin halkının temel hak ve özgürlüklerinin kabul edilmesi için kendi iktidarlarına, ABD ve İsrail’e baskı yapmaya devam ediyorlar. Bu, direnen Filistin halkı için büyük bir güç ve moral kaynağı. Soykırımın durması için bugüne dek somut bir kazanım elde edildiğini söylemek çok gerçekçi olmasa bile, milyonların mücadelesi her an her şeyi değiştirebilir. Örgütlü işçi sınıfının bu büyük mücadelenin bir parçası olarak öne çıkması, olumlu gelişmeleri hızlandırabilir. Liman işçilerinin mücadelesi bu anlamda yol gösterici nitelikte. Fransa’nın Marsilya ve Yunanistan’ın Pire limanlarında Haziran ve Temmuz aylarında işçiler askeri sevkiyatların yüklenmesini engelledi, İtalya’nın Ravenna Limanı’nda iki kamyon silah sevkiyatını engelleyerek liman girişlerini bloke etti, Venedik, Treieste ve Napoli’de polis müdahalesine rağmen limanlarda on binlerce kişi “Her şeyi durdur!” sloganıyla yürüdü, yine Eylül ayında Cenova limanı bloke edildi ve Zim New Zealand gemisi boş yükle ayrılmak zorunda kaldı ve şu anda sendikalar genel grev çağrısı yapıyor.
Emperyalizmi durduracak en büyük güç, işçi sınıfının üretimden gelen gücü. Liman işçilerinin – ve ABD de dahil olmak üzere diğer ülkelerdeki irili ufaklı sendikaların – direnişi büyüyecek ve küresel bir direnişe dönüşecek olursa, ABD ve İsrail’in geri adım atması, soykırımın durması mümkün olabilir. Örgütlü işçi sınıfının küresel olarak harekete geçmesini besleyecek güç, Filistinliler için “Nehirden Denize Özgür Filistin” sloganıyla meydanları dolduran, Sumud Filosunu harekete geçiren milyonların gücüdür. Bulunduğumuz her yerde İsrail’in Sumud Filosu’nu engellemekten vazgeçmesi, tutsak edilen aktivistlerin serbest bırakılması, soykırımın durması için harekete geçmek, her şeyi değiştirebilir. Sadece meydanları doldurmak değil, işyerlerimizde, fabrikalarda, hayatın her alanında bu mücadeleyi yaygınlaştırmak, büyütmek, küresel saldırıya daha büyük bir küresel cevap vermek yarının değil, hemen bu günün, bu anın işi. Hepimize kolay gelsin.