7 Ekim ve Sonrasına Dair: Türkiyeli Yahudiler Anlatıyor Röportajlar

Mark anlatıyor: “O kadar şaşırtıcı bir U dönüşüne şahit oldum ki inanamıyorum!” 

Mark, 30’lu yaşlarında bir müzisyen. 12 yıl önce İzmir’den İsrail’e taşındığından beri hayatına İsrail’de devam ediyor. Yüzyüze ve çevrimiçi olarak müzik dersleri verirken aynı zamanda üniversitede performans sanatları alanında eğitim almaya devam ediyor. Mark ile 7 Ekim sonrası İsrail’deki hayatını ve Türkiye’deki çevresiyle olan ilişkisinde değişiklik olup olmadığı üzerine konuştuk. 

‘Sokağa çıktığımda her üç insandan biri ağlıyordu.’ 

Ceki: 7 Ekim günü senin için nasıl başladı?  

Mark: Gece çok geç yatmıştım. Sukot tatili sebebiyle önceki gece geç saatlere kadar dışarılardaydım. Sabah 6.38 olduğunu hatırlıyorum. Sirenler çalmaya başladı. Uyandım kendi kendime söylenerek yorgunluktan tekrar uyudum. Roketlere o kadar alışkınız ki… Geçmişte Aşkelon’da yaşamıştım. Orada standarttı.  

Korona zamanında Tel Aviv’e de atmaya başlamışlardı. Alışmamamız gereken bir şeye alıştık.  

Sabah 11’de uyandığımda internetteki haberlere göz attım. Daha öncekilerden çok farklı bir durum olduğu netti. Haberlerde Netanyahu “Bu bir terör saldırısı değil, bu bir savaş. Ben savaşı başlatıyorum.” gibi bir şeyler diyordu. O zamanlarda yarı zamanlı bir işim vardı. Saat 12 gibi patronum aradı: “İşe gelmek zorunda değilsin. Senin evinde yaşlı bir insan var. Bakalım ne oluyor. Teröristlerin Tel Aviv’e kadar geldiği konuşuluyor. Sen evinde kal, işe gelme, annene bak.” diye konuştu. 4-5 gün kadar çalışmadım. Hepimiz kapılarımızı kilitledik. Acaba sızmış terörist var mıdır? Ortalık çok karışıktı. Sokağa çıktığımda her üç insandan biri ağlıyordu. Sadece süpermarket eczane tarzı yerler açıktı. Dükkanlar 2-3 hafta sonra açmaya başladılar. Bir hafta kadar dışarıya çıkmaya çekindik. İlk günlerde asılsız haberler çıkmaya başladı. Sderot’u teröristler ele geçirdi. Kimin kaçırıldığı, kimin hayatta olduğu belli değil… 

C: Savaş ilanından sonra seferberlik esnasında askere çağrıldın mı? 

M: Evet yedek olarak çağrıldım. Çağrılmama gibi bir seçenek yok. İsrail’de doğmuş büyümüş olsam ya da pozisyonum kritik olsa gitmek durumunda kalırdım. Ama ben zaten yedeğin yedeğiydim. Çok istisnai durumda zorla alırlardı askere. Hem pozisyonum kritik olmadığı, hem de bakıma muhtaç olan annemle aynı evde yaşadığım için gitmemeyi tercih ettiğimde herhangi bir itiraz gelmedi. 

C: 7 Ekim’de senin tanıdıklarından kaçırılan, yaralanan ya da hayatını kaybedenler oldu mu?  

M: Her gün okulda gördüğüm biri, Nova Festivali’nde DJ’lik yapıyordu. O da öldürülenler arasındaydı. Onun anısına daha sonra bir konser düzenlendi. Gazze’ye kaçırılanlar arasında olup daha sonra İsrail ordusu tarafından yanlışlıkla öldürülen biri de vardı. Kızıl saçlı, 28 yaşında bir davulcu. Müzik camiasında büyük bir üzüntü yaşandı. Her yıl onun anısına bir metal konseri düzenlenecek. Annesi televizyonda sürekli “Biz kimseye karşı kızgın değiliz,” diyor. Kardeşi de davulcu ve o baya öfkeli. Ülkede bu süreçten etkilenmeyen kimse yok. Küçük bir ülkedeyiz… 

‘İsrail’deki Türk tanıdıklarım arasında bazıları aşırı Netanyahu yanlısıydı. Onlara eleştiri getirdiğimde ise “Arap sevicisi” diye nitelendirildim.’ 

C: 7 Ekim’in ertesinde Türkiye’deki tanıdıklarından seninle iletişime geçenler oldu mu? Neler konuştunuz? 

M: Türkiye’den gelen mesajlar da etkileyiciydi. İlkokul öğretmenlerimden üniversitedeki tanıdıklara kadar herkes bir şekilde duygularını ifade etmişti. Bir hafta sonra ise, kendimi bir şekilde insanlarla tartışırken buldum. Bu durum, muhtemelen yapılan propagandanın etkisiyle gerçekleşti. 7 Ekim öncesinde Instagram’da paylaştığım gönderilerde İsrail’deki aşırı sağcı hükümeti eleştiriyordum. Bu hükümet içinde yer alan bir bakanın Mescid-i Aksa’ya gitmesi ve orayı da kendi toprağı olarak ilan etmesi özellikle rahatsız ediciydi. İsrail’deki Türk tanıdıklarım arasında bazıları aşırı Netanyahu yanlısıydı. Onlara eleştiri getirdiğimde ise “Arap sevicisi” diye nitelendirildim. Ancak bu, sadece sınırlara ve topraklara saygı gösterilmesini savunmaktan ibaretti. Ülkede bu tür tartışmalarla protestolar çok artmıştı. Bir tarafta, liyakatsız insanlar hükümette kilit roller üstlenirken, diğer tarafta Netanyahu’yu net bir şekilde reddeden insanlar, hükümetin düşmesini isteyerek kendi önemli görevlerini yerine getirmiyor olabilirlerdi. İsrail’de inanılmaz bir çıkmaz vardı neredeyse 7 Ekim’e kadar. Hatta 7 Ekim’in gerçekleşebilme nedenlerinden birinin, istihbaratın başındakilerin Netanyahu’ya aşırı muhalif olduğu ve bu yüzden zamanında gerekli adımları atmadığı şeklinde bir iddia olduğunu duydum. Bunun doğruluğu kesin olmayabilir, ancak Netanyahu’ya karşı olan kişisel tutumunun etkisiyle zamanında önemli kararlar alınmamış, tehditlerin doğrudan iletilmemiş olabileceği öne sürülüyor. Devlet içindeki bu derin ayrışma, benim hayatımda görmediğim bir şeydi.  

C: 7 Ekim’in ertesinde Türkiye’den sana mesaj atanlara geri dönecek olursak… İnsanlarla nasıl bir tartışmaya girdin? 

M: Çok yakın bir arkadaşım aniden bana mesaj attı: “Hepiniz katilsiniz, bin kişi öldü diye nasıl yirmi bin çocuk öldürürsünüz? İsrail seni sadece Arapları öldürmek için askere almış,” gibi bir sürü şey söylemeye başladı. Dedim ki, “Abi öyle bir şey yok, ne yapıyorsun?” Sonra, “Hepiniz katilsiniz, sen iyi bir insansın biliyorum, ailen gitmek zorunda kaldı ama çok kötü yaptın,” diye devam etti. “Abi,” dedim, “Öyle değil…İşte “Hepiniz katliam yapıyorsunuz!” falan filan, bir sürü şey söyledi ve birçok Filistin postu paylaşmaya başladı. 

Bir başka arkadaşım, ilk gün beni arayan kız, daha sonraki günlerde sürekli olarak, “Soykırım yapıyorsunuz, soykırım yapıyorsunuz,” diye soykırım lafını tekrarlayıp durdu. Yani, bu kadar acayip bir duruma, o kadar şaşırtıcı bir U dönüşüne şahit oldum ki, inanamıyorum. Sanki olan bitenlerin sorumlusu benmişim gibi… 

Bir de doğum günümdü birkaç gün önce fark ettim ki Türkiye’dekilerden kimse yazmadı. Hadi kuzenim filan atlamıştır onlar ama çok yakın arkadaşlarım dahi yazmadı. Hadi tesadüf olan vardır birkaç tane ama hiç kimsenin yazmaması çok tuhafıma gitti. 

‘Komando filan değildim ve silahımı kullanmam gereken bir durumla karşılaşmadım.’ 

C: Türkiye’dekiler İsrail’de askerlik yapmış olduğunu biliyorlar mıydı? 

M: Türkiye’deki arkadaşlarımın bir kısmı, İsrail’de askerlik yaptığımı biliyordu. Geçmişte sosyal medya hesaplarımda askerlik fotoğraflarımı paylaşmıştım. Ancak, 7 Ekim’e kadar kimse bu konuda bir şey söylemedi. Benim için bu bir sır değildi, zaten Türkiye’deyken okulumdakiler ismimden Yahudi olduğumu biliyorlardı. Neden saklayayım ki? Ayrıca Türkiye’ye yıllar önce ziyarete gittiğimde, annemle birlikte muhtara gitmiştik ve orada İsrail’deki adresim sistemde gözüktü. Dolayısıyla devletin benim askerlik yaptığımı bilmemesi imkansızdı. 

Ben 2014’te askerdeyken de savaş vardı. Orduda bilgisayar bölümündeydim. Bilgisayarlar ve iletişim araçlarıyla ilgili günlük işlerim vardı. Komando filan değildim ve silahımı kullanmam gereken bir durumla karşılaşmadım. Sadece atış talimleri sırasında kullanmıştık. Zaten İsrail’de yaşayan yaklaşık 8 milyon insan varsa ve çoğu insan askerlik yapmışsa, ben de %90’ı gibi askerlik hizmetimi yerine getirdim. Bu, genel olarak İsrail’deki askerlik hizmetinin tipik bir örneğiydi diyebilirim.  

Bir de Türkiye’ye yıllardır gidemiyorum. Türkiye’ye dönersem askere alınacağım. Bürokrasiyi bir türlü aşamadım. Buradaki elçilik üzerinden de bir türlü çözemedim. Dövizli askerlik için para biriktirmem gerek. Şu anki önceliğim o değil ama bir gün umarım o da çözülecek ve Türkiye’ye ziyarete gidebileceğim.  

C: İsrail’de yaşayan Türkiye’den göç etmiş diğer kişilerle genel olarak iletişimin nasıl?  

M: Benim Türkiye’den gelmiş olanlarla pek yakın arkadaşlığım yok. İlk geldiğimde akrabalarımdan birkaçıyla yeterince İbranice bilmememden de kaynaklı kötü bir deneyimim oldu. Ben de hırs yaptım İbranice öğrendim. İsraililerle vakit geçirmeye başladım. Ben buraya 2011’de geldim. Türkiye’den çoğunlukla gelenler Gezi sonrası, ekonomik kriz sonrası filan geldiler. Ve Türklerle her ne kadar beraber bir şeyler yapmak istesem de pek bir şey yapamadım. Çok yakın arkadaşlarım olmadı burada. İstanbullu bir arkadaşım olmuştu. Ama o da bir sene sonra geri döndü. İzmir’den birkaç tanıdığımı da en son bir-iki sene önce gördüm. Hiç kimseyle hiçbir problemim yok ama artık düğünden düğüne görüyorum. Veya birisi bir Şabat yemeğine davet ederse görüyorum. 

‘Sen de bizi sevmiyor musun?

C: İsrail’dekiler 7 Ekim sonrasında sana Türkiye ile ilgili sorular yönelttiler mi?  

M: İsrail’dekiler arasında Türkiye’deki ailemi, akrabalarımı merak edenler oldu. Onlara, akrabalarımın Türkiye’de yaşadığını ve İsrailli olmadıklarını söylüyordum. Onların İsrail vatandaşlığı olmadığı için, Türkiye’de yaşayan bir Yahudi olarak İsrail devletinin eylemlerinden sorumlu tutulmalarının hiçbir açıklaması yok. 

Bir gün, müzik dersi için gittiğim evlerden birinde 8 yaşında bir çocuk yanıma geldi ve “Sen nerelisin?” diye sordu, aksanımı duyunca. “Yurtdışından geldim, Türkiye’den” dedim. “Türkiye bizim düşmanımız değil mi?” diye sordu çocuk. “Hayır,” dedim, Sonra bana “ama Türkiye’dekiler genellikle bizi sevmiyor. Sen de bizi sevmiyor musun?” diye sordu. 

Ben o gün o akşam anneme ve babama bu ülkede yaşamak istemediğimi söyledim.’ 

C: Dünyada antisemit olayların artması hakkında ne hissediyorsun? Türkiye ve yurtdışında farklı yerlerde yaşayan yakınların var, onlar konusunda endişeli misin?  

M: Antisemitizm demişken yıllar önce İsrail’e göç etme sebebimden bahsetmek isterim. Türkiye’de bir vakıf üniversitesinde tasarım bölümü öğrencisiydim. Bölümüm İngilizce olduğu için o yıl hazırlık okuyordum. Ve üniversitedeki ilk yılımda Mavi Marmara olayı oldu. Bu yüzden hayatımda ilk defa antisemitizmi gördüm 19 yıldır yaşadığım Türkiye’de. Hatta 20 yaşındaydım neredeyse. Hazırlıktan sonra üniversite 1. sınıftayken hocalarımdan sürekli olarak aynı notu alıyordum. Yani ne kadar ödevim iyi olsun, kötü olsun sürekli 60 alıyordum ve geçme puanı 65’ti. Böyle tam limitli bırakıyordu beni. Ve bir gün arkadan bir tane hızlı bir şekilde uçak geçtiği zaman, hocalardan bir tanesi gözümün içine bakıp, ah Hitler mi geliyor acaba deyince ben uyandım. 

Hatırlıyorum böyle 70 saat, 3 gün neredeyse uyumadan veya birkaç saat uyuyarak ödev olarak bir maket hazırlamıştım. Üniversiteye götürdüğüm arkadaşlarım “Oha çok iyi olmuş! Şeytanın bacağını kırıyorsun artık 60 almazsın.” diyorlardı. Çünkü arkadaşlarım dalga geçiyorlardı benimle hep aynı puanı aldığım için. Hoca maketi elimden aldı, kırdı. Ben o gün o akşam anneme ve babama bu ülkede yaşamak istemediğimi söyledim. Yani zaten o dönemde de müzik gruplarında çalıyordum. Barlarda cover parçalar çalan gruplarla çalıyordum. Aileme dedim bu şekilde devam edersem 25 yaşıma geldiğim zaman kafayı duvara toslayacağım. Dedim bu gidişat gidişat değil. Daha fotoğrafını çekmeden kırıyor öğretmenler. Bu akıl almaz bir şey. Ondan sonra İsrail’in MASA programıyla şansımı denemek için İsrail’e geldim. Hep hayalim olan müzik çalışmalarıma buraya geldiğimden beri devam ediyorum. 

Antisemitizm ile ilgili soruna gelince… İsrail dışında yaşayan birkaç kuzenimle düzenli konuşuyorum. Her ülkenin kendine göre sorunları var. Bu sorunlar hiç bitmeyebilir de… Ama hayat devam ediyor. Müzik de benim hayatımın merkezinde. İsrail’de küçüklü büyüklü birçok grupla bir sürü konser verdim. Konser vermediğim 3-4 tane yer kalmıştır bütün İsrail’de herhalde. Gayet yolumu buldum bu şekilde. Şimdi daha çok kendimi göstermek için videolar yapmak istiyorum. Daha ünlülerle çalmak istiyorum. Yavaş yavaş… İleride Avrupa’da da eğitim almak istiyorum. Durumlar düzelince Türkiye’deki müzik okullarında da eğitim vermek isterim.  

C: Son olarak eklemek istediklerin var mı?  

M: Bölgedeki durumların bir noktada düzeleceğine dair inancım var. Ben kendimi artık Türk-İsrailli olarak görüyorum. İleride hayalim iyi bir enstrüman markasıyla sponsorluk anlaşması yapmak. Bunu yapanlar genelde ülke bayraklarını da koyuyorlar. Benimkinde iki bayrak olur: Türkiye ve İsrail.