82 İsim, Suriye Lütfen Bizi Unutma – Albert Berk Toledo

82 kişinin isimlerinin yazıldığı kumaş parçaları

Mansour, Suriye’nin 4. yüksek güvenlikli hapishanesinde geçirdiklerini anlatırken yüzünde neredeyse hiç bir ifade yok, ta ki gözlerini ovuşturarak ifadesini saklamaya çalışana kadar. Yerin üç kat altında, dış dünya ile bağlantıları olmayan 82 tutuklunun tek bir arzusu var: isimlerini dış dünyaya, ailelerine iletebilmek, hatırlanmak. Herkes dört beş kişinin ismini ve yakınlarının telefon numaralarını ezberliyor ki, dışarı çıktıkları takdirde en azından sevdiklerine nerede olduklarını haber verebilsinler. “Dört beş kişi tamam da ya gerisi?” Kalem yasak, kağıt yasak, herşey yasak. Sonunda bir yöntem buluyorlar. Besin eksikliğinden kanayan diş etlerinden sıktıkları kanları, etraftaki borulardan kazıdıkları pas ile karıştırarak mürekkep yapıp, giysilerinden yırttıkları kumaş parçalarının üzerine aynı hücreyi paylaştıkları 82 kişinin isimlerini yazıyorlar. Kumaşları bir gömleğin yakasının içine saklıyorlar. Hapishaneden ilk çıkacak olan kişi bu gömleği giyip çıkacak. Mansour, ismi okunduğunda nasıl gömleğe koştuğunu anlatıyor.  

Mansour’un hapishaneden kaçırdığı kumaş parçaları şimdi Washington DC’deki Amerikan Holokost Müzesi’nde sergileniyor. 

Dünyanın her yerinde Holokost müzelerinde ve anıtlarında kurbanların teker teker isimlerini görürsünüz. Ölen insanları birer birey olarak anmak, onları sadece bir istatistik olarak görmemek çok önemlidir. Hem ziyaretçilere mesaj vermek hem de ölenlere iade-i itibar etmek için. İşte Mansour ve arkadaşlarının da hissettikleri buna benziyor.

Ben Mansour’un hikayesini Amerikan Holokost Müzesi sponsorluğunda, İranlı bir yönetmen olan Maziar Bahari’nin çektiği “82 İsim, Suriye Lütfen Bizi Unutma” filminden öğrendim. New York Üniversitesi’nin Hagop Kevorkian Yakın Doğu Çalışmaları Merkezi’ndeki gösterimin ardından Maziar Bahari ve Holokost Müzesi temsilcisi Janelle Roberts ile bir söyleşi de gerçekleşti. 

Müzede gezerken sık sık, bütün bunlar yaşanırken dünyanın geri kalanının nasıl buna ‘dur’ diyemediğini aklından geçiren ziyaretçiler, şimdi bu kumaş parçalarına baktıklarında, tam da şu anda, isimleri kan ve pas ile yazılmış insanların bir çoğunun hala yeraltı hapishanelerinde sürekli işkence görmeye devam ettiğini fark ediyor.

Mansour al-Omari

Mansour 2012 yılında tutuklandığı sırada protestocu, eli silah tutan bir rejim karşıtı gruba mensup falan da değil. Mansour gazeteci ve çalıştığı Suriye Medya ve İfade Özgürlüğü Merkezi’ndeki ofisinden alınıp tutuklanmış.

Filmin yönetmeni Maziar Bahari ise İranlı bir gazeteci, sinemacı ve insan hakları aktivisti. 2009 yılında İran’da gerçekleşen protestolar sırasında tutuklanıp, oldukça zorlu bir dönem ve Hillary Clinton’ın dışişleri bakanı iken yaptığı çağrı da dahil uluslararası çabalar sonrası serbest kaldığından beri İran’a geri dönemiyor.

Söyleşi sırasında Bahari projeye nasıl başladığı ile ilgili soru üzerine şöyle anlattı: Farklı Arap ülkelerinden insanları Holokost Müzesine getirip, bu insanlar müzeyi gezerken onlara sorular sorarak bir belgesel çekmek isteseler de, bir tane bile gönüllü çıkmamış. Kamera önünde böyle bir işe girişmeye korkmuşlar. Ülkelerinde damgalanmaktan korkmuşlar; kendilerinin ve ailelerinin güvenliklerini riske atmak istememişler.

Maziar Bahari

Bahari sonra nasıl İtalya’da Mansour ile tanıştığını anlattı. Mansour’un ne kadar açık görüşlü olduğundan bahsetti. Filmde de zaten anlatıyor Mansour: Holokost’un bir yalan olduğunu düşünerek yetişmiş, inanmıyormuş, öyle öğretmişler. Daha sonra, İngilizce öğrenip yurt dışındaki kaynaklara erişebilmeye başladığında sorgulamaya başlamış bazı şeyleri. Bahari ile tanıştığında ise Holokost ile ilgili hala çok şey bilmediğini ancak öğrenmek istediğini belirtmiş. Filmde Mansour’un Berlin’e gittiğini, Holokost anıtlarını ve toplama kamplarını ziyaret ettiğini görüyoruz. Sachsenhausen toplama kampını gezerken Mansour hücrelerden birini işaret ediyor ve gösterdiği hücrenin iki katı boyunda bir odada 9 ay boyunca dışarı hiç adım atmadan 70 kişi kaldıklarını anlatıyor. Kapılardan birine bakıyor ve “Aynı bu renkti” diyor, kendi kaldığı yer aklından çıkmıyor gezerken.

Mansour kalıntıları saklamak konusundaki uzmanlıkları dahil birçok  konuda Holokost Müzesi’nin çalışmalarından çok etkilendiğini belirtiyor filmde. Bu yüzden kaçırdığı kumaş parçalarını onlara emanet etmiş. Bir gün Suriye savaşında kaybolan, ölen insanlar adına, böyle bir müze kurmak ve olanların unutulmamasını sağlamak istiyor. Bu sırada savaş devam ediyor, biz filmi izlerken kısa bir mesafe ötede Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde dünya liderleri görüşüyor, Mansour’un arkadaşları kim bilir ne yapıyor…

Bunları da beğenebilirsiniz...

1 Cevap