Dünyada Yükselen Antisemitizm – Işıl Demirel

Yalnızca Türkiye’de değil son yıllarda hemen her yerde işler iyiye gitmiyor. Savaşlar, krizler derken dünyanın global olarak bir buhrandan geçtiğini bile söylemek mümkün. Ve her buhranda olduğu gibi politikanın ibresi yine dünya genelinde sağa doğru kayıyor. Sağ düşüncenin ve politikanın ise en başarılı ve belki de tek başarılı olduğu nokta ise kendine düşman yaratmaktaki becerisi ve yaratıcılığı aslında. Ne zaman işler ters gitse bu gidişattan sorumlu bir günah keçisi ihtiyacı ortaya çıktığında da Yahudiler imdada yetişiyor. İşte belki de bu yüzden özellikle geçtiğimiz yaz belki de son zamanlarda görmediğimiz kadar antisemit vakanın ardı arkasına yaşandığı bir süreçten geçtik.

En şaşırtıcı olan ise Ağustos ayında ABD’nin Virginia eyaletinde bulunan Charlottesville’de yaşananlardı. Beyaz Irkın üstünlüğünü savunan “alt-right”çılar tarafından, Emancipation Park’ta yer alan, Amerikan iç savaşında Konfederasyon Ordusu’nun komutanı olan Robert E. Lee’nin heykelinin kaldırılma kararını protesto etmek amacıyla düzenenlenen buluşma aslında yalnızca antisemit neo-Nazi sloganlarının atıldığı bir gösteriydi. Nazi bayrakları ve swastika sembolleri ile düşmanlıklarını sergileyen göstericilerin üstlerine giydikleri t-shirtlerde dahi Adolf Hitler’in sözlerinden alıntılar bulunmaktaydı. Beyaz ırk savunucularına, Antisemitizm ve antifaşizme karşı duruş sergilemek için orada bir başka buluşma daha vardı. Beyaz ırk savunucularının buluşmalarının ve söylemlerinin hukuka aykırı olduğu toplanmayı protesto etmeye gelen ‘karşı-yürüyüşçüler’ tarafından belirtildiğinde ‘karşı-yürüyüşçülere’ de ‘Yahudi homoseksüel kedi kadınlar’ diyerek saldırırlar. Gösteriler esnasında buluşmayı protesto etmeye gelen 32 yaşındaki Heather Heyer, 20 yaşında beyaz ırk savunucusu James Alex Fields tarafından arabayla ezilerek öldürüldü. Eyalet polisi parka müdahale ederek beyaz ırk savunucularını parktan uzaklaştırdı. Virginia valisi parkta yaşanan şiddet olaylarından sonra bölgede Olağanüstü Hal ilan etti.

Yürüyüşe katılan eski Klu Klux Klan lideri David Duke, Twitter aracılığıyla Donald Trump’ın söz verdiklerini gerçekleştireceğini, Donal Trump’a inandıklarını ve ülkelerini geri alacağını söylediği için kendisine oy verdiğini/verdiklerini belirtirken gördük ki aslında Duke güveninde çok da haksız değildi. Amerika’yı “yeniden büyük yapmak”, arileştirmek, ekonomik gücü “ötekilerden” alıp “toprakların gerçek sahiplerine” vermek vaatleriyle Başkan olmayı başaran Trump, olaylardan sonra yaptığı açıklamada ‘Yaşanan bu çok yönlü şiddet, nefret olaylarını en sert dille kınıyoruz’ dese de ne beyaz milliyetçiliğini, ne neo-Nazileri ne de antisemit söylemleri eleştirmediği gibi olaylarda her iki tarafında suçlu olduğunu savundu.

Amerika Yahudi liderleri olayları ve Trump’ın açıklamasını kınarken ilk defa Virginia’da bulunan Yahudi toplumunun güvenlik ile korunma ihtiyacı duyduğunu açıkladılar. Toplumun pek çok kesimi tarafından hem Trump hem de yaşananlar eleştirildi. Ancak tüm bunlar Charlottesville olaylarının hemen ardından 15 Ağustos günü, Boston’da bulunan Holokost Anıtı’na 17 yaşında bir genç tarafından saldırılmasına engel olmadı. Tamamen camdan oluşan anıt, toplama kamplarında bulunan tutsakların kollarına işlenen ve sayılardan oluşan dövmeyi sembolize eden sayıların bulunduğu cam panellerden oluşuyordu. Atılan taşlar sonucu panellerden bir kısmı kırılırken, Boston polisi üç ay öncesinde de aynı anıta benzer bir saldırı gerçekleştirildiğini ve Charlottesville’de yaşanan olaylarla paralel olduğunu belirtti.

Amerika son zamanların antisemitizm sahnesi olmak konusunda yalnız değildi. Almanya’da da antisemit saldırılar eş zamanlı olarak ortaya çıktı. İlk olarak Temmuz ayının sonunda Almanya’nın başkenti Berlin’deki parlamento binasının (Reichstag) önünde iki Çinli turist Nazi selamı vererek fotoğraf çektirdiler. Ağustos ayının hemen başında ise Amerikalı sarhoş bir turist, İkinci Dünya Savaşı’nda en ağır hasarı alan şehirlerden Dresden’de yoldan geçen bir kişiye birkaç kez üstüste Nazi selamı verdi. Yoldan geçen kişinin turiste yumruk atması ile birlikte olaya polis müdahale etti. Nazi sembollerinin veya sloganlarının kullanılmasının yasak olduğu Almanya’da iki vakada yer alan turistlere Almanya’nın Nazi sembolleriyle ilgili yasalarını ihlal etmek suçlamasıyla soruşturma açıldı. Yine Ağustos ayında Mecklenburg şehrindeki ve aynı zamanda Yahudi kültür merkezi olarak faaliyet gösteren bir sinagog vandallar tarafından tahrip edildi. Kapıları, camları kırıp içerideki eşyaları kırıp dışarı atan saldırganlar bir kanepeye de gamalı haç çizdiler. Polis eylemi antisemit bir saldırı olarak kaydederek soruşturma başlattı. Eylül ayında ise 2018 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri’nde Prag’da oynanan Çekya-Almanya maçında aşırı sağcı Almanların Nazi sloganları atması Almanya’nın gündemine oturdu. Her ne kadar başta milli takım direktörü olmak üzere toplumun pek çok kesimi tarafından yaşananlar eleştirilmiş olsa da yasalarla korunan bir antisemitizm yasağı mevcut olmasına rağmen Almanya’nın da antisemitizm hastalığını yenemediği görüldü.

Ve Türkiye. Temmuz ayında Kudüs’te yaşanan Mescid-i Aksa gerginliğinin ardından, İstanbul Alperen Ocakları, 20 Temmuz 2017 akşam saatlerinde, Neve Şalom Sinagogu önünde, 22 Temmuz 2017 günü ise Ahrida Sinagogu önünde antisemit gösteri ve saldırılar gerçekleştirdi. Olayı ve İsrail’i protesto etmek üzere Sinagog önünde toplanan gruplar tekme ve taşlarla Sinagog kapılarına saldırırken, ellerinde pankartlar ile İsrail aleyhine çeşitli sloganlar atarak Türkiye’deki Yahudileri ibadethanelerine sokmamakla tehdit ettiler. Neve Şalom Sinagogu önünde gerçekleştirilen bu antisemit saldırının ardından 21 Temmuz günü, Anadolu Ajansı ve TRT, “Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılması yurt genelinde protesto edilecek” haberini söz konusu saldırının görsellerini kullanarak, bir ibadethaneye yapılan bu açık şiddet ve taciz olayını bir protesto gösterisi haberi olarak servis etti. Yaşanan saldırılar çeşitli devlet mercileri tarafından aynı Amerika’da olduğu gibi kimseyi suçlamadan kınandı. Kolluk kuvvetleri tarafından 24 saat esasına göre korunan bir ibadethanenin önünde gerçekleşen bu saldırılar engellenmediği gibi, saldırılar ile ilgili kimseye de soruşturma açılmadı. Saldırıları gerçekleştirenler kadar bu saldırının kullandığı dili pekiştiren ve daha kötüsü teşvik eden, Diyanet İşleri Başkanlığı, Trt ve Anadolu Ajansı gibi kurumlar da işlenen bu nefret suçu ile ilgili bir yaptırımla karşı karşıya kalmadılar.

Antisemitizm, Yahudilerin doğasının tümüyle kötü olduğuna ve onların iflah olmayacağına inanmayı gerektirir. Antisemitlere göre Yahudi, bir birey değil topluluktur. Yahudi içinde yaşadığı topluma aslında bilerek yabancı kalır ve kendisini “misafir eden” topluma ve hatta dünyanın geneline felaket getirir. Ve tüm bunlardan kötüsü bu ajandalarını gizlice gerçekleştirir. Bu yüzden antisemitler, kendilerini “kötü ve komplocu Yahudi”nin maskesini düşürmekle yükümlü hissederler. Antisemitizm, Yahudileri insanlığa zarar vermek amacıyla komplolar kurmakla itham eder. Her seferinde “işlerin neden ters gittiği” konusunda Yahudileri suçlar. Tüm yaz boyu Antisemitizmin eylem, saldırı, söylem gibi çeşitli boyutlarla dışavurumunu izledik dünyanın çeşitli yerlerinde. Antisemitizm denen canavar dünyada yeniden hortlarken, 1930’ların Nasyonel Sosyalist Nazi rejiminin politik idealleri ve söylemleri toplumun bir kesimi tarafından ayıplansa da geri kalanlara göre yazık ki son derece akla yakın. Toplumsal çatışmanın arttığı, neredeyse saf tutmaya varacak bir fanatizmden geçtiğimiz, özellikle mülteciler üzerinden pompalanan bir yabancı düşmanlığının gözle görülür biçimde arttığı bu zaman diliminde belki de sormamız gereken sorular şunlar; Tarihten ders mi alacak yoksa tarihin tekerrür etmesine izin mi vereceğiz? Antisemitizmin ve türlü ırkçılığın yeniden hortlayıp hayatlara mal olmasına izin mi verecek yoksa bununla mücadele mi edeceğiz?

 

Bunları da beğenebilirsiniz...