İçeriğe geç

Kente Kazınan Hafızanın Kadrajları: Alberto Modiano ile "İstanbul Sinagogları" Üzerine - Marta Sömek

Yazan Marta Sömek
Kente Kazınan Hafızanın Kadrajları: Alberto Modiano ile "İstanbul Sinagogları" Üzerine - Marta Sömek
Yayınlanma tarihi:

Belgesel fotoğrafçı Alberto Modiano’nun küratörlüğünde hayata geçirilen ve 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi ev sahipliğinde kapılarını açan “İstanbul Sinagogları” sergisi, kentin çok kültürlü mirasını, mimari estetiğini ve kutsal mekânlarının atmosferini fotoğraf tutkunlarıyla buluşturuyor. İstanbul’un 16 farklı sinagogunda sürdürülen titiz bir belgeleme çalışmasının ürünü olan sergiyi, küratöryel yaklaşımını ve kentsel hafızaya katkısını Alberto Modiano ile konuştuk. 

İstanbul’un asırlardır süregelen çok kültürlü katmanları, kentin tarihsel ve mimari dokusuna işlenmiş ibadethanelerin sessiz tanıklığında yaşamaya devam ediyor. Türkiye Yahudi toplumunun hafızası ve belgesel fotoğraf alanındaki çalışmalarıyla bilinen Alberto Modiano’nun yürütücülüğünü üstlendiği İstanbul Sinagogları Fotoğraf Atölyesi, bu köklü mirası ışık ve gölgenin diliyle yeniden görünür kılıyor. 

Modiano’nun yürüttüğü atölyeye katılan fotoğrafçılar, özel izinler doğrultusunda İstanbul’un tarihi semtlerinde bulunan sinagogları fotoğrafladı. Hahambaşılığın izniyle sekiz ay süren bir çalışma sürecine yayılan proje, İstanbul’un iki yakasında bulunan 16 sinagogu ve Türk Musevileri Müzesi’ni odağına alıyor. Haydarpaşa, Caddebostan, Kuzguncuk, Ortaköy, Yeniköy, Beyoğlu, Hasköy ve Sirkeci gibi semtlerde yer alan bu yapılar, İstanbul’un çok kültürlü geçmişinin ve kentsel hafızasının önemli tanıkları olarak sergide yeniden görünürlük kazanıyor.

Beyoğlu Belediyesi tarafından üçüncüsü gerçekleştirilen Avrupa Miras Günleri kapsamında, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’nin ev sahipliğinde 6 Eylül’de ikinki kez ziyaretçilerle buluşan sergi, simgesel mekân kurgusuyla da dikkat çekiyor. Sergide, Rafet Akalın, Bige Baykoca Süslü, Beril Baytan, Fethi Baytan, Sibel Çakan, Vanda Kandiyoti Şalom, H. Çağla Mazlum ve Tülin Şahin Safi’nin fine art koleksiyon kâğıdına basılmış, renkli ve siyah-beyaz beşer fotoğrafı yer alıyor.

Mikve üzerinde şekillenen fotoğraflar

Müzenin artık kullanılmayan tarihi Mikve (arınma banyosu) alanında sergilenen fotoğraflar, suyun iki kıyısında şekillenen İstanbul yaşamını, sinagogların mimari detaylarını ve dini objelerinin estetik bütünlüğünü farklı bakış açılarıyla bir araya getiriyor. 

Sevgili Alberto ile sergi alanına ilerlerken, bizi Los Paşaros Sefaradis Musevi Müzik Topluluğu’nun “Zemirot / Türk Sefarad Sinagog İlahileri” karşıladı. Sergi alanının hemen girişinde de Alberto’nun hazırladığı geniş bir seçkiyi inceledik. Burada, çocuk tallitinden Teva örtüsüne, rimonimden besamime kadar pek çok tarihi ve kurtarılmış dua esnasında kullanılan materyalleri inceleme fırsatı buldum. Daha sonra da ruha işleyen ilahiler eşliğinde sergiyi gezmeye başladık.

Küratör Alberto Modiano, atölyenin doğuş öyküsünü, estetik-etik tercihlerini ve serginin kentsel hafıza açısından taşıdığı değeri Avlaremoz’a anlattı.

Alberto Modiano

"İstanbul Sinagogları Fotoğraf Atölyesi" fikri nasıl doğdu? Yıllardır Türkiye Yahudi toplumunun hafızası ve belgesel fotoğraf üzerine çalışan bir isim olarak bu atölyeyi ve sergiyi hayata geçirirken temel amacın neydi?

Usun süreli fotoğrafçılık yaşamım boyunca birçok atölyeler yaptım. Fotoğrafçı arkadaşım Timurtaş Onan, değişik zamanlarda farklı fotoğraf atölyeleri yapar. Bir gün bana İstanbul Sinagogları atölyesini önerince, neden olmasın dedim ve sekiz ay boyunca Hahambaşılığın da izniyle İstanbul’da bulunan 16 sinagog ve çalıştığım müzeyi fotoğrafladıktan sonra sergimizi açmıştık. Edirne Büyük Sinagogu’ndan sonra 3. Beyoğlu Kültür Mirası Günleri kapsamında bir kez daha 500. Yıl Türk Musevileri Müzesi’nin ev sahipliğinde açıldı. 

Atölye sürecinde katılımcı fotoğrafçılara sinagogları belgeleme konusunda nasıl bir estetik ve etik çerçeve çizdin?

Atölyeye katılan tüm fotoğrafçılar, belli bir birikime sahip arkadaşlardı. Yani yokuşun ilk adımlarını çıkmıyorlardı. Estetik görüşe ve kompozisyon bilgisine sahip kişilerdi. Birlikte yaptığımız gezilerde ben onlara sadece sinagogun tarihini ve bir takım dini ritüelleri anlatıyordum. Bu onlar için fotoğraflama açısından çok aydınlatıcı oldu. Böylece daha da verimli eserler çıktı. Vanda Şalom ve Rafet Akalın’ın siyah beyaz fotoğrafları ayrı bir doku ve renk kazandırdı. 

İstanbul’daki sinagoglar sadece birer ibadethane değil; yüzyıllara dayanan bir kültürün, ortak yaşamın ve mimari mirasın taşıyıcıları. Kadrajlara yansıyan karelerde bu tarihi ve kültürel derinliği görünür kılmak adına neleri ön plâna çıkardınız?

Her sinagogun kendine has bir yapısı ve derinliği vardı. Kimi 20. yüzyıl mimarisi, kimisi de geçmiş asırlara aitti. Her biri dönemin ayrı bir ruhunu taşıyor. Ben dahil birçok toplum fotoğrafçısı sinagogları fotoğraflamıştır. Benim için önemli olan farklı bir kültürden gelen arkadaşlarımızın gözünden ortaya çıkan bakış açısı oldu. 

Dini mekânların mimari dokusunu, kutsallığını ve atmosferini fotoğraflarken ışık, gölge ve detay seçimi süreçleri nasıl ilerledi? Siyah-beyaz ve renkli tercihlerinin anlatıya katkısı ne oldu?

Esasında her bir yapıya adını veren ismi kadar, estetik bir bütünlüğü de vardı. Örneğin Tevrat’ın bulunduğu dolap (Teva ya da Ehal A Kodeş) bazılarında perde ile kapalı iken, kimilerinde sedef kakmalı kapılarla koruma altında. Bunun gibi dini birçok obje süsleme yapının içerisinde yer alıyor. Fotoğrafta önemli olan kavram, bakmaktan öte görmektir ki, buna zaten fotoğrafları seçerken ortak kararlarla ilerledik.

Katılımcıların her birinin fine art koleksiyon kağıdına basılan beşer fotoğrafı sergileniyor. Yüzlerce kare arasından sergiye girecek fotoğrafları seçerken nasıl bir küratöryel çizgi izledin?

Kararları ortak verdik. Elbette aynı noktadan çekilmiş birçok fotoğraf vardı. Ama önemli olan daha farklı olanını göstermek. Bunun için de fotoğrafları yan yana getirerek, en iyisini seçtik.

500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’nde gerçekleşiyor olması, serginin vermek istediği mesaja ve ziyaretçinin algısına nasıl bir boyut katıyor?

Sergiyi 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi çatısı altında bulunan, artık kullanılmayan Mikve adlı arınma banyosunun bulunduğu camlı bölgede açtık. Bir küratör olarak, mikvenin ana dolgusu olan yağmur suyundan yola çıktım.  İstanbul kenti de asırlardır suyun iki yanında yaşamı temsil ettiğine göre, mikvenin iki yanına İstanbul Sinagoglarını, iki farklı kıyıdan dizmeyi tercih ettim.

Farklı arka plânlardan gelen fotoğrafçıların bu süreçte yer alması ve İstanbul'un çok kültürlü yapısının kadrajlara taşınması, kentin ortak kültürel hafızası açısından ne ifade ediyor?

Farklı dinlerle olmakla birlikte, din ve kültürlerinin ortak alanları çoktur. Özellikle İstanbul, bunu içinde çokça barındırıyor. İstanbul Sinagoglarını farklı fotoğrafçıların kayda alması da bunun bir başka örneği değil midir?

Bu çalışma tamamlanmış tekil bir proje mi, yoksa İstanbul’un veya Türkiye’nin diğer Yahudi miras alanlarını kapsayacak yeni belgesel/fotoğraf projelerinin bir başlangıcı mı? 

Bu sorunun cevabını vermek şu an için biraz zor. Gelecek bize ne getirecek göreceğiz.

Ziyaretçilere ve fotoğraf meraklılarına son mesajın ne olur?

Fotoğraf çağın tanığıdır. Her ne kadar bu fotoğraf dünyasında farklı tartışmalar olsa da önce bir belge sonra da bir sanattır. Önemli olan neyi, nasıl ifade ediyor olmamızdır. Fotoğraf dili ile dünyalarını zenginleştiren ve paylaşan herkesin emeklerine sağlık diyorum.

Sergi, 30 Ekim’e kadar gezilebilecek.

Fotoğraflar: Marta Sömek

Bu kategoride daha fazla: Kültür Sanat

Tümünü gör
Temelsizliğin Erdemleri - Yakup Yılmaz

Temelsizliğin Erdemleri - Yakup Yılmaz

/

Daha fazlası: Marta Sömek

Tümünü gör