1. Bölüm: Türkiye’den İsrail’e Göç Etmiş Yahudiler
Pandemi, alışkanlıklarımızda, planlarımızda, hayata bakış açımızda geri dönülemez değişiklikler yaptı. Benim payıma düşen ise uzun zamandır üzerinde çalıştığım doktora tezimin olmazsa
Hayatının büyük kısmını mücadele ve yoksullukla geçirmiş Yahudi bir marangozdu Mordehay Gebirtig. Müthiş yeteneği sesleri melodilere ve şiirlere dönüştürmeseydi belki de onu tanımıyor olacaktık. Ayrıca örgütlü bir sosyalistti, daha güzel
Dedesi Manastır, babaannesi Kırklareli Yahudisi olan ABD’li bir tanıdığım Balkan Savaşı yıllarında ailesinin yaşadıklarını merak etmiş ve bu konuda bir araştırma yapmamı istemişti. Alliance israélite universelle arşivlerini incelemeye başladığımda
Savaş sonrası telafi talebi dosyaları üzerinden Holokost’u Berlin’de yaşayan üç Türkiyeli Yahudinin izini sürüyoruz: Alfandary Kardeşler, Edmond Adout, Haham Avigdor…
Yazan: Corry Guttstadt Almanca’dan çeviren: Sait Can
Portekiz’in 2015 yılında uygulamaya giren, Sefarad Yahudilere vatandaşlık verme süreci son birkaç aydır çalkantıda. Putin’e yakınlığıyla bilinen oligark Roman Abramoviç de (Sefaradlığı kuşkulu olsa da) bu yasadan yararlanarak
Yazan: Özgür Çoban
Berlin 2015… Gri bir pazar sabahı. Çiseleyen yağmur altında gözlerinden ince ince yaşlar sızan 3 kişi Güntzelstraße’de kaldırım üzerindeki demir bir plakaya bakıyor. Plakada, “Burada yaşadı.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmak için öne sürdüğü bahanelerden biri ülkeyi Nazisizleştirme, Nazilerden arındırma isteği. Ukrayna’nın Nazi güdümünde olduğu uydurmasının köklerine bakınca birkaç hakikat tohumu dışında bir şey görmek
Detaylı çalışmasında Türkiye’de şahıs isimlerindeki dalgalanmaları mercek altına alan Doğan Gürpınar yine arşivlik bir çalışma üretmiş. Türkiye Özel İsimlerin Tarihi‘nin temel bilgi kaynağı farklı eğitim kurumlarının yıllıkları ve
Edirne’de yüz yıl önce sayıları yirmi binleri bulan Yahudiler’in hatıraları, Büyük Sinagog’un hemen arkasındaki Vakıf Binası’nda, Sefarad yemeklerinin tadıldığı gösterişli bir sofrada canlandı. Şef İvet Acu
Sefarad müziğinin tanınmış isimlerinden İzzet Bana, Kula 930 oyunu ve müzikalinin ortaya çıkış hikayesini anlatıyor.
Kula, İstanbul sahnelerinde Ladino/Djudeo-Espanyol lisanında oynanan ilk oyundur. Kula’dan önce oynanan Fikso isimli
2013-2019 seneleri arasında New York Üniversitesi’nde doktora yaparken peşinde olduğum bir soru zinciri vardı: Türkiyeli Yahudilerin kültürel mirasını hangi politik, sosyal ve kültürel bağlamda anlayabiliriz? Bu kültürel mirası kim,
Bu araştırmadaki en ilginç kısım ise Ladino’daki bir sürü terimin yuvarlak şekliyle ilişkili olması. Türkçe argoda ve el hareketlerinde olduğu gibi daireler Ladino’da da eşcinselliğin sembolü haline gelmiş.