Ankaralı Yahudilerin İzinde Bir Belgesel: Hermana – Serdar Korucu

© Serdar Korucu

“Bitti diye üzülme, yaşandı diye sevin” Bu sözler karşılıyor sizi mahallenin girişinde. İçeriye giriyorsunuz. Biraz daha ileride, sokağın sonunda, yanında genişçe bir otopark bulunan polis karakolu görünüyor. Bugün sadece tabelası kalmış. Kapısı ise muhteşem bir ahşap işçilik eseri. Kendine hayran bırakıyor. O kapı bir zamanlar, çok değil 70-80 yıl önce öğrencilere açılırmış. Otopark alanı ise eğitim gördükleri sınıflar ve o sınıflara açılan koridorlarmış. Eski okuldan sağa doğru ilerlediğinizdeyse sinagogun bulunduğu sokak çıkıyor karşınıza. Bugün harabe olsa da geçmişinin tüm ihtişamını taşıyan köşkler, konaklar… Bahçelerini sokağa bağlayan bugün eşine zor rastlanır güzellikte kapılar… İncelikle işlenmiş korkuluklar… Kırık camlarının arasından görünen duvar bezemeleri…

Burası Ankara’nın İstiklal Mahallesi diye anılan Yahudi Mahallesi. Bu mahalleyi Ulus’un ara sokaklarında unutulmaktan kurtarmaya çalışan, son durumunu belgeleyen, eski sakinleri ile görüşerek Hermana belgeselini hazırlayansa araştırmacı Enver Arcak…

“ANKARA’DAKİ YAHUDİ YERLEŞİMİ TAHMİN EDİLENDEN ESKİ”

Türkiye’de çok kültürlü hayat denildiğinde ilk akla gelen şehirlerden biri Ankara olmaz. İstanbul, İzmir, Edirne, Bursa, Trabzon, Diyarbakır, Van gibi şehirler sayılır ama bu şehir o listede yer almaz. Sizce neden?

İlk aklıma gelen sebebi: Cumhuriyet. Bize Ankara, Cumhuriyet ile var olmuş gibi gösteriliyor, anlatılıyor. Halbuki geçmişi çok köklü. Roma dönemine dayanıyor. Çok kültürlü yaşama deneyimi de 100-150 yıl öncesine kadar var olan bir şeydi. Hristiyanlarla başlamak gerekirse özellikle Ermeniler Ankara’da yoğun bir nüfusa sahipmiş. Yangına kadar da izleri bulunuyormuş. Yahudi toplumu özelinden bakarsanız Ankara yoğun bir nüfusun bulunduğu yerlerden değil. Fakat bu şehirde Yahudi yerleşimi tahmin edilenden çok daha önce başlamış. Benim konum kapsamında 16. yüzyıldan itibaren ulaşılabilen belgeler var. Bu mahallede kimler yaşamış, hangi işleri yapıyorlarmış diye kayıtlar var.

O dönem Ankara’nın durumu nasıl?

Ankara, 15. yüzyılda Anadolu’da nüfusu Bursa’dan sonra en kalabalık Osmanlı şehri. Bunun nedenlerinden biri de ticaretin olması. Özellikle de tiftik keçisi çok önemli bir meta. Sadece ülke içi değil. Uluslararası alanda da ticareti yapılıyor. Ermeniler ve Yahudiler de bu ticarette etkililer. Bu da doğal olarak çok kültürlü yaşamı getiriyor.  Yakın zamana kadar da bu devam ediyor.

Peki bu bugün Ankaralılar tarafından biliniyor mu?

Bugün Ankaralılara 1900’lü yıllardaki demografik yapıyı sorsanız yüzde 99’u bunu bilmez. Eğer özel ilgi alanı değilse…

© Serdar Korucu

“CUMHURİYET ÜTOPYASI HERKESİ BİR POTADA ERİTMEK İSTEDİ”

Bir Ankaralı şehrinin geçmişindeki mirasla nasıl karşılaşır?

Buna şöyle bir kişisel anlatı ile yanıt vermeye çalışayım. Bir arkadaşım evlendikten uzun zaman sonra eşine Ermeni olduğunu söylemiş. Eşinin bu konuda bir takıntısı olmayacağına inansa da anlatmamış işte. Bu belki başka şehirlerde de yaşanabilir. Fakat Ankara için farklı bir yanı var. Burada bir “Cumhuriyet ütopyası” var. Bu ideale göre şehir baştan yapılmış. Bir motivasyon var. Bu dönemde dışarıdan göç alıyor. Ve bu potanın içinde herkes eritilmek isteniyor. Tek bir vatandaşlık tanımı içinde. Ve bir cazibe merkezi de oluşturuluyor. Yahudi toplumu da bundan etkilemiş. En yüksek nüfusa bu dönemde çıkıyor.

En yüksek nüfus ne kadar oluyor?

Ankara’daki Yahudi varlığının geçmişi MÖ 2. yüzyıla uzanıyor. Hristiyan havarilerinden Aziz Paul’ün Ankara’ya iki kez gelip vaaz verdiğini biliyoruz ki İncil’de “Galatyalılar’a Mektuplar”da bir bölümde bahsi geçen Ankara’daki Yahudilerdir. Ancak o Romanyot olarak adlandırdığımız Yahudiler nerelerde yaşıyorlardı bilemiyoruz. Osmanlı dönemi yazılı kaynakları 16.yy’dan itibaren; Şerri Sicil kayıtları ve Tahrir Defterleri gibi bize isimleri de kapsayacak şekilde detaylı bilgiler sağlamakta. 1598’deki bir kayıt 85 evli 16 bekar vergi yükümlüsü Yahudi’nin Ankara’da yaşadığını gösteriyor. Benzerlik gösteren diğer kayıtlarla birlikte yaklaşık 450-500 Yahudi yaşıyordu  dönemin Ankara’sında. 1908’deki nüfus 1265 ve 1914’deyse 1026 olan nüfus Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’nın başkent olmasıyla dışardan aldığı göçlerle 3000-5000 kişiye kadar çıkmış. 1960’lardaki sayısı yaklaşık 500 civarındaymış. Bu nüfusun içinde Trakya Olayları döneminde bölgeden gelenler de var, öncesinde Selanik’ten gelenler de…

“Hermana” Projesi

“ANLATILARA GÖRE ANKARA’DA 3 SİNAGOG VARMIŞ”

Selanik’ten gelenler böylece geleceklerindeki Holokost’tan da kurtulmuş oluyor değil mi?

Evet. Ve bu projede konuştuklarım arasında Avrupa’dan kaçıp gelenler de var. Fotoğrafları ve belgeleri ile. Böylece Ankara’daki Yahudi toplumu farklı kesimlerin bir araya gelmesinden oluşuyor. En eski cemaatse Romanyot denilen Roma’dan kalma topluluk. Bugün Ankara Yahudi Toplumu içinde kendisine Romanyot diyen kimseye ulaşamadık. Anlatılara göreyse Ankara’da 3 sinagog bulunuyor. Bu sinagoglardan ikisi Portekiz ve İspanyol, diğeri ise Romanyot diye anılıyor.

Projeniz kapsamında Ankara’daki Yahudi toplumuna ulaştınız mı?

Bugün kökenleri de Ankara’da olan Ankaralı Yahudiler 50-100 civarında. Çok az kalmış durumda. 60’larda 500-600 kişilik bir nüfus var. 70’ler ve 80’lerdeyse 10 erkeği toplayamayacak kadar az bir toplum vardı. Belgesel kapsamında halen Ankara’da bulunan kişilerden konuştuklarım oldu. Ancak filmdeki söyleşilerde İstanbul’da ve İsrail’de yaşayan göç etmiş kişiler yer alıyor. Amerika’ya göç etmiş kişilerden de ulaşabildiklerim oldu.

Neden bu kadar azalmış?

İsrail’in kuruluşuyla özellikle oraya göçler olmuş 40’ların sonunda ve ilerleyen yıllarda devam etmiş oraya gidişler. 50’li yıllardan itibaren İstanbul’un ticaret merkezi olarak önemini artırması, Ankara’nın idari merkez olarak kalmasıyla oraya da gidişiler hızlanmış. Çünkü çoğu ticaretle uğraşan insanlar. Varlık Vergisi’nin de etkisi olmuş ama İstanbul ve İzmir’dekilere göre daha az etkilenmiş Ankaralılar.

“Hermana” Projesi

“İSRAİL’DEKİ ANKARALI YAHUDİ AİLELER ARŞİVLERİNİ PAYLAŞTI”

Röportajlarınız sırasında Türkiye’de yaşayan Ankaralı Yahudiler ile İsrail’de olanlar arasında fark gördünüz mü? Mesela belge ve fotoğraf paylaşma konusunda…

Çok fark var. Özellikle de bu verdiğiniz örnek üzerinden. İsrail’dekiler aile albümlerini sonuna kadar açtılar. Yastık altı arşivlerinin tamamını verdiler. Kullanmamızdan da çok memnun oldular. Türkiye’de de yardım edenler oldu tabi ama görsel toplamak daha zordu. Mesela albümlerini atanlar vardı. Sonuçta herkes aynı şekilde bakmıyor aile albümlerine. Bu benim işiminse belkemiği.

Ailelere kendinizi anlatmakta zorlandınız mı?

Başta çekingenlik oldu elbette ama birileri bana yardımcı oldukça, ne yaptığımı anlamaya başladılar. Çok kısa sürede oluşturduğum bir proje de değildi. Yıllar boyu uğraştığınızda ne yaptığınız fark ediliyor. İsrail’deki Ankaralı Yahudiler için memleketten biriydim. “Hoşgeldin hemşehrim” kontenjanındandım. Üstelik sadece röportajla da sınırlı kalmadık. İlişkimiz sonra da devam etti. Hala görüşüyoruz. Hayatları Türkçe üzerine kurulu zaten. Türkiye’den kopmadan yaşıyorlar.

Bu işe başlama motivasyonunuzu ailelere nasıl açıkladınız?

İyi ki arkeoloji okumuştum. Bizim prensibimizde bir amaca yönelik değil, ilginç olan, boşta olan her şey araştırılır. Ben 40 yaşındayım. Doğma büyüme Ankaralıyım ama 6-7 sene önce haberim oldu Yahudi toplumunun buradaki varlığından. Meraklı bir arkeolog olarak bu kadar geç keşfetmeme de şaşırdım. Öğrenmeye başladıkça daha da uğraşmaya başladım.

Röportajın ikinci bölümü:

Bunları da beğenebilirsiniz...