Tunuslu Yahudi yazar ve düşünür Albert Memmi Fransızca yazında sömürgeciliğin felsefesi üzerine kitaplarıyla bilinir. Ancak ona ünü ilk getiren 1953’te yayımladığı ilk romanı Tuzdan Sütun’du (La Statue de
Spinozacı profesör Yitzhak Melamed’in bir İsrail televizyonunun belgeseli için ziyaret etmek istediği Amsterdam’daki sinagog kompleksine girişine Haham Joseph Serfaty, Spinoza’nın 1656 yılındaki aforozunun hala geçerli olduğunu söyleyerek
Ünlü filozof Spinoza’yı aforoz eden Amsterdam Sefarad Cemaati, Spinoza uzmanı filozof Melamed’in cemaat binalarını ziyaret etme ve film çekme isteklerini reddetti. Bununla da kalmayıp Melamed’i persona non
Kulüp’ün bu ilk kısmı beşinci ve altıncı bölümle sona eriyor. Bunlarda Türkleştirmenin bir işyerinde uygulanışını ve yine Ladino’dan bazı taneler görüyoruz. (Spoiler içerir)
Bu bölümde Türkleştirme siyasetinin tabanda
Netflix’in Kulüp dizisinin dördüncü bölümünde Türkleştirme politikalarının Varlık Vergisi’yle sınırlı olmadığını görüyor, Sefarad mutfağına bir adım atıyor ve en coşkulu kutlanan Yahudi bayramlarından Purim’e tanık oluyoruz.
Bu
Varlık Vergisi zulmü, Kulüp dizisi ve ardından Kılıçdaroğlu’nun helalleşme konuşmasıyla iyice toplumsal gündeme yerleşti. Daha 2 ay önce Türkiye toplumunun çoğunun 1942-1944 arasında azınlıklara uygulanan bu soygundan haberi yokken
Hafıza aslında özür ve tazminin teminatıdır; bir daha geri dönülmemesi, bir sonraki neslin eski suçlar için ‘iyi ki de olmuş’ dememesi için gereklidir. Kılıçdaroğlu’nun helalleşelim çağrısı umut vericidir. Helalleşmenin
İlk yazıda birinci bölüme bakmıştım. Bu yazıda ikinci ve üçüncü bölümü, özellikle Kulüp’ün Varlık Vergisi’ni işleyişini mercek altına alıyorum. Bu yazı önce Serbestiyet adlı sitede yayınlanmıştır.
Kulüp dizisi
Türkiye’nin televizyon tarihinde ilk defa Yahudileri -belki de azınlıkları- içeren bir hikâye geçmişi toz pembeleştirmeden, Yahudi karakterleri (Kurtlar Vadisi gibi) ‘kötü tefeci’ olarak karikatürize etmeden ekrana getirildi. Kulüp dizisi
Bugün Türkiye’de siyasi tartışmalarda, özellikle konu azınlıklar veya Kürtler ile ilgili olduğu zaman Türkiyeli kelimesi sıklıkla karşımıza çıkıyor. 1990’lardan itibaren Türkçe kullanıma giren ve son on yılda sol
Klasikleşmiş Bir Dinozorun Anıları adlı kitabında Mîna Urgan 6-7 Eylül 1955’te tanık olduklarını da anlatıyor.
Urgan, önce pogromu Kıbrıs’la ilgili artan gerilim bağlamına yerleştiriyor:
Gazeteler, Kıbrıslı Türklerin Rumlardan
11 Ağustos gecesi bir Türk gencin öldürülmesi üzerine Ankara’nın Altındağ semtinde kalabalık bir Türk grup Suriyelilerin ev ve dükkanlarına saldırdı. Saldırılarda evler taşlandı, dükkanlar yağmalandı. Taşlamalar sırasında başı yarılan