Struma Faciası Sarayburnu’nda Anıldı

Struma faciasında hayatını kaybedenler anısına denize çelenk ve çiçekler atıldı.

Struma Gemisi’nin Köstence limanından Filistin’e gitmek hayaliyle çıkıp, İstanbul açıklarında bir Sovyet denizaltısı tarafından batırılmasının üzerinden 77. sene geçti. Karadeniz, Nazi zulmünden kaçmaya çalışan 768 kişiye mezar oldu. Haftalarca İstanbul Boğazı’nda bozuk bir motorla hareketsiz duran gemi tamir edilmedi, yolcularının karaya çıkıp Filistin vizesi almasına izin verilmedi. Günün koşulları elverdikçe İstanbul Yahudi Toplumu gemi yolcularına yiyecek yardımı yapmaya çalıştı. Türkiye ve diğer devletlerin otoriteleri ise konudan kendilerini soyutladılar.

2015 senesinden beri devlet yetkilileri tarafından düzenlenen resmi Struma anmasının 5.si dün Sarayburnu’nda gerçekleşti. Dış İşleri Bakanlığı sözcüsü Hami Aksoy, Türkiye’nin Struma’nın yolcularını kurtarmak için uğraştığını ancak savaş dengeleri sebebiyle yardım edemediğini, gemide hayatlarını kaybedenleri üzüntüyle andığını belirtti.

Türkiye Yahudi Toplumu danışmanı Karel Valansi konuşmasını yapıyor.

Türkiye Yahudi Toplumu danışmanı Karel Valansi’nin konuşmasının bir kısmı şöyleydi:

“Yıl 1941. Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudiler için ‘nihai çözüm’ hızlandırılmıştı. Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek yerleri de yoktu. Kimse onları kabul etmiyordu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin’di.

Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak istiyorlardı. Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere ise, vize almayı oldukça zorlaştırmış,  hatta imkansız kılmıştı.

Kara ve deniz yoluyla bir mülteci akını yaşanırken, bu durumdan pay çıkarmak isteyenler de yok değildi. Bunlardan biri Struma gemisi ile Filistin’e seyahat bileti satan açgözlülerdi. İstanbul’da vize alma garantisi, lüks kamaralar ve yeni dizel motor gibi yalan vaatlerle duyurulan Struma, gerçekte motoru bozuk eski bir yük gemisiydi.

12 Aralık 1941’de Köstence’den kalkan gemi, zorlu bir yolculuk sonunda İstanbul Sarayburnu’na vardı. Ancak İstanbul’a varış onlar için bekledikleri özgürlüğü getirmedi. Filistin vizesi sahibi olan veya ilerleyen hamilelik gibi farklı gerekçesi olan birkaç kişi dışında kimsenin gemiden ayrılmasına, karaya ayak basmasına izin verilmedi.

Fahiş fiyatlarla satılan biletlerle, en fazla 100 kişinin sığabileceği gemiye 800’e yakın kişi bindirilmişti. Gemide doğru düzgün kamara olmadığı gibi tek mutfağı ve tek, evet sadece bir tek tuvaleti vardı. İnsanlar sıra ile uyuyor, güverteye çıkıp nefes almak için tartışmalar yaşanıyordu. Etraf insan dışkısı ile dolmuştu.

Karantina ilan edilen gemi tam 72 gün boyunca İstanbul açıklarında, insanlık dışı koşullarda bekletildi. Türk Yahudi Toplumunun destekleri ile gıda yardımı yapılan gemiden gelen yardım çağrılarına, “bizi kurtarın” pankartlarına, yakarışlara rağmen Struma, bu süre boyunca tarihin kara bir lekesi olarak orada, denizin ortasında, artık dikkat çekmez bir ayrıntı olarak kalakaldı.

İngiltere, Struma yolcularına Filistin vizesi vermeyi reddetti. Tarafsız kalarak savaştan kaçınabilme isteği içindeki Türkiye, tam burada, biraz açıkta bekleyen gemidekilerin kurtuluş ümitleri olamadı. Romanya ise kurtulduğu Yahudileri geri almayacağını söylüyordu. ABD konuya duyarsız kalmıştı.

23 Şubat akşamı Struma, Türk römorkörleri tarafından çekilerek Karadeniz’e, Türk karasularının dışına bırakıldı. Motoru çalışmayan gemi ertesi gün, 24 Şubat sabahı Sovyet denizaltısı tarafından batırıldı. Gemiden sadece bir kişi sağ kurtulabildi.

77 yıl sonra bugün, yine bir Şubat günü, 768 kişiye mezar olan bu suların önünde bir araya geldik. Bu elim hadisede birçok ülkenin sorumluluğu bulunmakta. Ancak bu anmanın amacı suçluyu aramak değil. Burada toplanmamızın asıl sebebi, bu ve benzeri hadiselerin tekrarlanmaması, bu acıların yeniden yaşanmaması.

Bu yüzden Struma faciasından ders çıkarmak, hafızalarda canlı tutulmasını sağlamak zorundayız. Bizler, ancak yaşananlardan öğrenebilir ve bu felaketlerin yol açtığı acıların tekrarını engelleyebiliriz. Ve ancak böyle, barış ve sevgi dolu yarınlar yaratabilir ve çocuklarımıza daha güvenli bir dünya bırakabiliriz.”

Konuşmaları takiben Rav. İsak Haleva, Struma’da hayatını kaybedenler için Kadiş duasını okudu. İsak Haleva sadece Struma için değil, aynı kaderi paylaşan Salvador, Mekfure gibi gemilerin yolcuları için de dua okudu. Dua okunduktan sonra hazırlanan çelenk ve çiçekler katılımcılar tarafından denize bırakıldı.

Yaklaşık yarım saat süren anma etkinliğine, İstanbul Vali Yardımcısı Cemalettin Özdemir, Türkiye Yahudi Toplumu eş başkanları Erol Kohen ve İshak İbrahimzadeh, Azınlık Vakıfları temsilcisi Moris Levi gibi önemli temsilciler de katıldı.

Bunları da beğenebilirsiniz...