Makaleler

Kitap Yorumu: Türkiye’de Komplo Teorileri

Türkiye’de Komplo Teoriler: Komplo Millet (Conspiracy Theories in Turkey: Conspiracy Nation) adlı yeni kitabında akademisyen Doğan Gürpınar Türkiye komplo teorilerini tarihsel bağlama yerleştiriyor ve komploların farklı kaynaklarını sistematik bir şekilde inceliyor.

Osmanlı’nın son döneminden günümüze geniş bir çerçevesi olmasına rağmen yalnızca yüz sayfa olan kitapta okur önce (Türkiye’de tanıdık olan) Türk milliyetçi anlatının temelerini, ardından buna karşı gelişen İslamcı anlatıyı görüyor. İlk anlatıda baş düşman olan İngiltere (ve daha geniş olarak Batı) yerel ‘köksüzler,’ entellektüeller, liberaller, dini ve etnik azınlıklarla yalnızca işbirliği değil, derin ilişki içerisinde görünüyor.

Conspiracy Theories in Turkey : Conspiracy Nation book cover

Milliyetçi Anlatıda Antisemitizm

Bu ‘düşman’ ve komplo hedefi kategorilerin neredeyse tümü Yahudileri kapsıyor. Zaten bu hem bu anlatının, hem de daha sonra gelişen İslamcı ve neo-Kemalist versiyonların temelinde klasik antisemit metinleri de içeren bir rezerv var. Gürpınar’a göre farklı komplo teorileri ortak bir ‘fikirsel rezerv‘den besleniyor (2): burada Siyon Protokolleri, Masonluk, Batı karşıtlığı, arkadan vurulma, Sevr sendromu gibi yerli ve yabancı ur-komplolar bir araya geliyor. Geniş olarak her anlatıda bir -genellikle Batılı – gizli zümre yerel ‘ötekileri’ manipüle ‘bize’ zarar vermeye çalışıyor. Bu cümledeki ‘biz’ ve zümrenin kim olduğu detayları komplonun Kemalist veya İslamcı oluşuna göre farklılık gösteriyor.

Türk milliyetçisi anlatıda ‘biz,’ değişmez ve organik olarak ortaya çıkmış, hatta bilimsel bir kategori olarak varolan, Türk milletiyken, buna karşı gelişen İslamcı anlatıda biz dini bir kategori. Milliyetçi anlatı dünyayı ve siyaseti farklı doğal halklar arasında bir çatışma olarak hayal ediyor – Türkiye’de yaygın olan uluslararası siyaset tartışma biçimi de bu tarz düşüncenin sonucu olarak görülebilir. Türklerle farklı istekleri, iddiaları veya çıkarları olan her aktör veya grup Batı güdümünde bir maşa olarak çiziliyor. Birinci Dünya Savaşı’nın ‘arkadan bıçaklayan Arap’ anlatısı veya ‘ihanet ettikleri’ için yok edilen Ermeniler bu genel şemaya yerleşiyor.

Milli eğitim sisteminde yaygınca tekrarlanan bu anlatının inşasıyla ilgili Gürpınar’ın belki de en şaşırtıcı bulgusu her öğrencinin tanıdığı Sevr haritasının ortaya çıkışı. Aslında birbiriyle çatışan planları bir şekilde aynı haritada bir araya getiren harita ilk kez 1928’de yaratılmış ve o zamandan beri akıllara kazınmış.

İslamcı Komplo Üreticisi Olarak Necip Fazıl

Yahudiler mi dediniz? Onlar, yumurtalarını pişirmek için, dünyayı ateşe  vermekten çekinmeyen lanetlilerdir. | Güzel söz, Ilham verici sözler, Iman
Necip Fazıl’ın Yahudilerle ilgili meşhur bir sözü

İslamcı anlatı, milliyetçi komplolara nazaran daha açık bir antisemitizm sunuyor. Abdülhamid’e yapılan darbenin arkasında Yahudiler, dönmeler ve Masonlar üçlüsü yerleşiyor. Bu anlatının üretiminde Gürpınar özellikle Necip Fazıl Kısakürek’in uğraşlarına dikkat çekiyor. Kısakürek’e göre Abdülhamid’in asıl düşmanı Ermeniler, Ruslar, köksüz entellektüeller veya İngilizler değildi. Tek gerçek düşman Yahudi’ydi. Bu komploda Siyonizm’in fikir babası Herzl’in yanında İttihatçi Selanikli Yahudi Emanuel Karasu birlikte yer alıyor. Bu konuyu işlerken Gürpınar komplo dizisi Payitaht: Abdülhamidden bahsetmeyi de ihmal etmiyor.

Payitaht’tan bir poster

Odak Yahudi düşmanlığından olsa da, bu anlatıda Ermenilerin de hedef olduğunun altını çizen Gürpınar, Abdülhamit komplocularının Adolf Hitler öven yayınlarından da örnekler veriyor. Bu tarz yayınlarda Yahudi toplumumun yıllarca şikayette bulunduğu, Trakya Pogromu’nda da rol oynamış Cevat Rıfat öne çıkıyor. Bazı versiyonlarında bu anlatı Ermeni Soykırımı için gizli bir Yahudi-dönme-Mason zümreyi sorumlu tutuyor. Daha yakın zamanda İslamcı fikirlerden beslenen komplo üreticisi olarak Gürpınar Kadir Mısırlıoğlu‘nu örnek gösteriyor.

Ulusalcı Komploların Ortaya Çıkışı

Gürpınar’ın detaylı olarak incelediği ulusalcı (neo-Kemalist) komplolar milliyetçi anlatının daha radikal, daha yabancı düşmanı bir hali olarak karşımıza çıkıyor. Bu tarihi radikalizme örnek olarak Şu Çılgın Türkler kitabını örnek gösteriyor. Bu komplolarda İngiltere yerini ABD ve AB’ye bırakıyor, daha yerel alanda ise Yunanlar, Ermeniler ve Araplar (ülke gözetmeksizin) keskin bir şekilde düşman pozisyonuna yerleştiriliyor. Bunlara İsrail ve Kürtler farklı anlarda dış veya iç düşman olarak ekleniyor. Kürtler sıklıkla bu düşman devletlerin ajanı olarak hayal ediliyor. Bu düşmanlara sempati besleyen yerel solcu-liberallerse Osmanlı entellektüelleriyle aynı kefeye konuyor.

Ulusalcı Komplolar: Aşı Karşıtlığı ve Antisemitizm

Ulusalcı komplocular arasında eski solcuların yaygınlığını not eden Gürpınar, okuması kolay roman ve siyasi kitaplarla bu fikirlerin kitleselleştiğini açıklıyor. Avlaremoz‘un Afedersin Antisemit köşesinde de varlık gösteren Soner Yalçın, Yalçın Küçük ve Aytunç Altındal gibi isimler bu alanda öne çıkıyor. Bu dalgayla ABD’deki sağcı komplolar arasındaki yakınlaşmaya dikkat çeken Gürpınar iki akımda da var olan şiddetli milliyetçiliğe ve canlı yayın hayatına dikkat çekiyor.

Ulusalcı komploların, Batı karşıtlığı kapısından, bilime ve özellikle gıda sanayisine karşı komplolar ürettiğinin de altı çiziliyor. ‘Baron’ kelimesi üzerinden gelişen bu ‘genetik’ korkusu yakın zaman ilaç şirketlerine ve Koronavirüs aşılarına olan kuşkuya da etki ediyor. Bu komploların baş üreticisi yine Soner Yalçın (ve bu kitapların birçoğunu yayınlayan Kırmızı Kedi Yayınları). İlaç karşıtı komploların nasıl tekrar antisemit kaynaklara döndüğünü de salgının başında görmüştük.

Ulusalcı komplo evreninin antisemitizm açısından zengin bir kolu 2000’lerde ortaya çıkan, Gürpınar’ın deyimiyle Sabetaycı furyası. İslamcı komplolarda uzun zamandır popüler olan fikirleri laik kitlelere taşıyan Yalçın Küçük ve Soner Yalçın, ardından Ergün Poyraz, sevmedikleri herkesi gizli Yahudi veya dönme olmakla ‘suçlayan’ yayınlara imza atıyorlar. Bu antisemit çalışmaların etkisi her gün ‘şu kişi Yahudi mi’ tarzı sorularla Avlaremoz‘a ulaşanlardan da görülüyor.

Neden Artan Komploculuk?

Komploların giderek ana akıma yerleşmesine baktığı son bölümde Gürpınar devlet eliyle her rakibim bir yabancı düşmanlar ağına yerleştirildiğini anlatıyor. Önceki İslamcı anlatıdan ders alan bu versiyonda içerideki tüm rakipler – solcular, Kemalistler, Kürtler, Geziciler – klasik yabancı düşmanların (veya dış mihrakların) uzantısı olarak hayal ediliyor. Dışarıdakiler ise farklı zamanlarda Siyonistler, ‘karanlık güçler,’ Batı gibi belirsiz adlar alıyor. Bu belirsiz isimlerin antisemit tahayyül ile ciddi şekilde örtüşmesi de tesadüf değil. Buna en açık örnek de bir komplo düşmanı olarak Yahudi George Soros’un seçilmiş olması.

Neden bu komplolar stratejik olarak kullanıyor? Gürpınar buna çok ikna edici bir grup cevap veriyor. Karmaşık toplumsal gelişmeleri açıklamayı reddeden (veya açıklayamayan) yönetim komplolara yöneliyor. Ayıca ahlaki üstünlüğün kaybedildiği durumlarda komplo teorileri, yerli protestocuları, muhalifleri ve entellektüelleri karalamak için ideal bir araç oluyor. Böylece komplo ve dış güçlerle ilişkilendirilen yerli rakiplerin iddialarına cevap verme ve fikirsel alanda onları yenme ihtiyacı ortadan kalkıyor (Gürpınar, 80).

Cinsiyet ve Komplolar

Gürpınar kadın hareketinin ve LGBT hareketinin de komplolarla ‘dış’ olarak gösterilişinden bahsetse de aslında diğer komploların cinsiyetlendirilişini irdelemiyor. Komplo odağı olarak görülen liberal, köksüz, Batıcı, elit gibi terimlerle tanımlanan zümre için sıklıkla kullanılan cinsiyet atfedilmiş kadınsı (effeminacy), erkeklik (manliness), ve züppelik (dandyism) gibi kelimeleri (sırasıyla sayfa 11, 27, 55) zikretse de kadınlık/erkekliğin komploların hedeflediği kişilere nasıl yüklendiğini direkt olarak masaya yatırabilirdi. İlginç bir şekilde internet kullanımının yaygınlaşması komploların hızlanması açısından Gürpınar’ın anlatısında merkezi bir noktada bulunmuyor.

Kısa bir kitapta Gürpınar başarılı bir şekilde Türkiye’nin komplo hafızasının oluşumunu, İslamcı komploların yükselişini ve merkeze gelişini anlatıyor.

*Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.