İçeriğe geç

Bella Eskenazi: Tutkulu bir köy enstitüsü hocası, Orhan Veli’nin şiirlerinin gizemi, ilham veren bir yaşam öyküsü – Reyan Tuvi

Yazan Reyan Tuvi
Bella Eskenazi: Tutkulu bir köy enstitüsü hocası, Orhan Veli’nin şiirlerinin gizemi, ilham veren bir yaşam öyküsü – Reyan Tuvi
Fotoğraf: Sabiha Bânu Yalkut Breddermann
Yayınlanma tarihi:

Gözleri artık pek görmüyor. Oysa tanıklığı, zamanında ne çok şey gördüğünün kanıtı. Bella Eskenazi, bugün 98 yaşında. Bazen kendisinin de derinliklerinde kaybolduğu anıları yer yer bulanık, bazılarıysa kristal berraklığında. Her ne kadar hayat hikayesine gösterilen ilgiyi anlamakta zorlansa da, Türkiyeli bir Yahudi olarak, Bella’nın kişisel tarihini ilginç kılan, bir değil birkaç şey var; ve bunlar Türkiye’nin yakın tarihine, edebiyatına ve yaşadıkları çağa iz bırakmış isimlerine de ışık tutuyor.

Köy Enstitüsünde öğretmenlik yapmak için verdiği mücadeleden şiirin geleneksel kalıplarına meydan okuyan Orhan Veli Kanık’a ilham olmasına, dönemin entelektüel camiasıyla tanışmasına vesile olan gazeteci eniştesi Erol Güney’in sürgün edilmesine şahitliğinden Türkiye’nin kaçırdığı fırsatları aklımıza düşüren anekdotlarına, hikayesi kayıtsız kalınamayacak denli özgün detaylar içeriyor.

Bella’nın anıları güçlü bir Türkiye sevgisine öncelik verirken, bir yandan da genç Cumhuriyet’in söz verdiği, tüm farklı kimliklerin eşit yurttaşlık bilinciyle varolabilme umudu yolunda nasıl tökezlediğini ve yarattığı hayal kırıklıklarını da gün yüzüne çıkartıyor.

Bella, hafızasının parçalarını toparlamaya çalışırken, kısa da olsa, hayatının en görkemli dönemi olarak gördüğü, 1940’larda açılan Köy Enstitüleri öne çıkıyor.

Lise diploması olmayan Bella, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne kütüphaneci olarak alınır. Maaş bordrosuna ise “elektrik ve makine teknisyeni” yazılır.

–           İngilizce, Fransızca, Almanca, jimnastik ve bazen de coğrafya dersleri verirdim. Bir süre Mualla Eyüboğlu’yla oturdum. Sonra öğretmenler için evler yapıldı. Mualla, mimar olarak köy enstitülerini gezip inceler, o nedenle de pek gelmezdi, genelde yalnız kalırdım. Okulda herkes sırayla nöbet tutardı. Arkadaşları uyandırmamak için eve pencereden girerdim. Divanımda tahta kurusu vardı, o nedenle somyamı taşın üzerine koymuştum. Bir gün, gün doğarken nöbetten döndüm. Bir de ne göreyim; divanın üzerinde kocaman bir beyaz ayı. Avrupa’da duymuştum; beyaz ayının ırkı kayboluyor diye. Bir tane Barselona’da varmış, ama bir tane de Hasanoğlan’da divanımda vardı! Öyle korktum ki, lambamı nereye koyayım, kitaplarımı nereye bırakayım, şaşkınlık içindeydim! Uyanırsa ne yapacağım! Enstitüye geri döndüm, ne yaptılarsa ayıyı çıkardılar. Para kazanmak için Ankara’ya götürürlerdi, ama o gün öldürdüklerini duydum. Kolay değildi ama seviyordum. O zamanlar Hasanoğlan’da istasyon vardı ama tren durmazdı. Bir sonraki istasyonda inip saatlerce okula yürürdüm.

Bella Eskenazi Arşivi

Köy Enstitüleri Bella’nın ezberini bozar…

Bella, yaklaşık iki yıl Hasanoğlan Köy Enstitüsünde ders verir. 1946’da başlayıp 1954’te Köy Enstitülerinin kapanmasını da içeren politik iklimden Bella da nasibini alır. 29 Ağustos 1947 günü TBMM’de görüşülen konular arasında, Bella adında henüz liseyi bitirmemiş bir Yahudi kızın İngilizce dersi verip vermediği ve para alıp almadığı sorusu da vardır.

–           Sonunda Hakkı Bey’in dediği oldu. Yeni müdür olarak Rauf İnan geldi, enstitüde değişiklikler yapıldı. Bir gün odasına gittim; ‘Benim vazifem ne olacak?’ diye sordum. O da, ‘ben sizi tanımıyorum. Sizi de neden buraya getirdiler, onu da bilmiyorum. Ne istiyorsanız onu yapın!’ dedi. Ben de orta sınıfa girdim; sınıfları üçe ayırdım. Bir sıra Almanca, bir sıra Fransızca, bir sıra da İngilizce öğrenmek isteyenlerdi. Önce Almanca’yı öğretirdim, sonra Fransızca’yı, sonra da İngilizce’yi. Öyle dağılmıştık ki… Yazla birlikte okullar kapandı. Ankara’ya döndüm, oradan da İstanbul’a. Köy Enstitüleri hikayem öylece sona erdi.

‘’Köy Enstitüleri kapatılmasaydı’’ diyor Bella, hüzünlü bir ifadeyle…

–           Türkiye bambaşka bir Türkiye olurdu. Mesela tarımdan vazgeçmezdik belki… İsmet Paşa’nın Köy Enstitülerini kapattığına inanmıyorum. Mecbur ettiler de kapatmıştır. Yoksa İsmet Paşa hiçbir zaman o sisteme karşı olmadı.

Hasanoğlan Köy Enstitüsünden sonra Bella İstanbul’a döner…Mücadele edemedim, gayrimüslimlere resmi dairelerde yer yoktu, bunu biliyordum. Zaten kadınların çalışması ayıptı. Sosyetede öyleydi, ama biz bütün aile çalıştık. Annem bazen evlere gizli gizli dikiş dikmeye giderdi. Çalışmak zorundaydım. Ama üç işe girdim, üçünden de kovuldum. Amerikalılar’ın telefon santralında çalıştım. Sonra tercüme bürosuna girdim, piyes tercüme ettim. Bir gün çağırdılar, ‘yarın gelmeyeceksin’ dediler. Sonra öğrendim ki, Erol Güney’in baldızı olduğum içinmiş. Eniştem solcuydu ve sürgündeydi. Ben de iki çocuğa özel ders vermeye başladım.

Bella’nın yaşam çizgisinde Ankara kenti de zirve noktalardan biri olur. Ablası Dora, Güzel Sanatlar Müdürlüğü’nde görevlidir. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü mezunu, eniştesi Erol Güney, Sabahattin Eyüboğlu’nun desteğiyle MEB Tercüme Bürosu’nda sekreter olmuştur. Birçok Rus klasiğini Türkçe’ye çevirir. Orhan Veli ile üniversite yıllarından arkadaştırlar zaten. Ayrıca ekipte Melih Cevdet Anday, Azra Erhat, Oktay Rifat, Necati Cumalı ve Cahit Sıtkı Tarancı gibi isimler vardır.

Bella’nın Orhan Veli ile tanışıklığı o günlere dayanıyor.

Bella’ya en çok yöneltilen sorulardan biri olan ‘’aşk ve gurur’’ meselesi, çok da rahat ettiği bir konu değil.

Serde gençlik varken, çok farkında olmadan yaşamış olsa da Bella’nın anıları, Orhan Veli’nin bazı şiirlerin ilhamını nereden aldığı konusunu aydınlatıyor.

Bella Eskenazi Arşivi

Genç yaşta ölen şair Bella’nın aklında nasıl kalmıştı acaba…

Bella, Sabahattin Ali ile de tanışır.

Bu, Sabahattin Ali öldürülmeden önceki son görüşmeleri olur.

Bella, İstanbullu Bendavid ailesinin üç kızının en küçüğü. 1934’te soyadı kanunu ile aile Kent soyadını alıyor.

Bella o dönemlerde sadece Yahudilerin değil bütün azınlıkların acı çektiğinden bahsederken, Varlık Vergisi ile 6-7 Eylül konusu açılıyor.

Yıl 1955… Türkiye’yi terk etmeye zorlanan biri daha var, Bella’nın eniştesi gazeteci Erol Güney.


“Bella’nın Öyküsü” belgeselinin premiyeri 31 Ocak’ta saat 18:00’de Zoom üzerinden ücretsiz olarak yapılacak.

Güncel Fotoğraflar: Sabiha Bânu Yalkut Bredderman. Bella Eskenazi, kızı ve torunuyla birlikte Barselona’da yaşıyor ve yazları birkaç ayını Türkiye’de geçiriyor.

“Bella’nın Öyküsü” belgeseli, Orhan Veli’nin ilham kaynağı, Sabahattin Ali’nin yakın arkadaşı, Aşık Veysel’in aile dostu, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün sevgili öğretmeni Bella Eskenazi’nin 1920’lerden 2000’lere, İstanbul’dan Barselona’ya uzanan öyküsü, bizi zaman içinde heyacan verici aynı zamanda da düşündürücü bir yolculuğa davet ediyor. 1923 İstanbul doğumlu Bella Eskenazi’nin hayatı üzerine bir belgesel yapma fikri, yönetmen Banu Yalkut Breddermann’ın 2009’da “Yaşamın Sürüklediği Yerde- Erol Güney’in Yaşam Öyküsü” belgeselinin çekimleri sırasında Bella Eskenazi’yle başlayan dostluğunun ardından ortaya çıkıyor. Belgesel, Bella Eskenazi’nin tanıklığından yola çıkarak bir yandan memleketin seküler olarak tanımlanan kesiminin o dönemki yaşamına bir pencere açarken, Türkiye’nin siyasi ve kültürel değişim sürecine de ışık tutuyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile hızlanan toplumsal dönüşüm sürecinin ve Türk aydınlanmasının önemli mimarlarından Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel (1938-1946), 17 Nisan 1940 tarihinde büyük kültür hamlesini başlattı. Köy Enstitülerinin kurulmasına, üniversiteler kanununun çıkarılmasına, tiyatro ve operanın devlet hizmetleri arasına katılmasına, klasiklerin çevirisine ve çeşitli ansiklopedilerin de Türkçe basılmasına ön ayak oldu. Bella Eskenazi tam da bu dönemde Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde öğretmenlik yapmış, kendisi gibi Türk aydınlanmasına katkısı olan ablası Dora, eniştesi Erol Güney ve o dönemin önemli Türk aydınları ve edebiyatçıları ile yakın dostluk kurma olanağı bulmuştur. ‘’Bella’nın Öyküsü’’nde herkesin eşit temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu bir vatandaşlık fikrinden yola çıkılarak kurulduğu varsayılan cumhuriyetin idealist bir döneminin umutlarını, düş kırıklıklarını ve her şeye rağmen bu topraklara duyulan derin bir sevgiyi ve anlayışı buluyoruz. Belgesel, günümüzde köken öne çıkarılarak sürdürülen dini, siyasi ve etnik tartışmalara farklı bir açıdan yaklaşımı hedeflerken, Türkiye’nin kendisiyle yüzleşmesi bağlamında anlamlı olabileceği ve yükselen antisemitizme karşı mücadeleye bir katkıda bulunabileceği düşünülerek gerçekleştirilmiştir.

Yönetmenliğini ve prodüktörlüğünü Banu Yalkut Breddermann’ın, kurgusunu Thomas Balkenhol’un, müzik prodüktörlüğünü Renan Koen’in yaptığı “Bella’nın Öyküsü” belgeselinin çekimleri, 2009- 2016 yıllarında Istanbul ve Barselona’da gerçekleştirildi. Belgeselin premiyeri, 31 Ocak Pazar günü 18:00’de, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi tarafından çevrimiçi olarak yapılacak. Rezervasyon için: [email protected]


Bu kategoride daha fazla: Geçmiş Zaman Hikayeleri

Tümünü gör

Daha fazlası: Reyan Tuvi

Tümünü gör