Yunan Selanik’in İnşası ve (Affedersin) Antisemitizm – Defne Özözer

Geçtiğimiz yirmi senede, özellikle Mark Mazower’ın “Selanik Hayaletler Şehri: Hristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudiler 1430 – 1950” kitabı ile beraber Selanik’in Müslüman ve Yahudi unsurları gün yüzüne çıkarıldı. Bunun üzerine bu grupların nasıl ve nereye kayboldukları soruları gündeme geldi. Müslüman Selanikliler’in Balkan Savaşları ve Mübadele sırasında memleketlerinden edilmiş olmaları uluslararası alanda ve halk arasında zaten bilinen bir olgu. Nazi Almanyası’nın Yunanistan işgali ve Selanik’te mevcut olan Yahudi toplumunun yüzde doksanının toplama kamplarına götürülmüş olmaları ise daha yeni, bu gelişme ile beraber ancak 2000’lerde alenen konuşulmaya başlanan bir mevzu. Selanik Yahudilerinin trajik hikayesi, barış içinde yaşayan Selanik toplumunun başına Hitler tarafından getirilen bir bela olarak sunuldu ve sunuluyor.

Oysaki antisemitizm, yirminci yüzyıl Selanik’i için yabancı bir olgu değildi. Selanik’in resmen Yunanistan’a bağlandığı 1912’den Nazi ordularının işgal ettiği 1941’e kadar Yahudi toplumu ciddi anlamda sözlü ve fiziksel şiddet ile karşı karşıya kalmıştı. Rakamlarla konuşmak gerekirse, 1912’de 90.000 olan Yahudi nüfusu, bu atmosfer içinde göç edenlerle beraber daha Naziler gelmeden 50.000’e düşmüştü. Peki neden antisemitizm 1912’den sonra Selanik’te tırmanışa geçti? Bu süreçte neler yaşandı? Bu sorunun cevabını Selanik’in “el değiştirmesi”, 1912-1923 arası gerçekleşen nüfus değiş-tokuşları ve Yunanistan’ın yirminci yüzyılda uyguladığı tektipleştirme yani asimilasyon politikalarından yeşeren antisemit söylemleri inceleyerek cevaplandırabiliriz.

Yunan Selanik’in Doğumunda Antisemitizm

1912’de şehir artık Yunanistan’ın bir parçası haline geldiğinde, bir sene önce 1911’de “Vive le Sultan!” pankartı ile Osmanlı Sultanını karşılayan Selanik Yahudi toplumu bu Yunan zaferine sessiz kalmıştı. Julia Cohen’e göre bu olay, belki de uçuruma doğru giden ilk adımdı. 

Neticede Selanik’in Yunanistan’a katılması sadece bir toprak kazancı değildi. Jön Türkler’in ve Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum yeri olmasından ötürü, şehrin fethi Yunanistan için ayrıca ideolojik bir zaferdi. Bu zaferi yüksek sesle kutlamamaları, Yahudi toplumunun medyada Türk-sever olarak yaftalanmasına sebep oldu. Makedonia gazetesi, 27 Ekim 1912 tarihinde aşağıdaki paragrafı yayınladı.

“Sevgili Yahudi vatandaşlarımız, kendi çıkarları uğruna milli emellerimizi sabote etmeye ve Yunan kardeşlerimizin gelişinden duyduğumuz neşeyi baltalamaya çalışmışlardır. Bu çıkarlar uğruna sergiledikleri tutum, mağlup tarafı destekledikleri ve cesaretlendirdikleri izlenimi vermiştir. Kendileri sadece ve sadece onların tüm sahtekarlıklarına göz yuman ve yalancılıklarını ödüllendiren Türkler ile beraber yaşayabileceklerine inanmaktadırlar. Sevgili Yunan vatandaşlarımız intikam almamalı, onları bilhassa ayıplamalıdır. Gururları ile tanınan Yunanlar, Yahudilerin hilekarlıklar tavırları yüzünden kendilerini küçümsememelidirler. Onlar (Yahudiler) da bu yeni hükümet altında, şüphesiz, Selanik’in Yunanlıların egemenliği altına girmesinden korktuklarından bu durumu kötü değerlendiklerinin farkına varacaklardır.”

Makedonia Gazetesi, 27 Ekim 1912

Zaferin ilk haftasında üç yüzden fazla Yahudi evi yağmalandı, yaklaşık dört yüz iş yeri yerle bir edildi ve insanlara sokak ortasında saldırıldı. İki kişi öldürüldü, bir sürü insan süresiz göz altına alındı. Sunulan sebepler ise Makedonia’nın ifade ettiğinden çok da farklı değildi.

Paris Barış Konferansı arifesinde bu pogromların yaşanması ve uluslararası basında yer alması Yunanistan hükümeti için hiç de parlak bir gelişme değildi. Venizelos yönetimi olayları kontrol altına almaya çalıştı. Basın organları susturuldu ve hükümet açıkça olayları kınadı. Göz altına alınan Yahudiler bir çırpıda serbest bırakıldı. Maalesef bu uzlaşma çabaları yüzeysel kaldı ve “barış” fazla uzun sürmedi.

1913’te Yunanistan Kralı George I suikasta uğradığında, yerel gazetelerin ilk tepkisi Yahudi yurttaşları suçlamak oldu. Aynı yıl kaybolan bir Ortodoks kızın kaçırıldığı iddiaları üzerine parmaklar yine Yahudilere doğrultuldu. İki olayda da ithamlar asılsız çıkmasına rağmen halk nezdinde bir uzlaşma olmadı. Venizelos 1914’te “azınlık hakları” çerçevesinde Yahudilere askerden muafiyet, oy verme, Şabat’ın tatil edilmesi, yönetime katılım gibi haklar sağlayan bir referandum sunarak Yahudi halkın sempatisini kazanmaya çalışsa da, halk arasındaki antisemit duygu ve eylemleri söndüremedi.

1930’larda bir Selanik Yahudi ailesi

Yirminci Yüzyılda Değişen Nüfus Yapısı

1912 itibariyle Selanik’in etnik ve mezhepsel nüfus yapısında önemli değişiklikler yaşandı. Balkan Savaşları sebebiyle Selanik ve çevresindeki Bulgar ve Müslüman nüfusun çoğu başka topraklara, çoğunlukla bir daha geri dönmemek üzere, mülteci olarak gitti. Buna ek olarak 1919’da Neuilly ve 1923’te Lozan Antlaşmaları ile yürürlüğe konulan Bulgar-Yunan ve Türk-Yunan nüfus mübadeleleri kapsamında kalan Müslüman ve Bulgar nüfus göç ettirildi. Aynı anlaşma ile neredeyse bir milyon Anadolu Ortodoksu, “kendi” ülkelerine gönderilerek ve hafızalarını bir nevi sessize alarak hayatlarına Yunan kimliği ile devam ettiler. 

Bu gelişmeler Yahudi toplumunun durumunu doğrudan etkiledi. İstatiksel azınlık haline geldikleri gibi, Yunan-Ortodoks olmayan tek açıkça görünür etnik grup olarak, tabiri caiz ise, “ortada kaldılar”. Azınlıktılar, ama çoktular, ve bu durum, homojen Yunan ulus-devlet hayalini baltalıyordu. Aristotle Kallis’in ifade ettiği gibi, Selanik, “Yunan milli kimliğinin meşruiyeti için bir savaş alanına dönüştü”. Bu durumda artık hükumete sözlü bağlılık yetmiyordu ve tamamen asimilasyon bekleniyordu.

Fakat Yahudi toplumu çok sesliydi. Başka topraklara mı göç edilecekti, yoksa Yunan mı olunacaktı? Toplumun çocukları yerel eğitime mi katılacaklardı, yoksa Yahudi okullarına mı devam edeceklerdi? Ladino mu kullanılacaktı, yoksa artık Yunanca konuşmanın vakti gelmiş miydi? Tüm bu tartışmaların içinden farklı cevaplar çıkmaya devam ederken, haliyle kültürel özerkliği savunan sesler en çok duyulanlar oldu. Yahudi toplumu resmen “öteki” ilan edildi ve Yahudiler sadece Yunanistan’da değil, tüm Balkan ulus-devletlerinde “ev sahibi” devletin aleyhine faaliyetlerde bulunmakla suçlandılar. Bu suçlamalar hepimizin aşina olduğu komplo teorilerine evrildi, ardından nefret söylemleri fiziksel şiddete dönüştü. 

Nefret Söyleminden Fiziksel Şiddete

1920’lerin sonuna doğru MNU (Ulusal Makedonya Birliği) şehrin çeşitli bölgelerinde Yahudileri hedef alan afişler yayınlamaya başladı. Yahudiler, bu afişlerde sadece kendilerine sadık olmakla ve Yunanistan’da mevcut olan politikayı yerle bir etmekle yaftalandığı gibi, basında devamlı olarak “dış güçler” ile özerk bir Makedonya Devleti’nin kurulmasını desteklemek suretiyle Yunanistan’a komplo kurdukları, bu amaçla komünist fikirleri savundukları iddiasıyla suçlandılar. Afişlerde ve medyada Yahudilerin “Yunan milli bilincine sahip çıkmaları, yoksa gidip başka yerlerde mülteci olmaları” vurgulanmaya devam etti.

Campbell Pogromu sırasında Selanik Yahudileri

1931’e gelindiğinde, Selanik Maccabi spor takımının Sofya Uluslararası Maccabi Kongresi’ne katılmasının ardından ırkçı söylemler tırmanışa geçti ve Yahudi cemaati, yine Yunanistan aleyhine faaliyette bulunmakla suçlandı. EEE (Yunanistan Milli Birliği) ve MNU önderliğinde saldırganlar “Yahudiler aşağı!” diye bağırarak Selanik Maccabi ofisi yağmaladı. İki hafta sonra da Kambel (Campbell) kampında 6-7 Eylül Olayları’nı andıran pogromlar gerçekleşti. Katliamın ardından Venizelos bu durumu kınadı, soruşturma açılacağına söz verdi ve gazetelerin sesini kısmayı başardı. Fakat saldırganların sadece birkaçı yakalandı. Yakalananlar ise ölenler ve yaralananlar olmasına rağmen azaltılmış cezalara çarptırıldı.

On yıl sonra, 1941 yılına gelindiğinde Selanik Yahudi toplumunun neredeyse tamamı Nazi işgali süresinde Almanya ve çevresindeki toplama kamplarına gönderildi. Şu anda Selanik’te yaşayan Yahudi sayısı bin civarında. 

Naziler Selanik Yahudilerini toplarken

***

İnsan neden ırkçı düşünceler ile hareket eder? Neden başka bir insana aidiyeti üzerinden canı pahasına saldırır?

Bu sorulara verilecek en kolay cevap bu insanların kötü olduğu, gözü kara bir şekilde bir gruptan nefret ettikleridir. Oysaki tarihsel süreçleri incelediğimizde iyi-kötü gibi çift kutuplu açıklamaların çok sığ ve biraz da ‘Hollywood’vari kaldığını görürüz. Şiddet, korkunun ve çaresizliğin aciz bir manifestosu olmakla beraber; maddi veya manevi şiddeti uygulayan kişi veya kurum çoğu zaman öteki olanı ortadan kaldırarak veya görünmez kılarak otoritesini güçlendirmeyi amaçlar. Irkçılık da “kötü” bir olgu olmaktan çok politik bir araçtır.

Bu bağlamda Selanik’teki antisemit hareketi Yunanistan halkının yirminci yüzyılda içinden geçtiği politik travmalar, sahip olduğu endişeler ve o dönemde dönen ideolojik tartışmaların bir parçası olarak incelemeliyiz. Bir diğer deyişle, 1912-1941 arası antisemit söylemlere şöyle bir baktığımızda, olayların basit bir “Yahudi nefreti”nden çok “Yunan Selanik”in şiddetli doğum sancılarından biri olduğunu anlayabiliriz.

***

Kaynaklar:

Clogg, Richard. “Modern Greece” The Historical Association, London: 1981

Cohen, Julia. “Conclusion: Imperial Citizens Beyond the Empire,” in Becoming Ottomans, Oxford University Press, New York: 2014

Constantinopoulou, Photini and Veremis, Thanos. “Documents on the History of the Greek Jews: Records from the Historical Archives of the Ministry of Foreign Affairs” Kastaniotis Editions, Athens: 1998

Kallis, Aristotle A. “The Jewish Community of Salonica Under Siege: the Antisemitic Violence of the Summer of 1931” Holocaust and Genocide Studies20 no.1, Spring 2006

Mazower, Mark. “Inside Hitler’s Greece: the Experience of Occupation 1941-1944” Yale University Press, New Haven: 2001. 

Molho, Rena “Popular Antisemitism and State Policy in Salonika During the City’s Annexation to Greece”Jewish Social Studies, Vol. 50, No. 3/4, Summer, 1988 – Autumn, 1993

Naar, Devin E. “Jewish Salonica: Between the Ottoman Empire and Modern Greece” Stanford University Press, Stanford: 2016

Naar, Devin E. “From the ‘Jerusalem of Balkans’ to the ‘Goldene Medina’: Jewish Immigration from Salonica to the United States” American Jewish History 93, no.4, December 2007

Pierron, Bernard. “Juifs et Chretiens de la Grèce Moderne” Harmattan, Paris: 1996

Bunları da beğenebilirsiniz...