Kimin kim olduğunu bilmemek

Evet, çoğunluk veya baskın grup mensupları aralarında kimin azınlık olarak tarif edilen gruptan olduğunu bilmez, çünkü azınlığa mensup bireyler kendilerini gizlerler. O kadar ki, haksızlığa uğradıklarında bile, genellikle ortaya çıkıp haklarını açıkça savunmaktan kaçınırlar, çünkü bilirler ki, haklı olmalarının bir önemi yoktur, kolayca haksız duruma düşürülebilirler ve gördükleri zarar büyüyebilir.

Kaynak: Agos, Ohannes Kılıçdağı

Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yılı vesilesiyle Yiğit Bener’in derlediği, Can Yayınları’ndan çıkan ‘İçimizdeki Ermeni’ kitabını okuyorum. Otuzbeş farklı yazarın Ermeniler, Ermenilik ve kendi “Ermeni deneyimleri” üzerine yazdıkları yazılardan oluşuyor (Bejan Matur şiir kaleme almış). İçlerinde, kanımca meseleyi doğru yerden yakalamış, sorunun getirdiği duygu yelpazesini iyi yansıtan parçalar var. Bunlardan biri de, Oya Baydar’ın ‘Onlar Her Zaman Bilirlerdi’ başlıklı yazısı. O yazıdan yola çıkarak, özel olarak Ermeniler, genel olarak ‘azınlıklar’, daha da doğrusu farklı olduğu düşünülen bütün gruplarla ilişkiler anlatılırken geçmişi övmek amacıyla söylenen “Biz kimin kim olduğunu bilmezdik” sözü üzerine düşünelim.
Baydar, ortaokul-lise arkadaşlarıyla mezuniyetlerinden onlarca yıl sonra bir araya geldikleri bir buluşmayı anlatıyor. 1950’lerin başında devam ettikleri okulun öğrenci mevcudunun neredeyse yarısı Ermeni, Rum ve Yahudilerden oluşuyormuş. Fakat, Baydar, kimin Ermeni, kimin Rum, kimin Yahudi olduğunu “biz bilmezdik” diyor. “Bilmediğimizi bile bilmezdik; bilsek de aldırmazdık. Sınıf arkadaşlarıydık işte, hepimiz birdik, öyle sanırdık” diyor. “Biz” olarak tarif ettiği, ülkenin çoğunluğunu oluşturan, nominal düzeyde de olsa Müslüman Türkler. 
Adı geçen arkadaş toplantısında söz ülkenin haline gelmiş. Ülkenin genel siyasi havasının ağır olduğu zamanlar (olmadığı nadirdir zaten), Hrant Dink katledileli birkaç ay olmuş… İçlerinden biri, “Ne oldu bize böyle kızlar, ne oldu bu memlekete? Biz kim Türk, kim Ermeni, kim yerli, kim yabancı bilmezdik; ayrım mayrım yapmazdık, ne oldu bize?” diye yakınıyor. İlk anda, geçmişte olduğu varsayılan bu hal, olumlu bir durummuş gibi tınlıyor. Öyle ya, kimse kimseye ayrım yapmıyormuş, daha ne olsun? Bu tür yakınmaların başka bir varsayımı da ‘eskiden’ veya ‘bir zamanlar’ her şeyin yolunda olduğu ama ‘sonradan’ bir şeylerin bozulduğu. Bir tür avuntu, geçmişi bir şekilde temize çıkarma… Masada genel olarak bu yakınmayı onaylayan bir hava varken, vicdanlarda kurulan iskambilden kuleyi bir üfürükle yıkan alçak sesli bir itiraz duyulur: “Ama biz bilirdik.” Konuşan, Serra olarak bilinen Sera’dır. Sözü Oya Baydar’a bırakalım: “Ama biz bilirdik! Üç kısacık sözcük göğsümün orta yerine bıçak gibi değil, incecik bir tel gibi saplanıyor… İlk kez o zaman anlıyorum: Öteki, kim olduğunun hep farkında, ötekiliğini içinde bir yara gibi saklıyor. Bizler, ayrı gayrı gözetmeyen Türkler, egemen kesimin iyi yürekli çocukları; kendini efendi sanmanın umursamazlık zırhına bürünmüş olanlar; kim olduklarını bilenlerin kim olduklarını umursamayacak kadar kendileriyle dolu olanlar: Bizler bilmezdik. Serra’nın Ermeni Sera olduğu aklımıza bile gelmezdi. Ama o, Serra değil Sera olduğunu hep bildi.” 
Baydar çok iyi ifade etmiş. Bir-iki ekleme yapmak gerekirse, evet, çoğunluk veya baskın grup mensupları aralarında kimin azınlık olarak tarif edilen gruptan olduğunu bilmez, çünkü azınlığa mensup bireyler kendilerini gizlerler. O kadar ki, haksızlığa uğradıklarında bile, genellikle ortaya çıkıp haklarını açıkça savunmaktan kaçınırlar, çünkü bilirler ki, haklı olmalarının bir önemi yoktur, kolayca haksız duruma düşürülebilirler ve gördükleri zarar büyüyebilir. Onun için, çoğu zaman haksızlığı sineye çekmeyi tercih etmek zorunda kalırlar. Onlar haksızlığı sineye çektiği, itiraz edip sesini yükseltmediği için, diğerlerine ortada bir sorun yokmuş, herkes halinden memnunmuş gibi gelir. Nitekim, “Biz kimin kim olduğunu bilmezdik” diyenler, devam cümlesi olarak “Aramızda hiçbir sorun yoktu” da derler. Birileri itiraz edecek olursa, o zaman ‘sorun’ çıkar. O noktadan itibaren de, çoğunluk mensupları sorunun ‘birdenbire’ çıktığını düşünerek şaşırırlar, sorunun çıkışını bir dış etkene (nifak!) bağlarlar. 
Altı çizilmesi gereken başka bir durum da, “Biz kimin kim olduğunu bilmezdik, ayrım yapmazdık” sözünün barındırdığı bir çelişki. Kimin kim olduğunu bilmez, herkes gözünüze aynı, yani kendiniz görünürse nasıl ayrımcılık yapacaksınız ki zaten? İnsan kendinden bildiğine değil, öteki olarak gördüğüne ayrımcılık yapar. Yani asıl marifet, farklılıkları görüp, bilip, tanıyıp ayrımcılık yapmamak. 

Bunları da beğenebilirsiniz...