Ortak Düşman Resmeden Bir Dizi: Payitaht

Üzerine o kadar konuşuldu ki, dayanamadım izledim.

Önce hesapladım. 2012’den beri yerli dizi izlemiyormuşum. Sanmayın ki yabancı dizi izliyorum sürekli, genel olarak bırakmışım bu dizi işini. Bitmek bilmez bölümlerden, bakışmalardan, tahmin edilebilir sonlardan, iyilerin belli, kötülerin ise sonsuz kötü olduğu kurgulardan bıkmışım kısacası.

Ancak Payitaht dizisinin ilk bölümü çevremde o denli konuşuldu ki, merakım ağır bastı, dün akşam oturdum izledim. Tam 2 saat 10 dakikamı ayırdım. Ciddi süre. Şuradan belirtmeliyim ki bu yazıya reklamın iyisi kötüsü olmaz diye yaklaşacaksanız, okumayınız; çünkü bu yazı kesinlikle bir reklam yazısı değildir. Pür eleştiridir, yergidir.

Dizinin ilk sahnesi ile başlamak gerek anlatmaya, Sultan Abdülhamid Han Hazretleri (belirtmek gerek, oynayan oyuncu Bülent Ünal’ı da pek severim.) at arabasıyla çarşıdan geçerken bir kesim insan aracın arkasındaki muhafızların önünü keser ve ufak çaplı bir arbede çıkar. At arabası ile muhafızların arasındaki mesafe açılınca kalabalıktan biri “Zamanı geldi.” komutunu vererek diğerlerine bir madeni para fırlatır. Madeni paranın üzerinde günümüzde İsrail bayrağının üzerinde bulunan yıldız, Magen David, Türkçe ismi ile Davud’un Yıldızı bulunmaktadır. Kısacası alt mesaj, “İsrail’i kurmanın vakti geldi”.

Tarih kitaplarında okuduğumuz onca yalan var; bir yandan da içim rahat, neyse ki okuma oranı çok düşük ülkemizde diyorum da, bu yalanlar daha az kişiye ulaşıyor. Sonra bir bakıyorum, daha korkunç bir kurgu ile tüm ülkenin izlediği kanallarda dizi olarak yayınlanıyor. Reyting uğuruna, bir dizide bazı toplumları düşman, ayrılıkçı, sinsi, zorba olarak resmediyorlar. Nitekim ilk bölümün yayınlanmasından sonra dizide çizilen imaj sebebiyle Twitter’da pek çok antisemit mesaj paylaşılmıştı. Antisemit mesajları görmek için buraya tıklayın.

Kurgu yazılırken en basit araştırmaların yapılmadığı, uzmanlardan görüş alınmadığı, kulaktan dolma birkaç bilgi ile Abdülhamid dönemi resmedilmeye çalışılmış. Ah bir de tabi, aynı dönemde Viyana resmedilmiş ki, o konuda da ciddi hatalar olsa gerek.

Dizide Theodor Herzl’i (böyle yazılmasına rağmen aslında Hertzel diye okunur; ancak dizi oyuncuları böylesine tanınmış bir insanın isminin nasıl telaffuz edileceğine dair bilgiden yoksunlar, muhtemelen Herzl’in adını ilk defa duyuyorlar ve gerçek hayatına aşina değiller.) görüyoruz. Ama o da ne, Theodor korkunç bir adam; babasını zindana kilitlemiş, zavallı babasının elleri kolları prangalı. Ama baba acayip ‘doğru’ bir adam; oğlunun kafir olduğunu çünkü Tanrı’nın aslında Yahudiler’e İsrail topraklarını vaadetmediğini, bu ülkenin kurulması için kan dökülmemesi gerektiğini falan söylüyor, ve hatta Theodor’un suratına tükürüyor. Theodor ise babasını hapsettiği zindanda menora (7 kollu şamdan) yakmış başında kipa ile Şema (Yahudilerin her gün birden fazla defa okudukları bir dua) okuyor.

Kaynak: Şalom/Riva Hayim

Dizinin bir bölümünde Abdülhamid o dönem yayınlanan muhalif gazetedeki haberlerin yalan içerik taşıdığını oğluna gazetede basılan fotoğrafları göstererek anlatıyor: en cahil Müslüman’ın bile ayakkabıyla namaz kılınmayacağını bildiğini söylüyor. Oysaki bir sahne sonra aynı fotoğrafa bakan kayınbirader ile yeğen bunu asla fark etmeyerek habere inanıyorlar. (Çünkü onlar cahil, kötü ve İngiliz aşığı karakterini betimliyorlar.) Abdülhamid’in bu söylediği söze karşın dizide Yahudi dinine dair yapılan fahiş hatalara ne demeli. En cahil Yahudi bile Tanrı’nın adının boş yere zikredilmeyeceğinin, menoranın sadece Bet-Amikdaş’ta yakıldığını bilir…

Dizinin genelinde resmedilen bir ortak düşman imgesi var. Örneğin, benim en başta izlerken haham rolünde oynadığını sandığım ancak daha sonra papaz olduğu zikredilen ve ancak Yahudilerle iş birliğinde olan bu adama; Ermeni Hınçak çeteleri saldırıyor, cebindeki paraları çalıyorlar. Ancak oradan geçen iki adam (muhtemelen dizinin sonraki bölümlerinde bir şekilde sarayla bağlantıları olan ve tebaayı temsil edecek kimseler) hemen çeteyi etkisiz hale getiriyorlar ve papaza parasını iade ediyorlar. Alt metinde Ermeni çetelerin kendi din adamlarına bile zarar verme amacı taşıdıkları var. Bir başka sahnede ise, paşalardan bir tanesi yapılacak demiryolu çalışmaları esnasında bahsedilen bölgeye Ermeni isyanını bastırmak için gittiğini söylüyor.

Diğer yandan Theodor Herzl, Der Judenstaat’ın (Yahudi Devleti) yazarı, siyonizmin babası olan düşünce adamı entrika peşinde koşturan, Osmanlı sultanını ‘oyuna getirerek’ İsrail devletini kurmaya çalışan kişi olarak resmedilmiş. Theodor Herzl İngilizler ve muhalif paşalarla iş birliği içerisine girerek Abdülhamit’in kurmaya çalıştığı demiryolu sistemindeki durakları değiştirerek (nasıl olacağını asla anlamadım ama) İsrail Devleti’ni kurmaya çalışıyor. Ama Abdülhamid yer mi? Hemen haritalardaki değişikliği fark ediyor ve İngilizlerle yürüttüğü iş birliğini sonlandırıyor. Bunu duyan Theodor Herzl ise üzüntüsünden, hayal kırıklığından ve sinirinden 100 senelik Porto üzümlerinden üretilmiş şarabını yere fırlatıyor. Kim Osmanlı hükümdarıyla başa çıkabilir ki?!

Peki Theodor Herzl aslında kim? Budapeşte’de doğup hukuk eğitimi almaya Viyana’ya giden Theodor Benjamin Ze’ev Herzl (dizide karısı ona Binyamin diye sesleniyor.) Avrupa’da artan antisemitizm ile birlikte Yahudilerin bir devleti olması gerektiği görüşünü benimseyerek çalışmalarına başlamıştır. Düşüncelerini Yehuda Alkalai, Moses Hess gibi kendisinden daha eski düşünürlerin üzerine kuran Herzl muhtemelen en çok Dreyfus olayından etkilenerek harekete geçmiştir.

Dünya Siyonist Teşkilatı’nın kurulmasını sağlayan Herzl, Yahudilerin bir devlete sahip olmaları uğurunda çalışmalarını sürdürmüştür. Bu kapsamda İngilizlerle iyi ilişkiler geliştirmiştir ve Osmanlı Sultanı Abdülhamid ile bizzat görüşmeye İstanbul’a gelmiştir. Bu olay 1901 yılında gerçekleşmiş olup, henüz dizide o tarihe gelmedik. Sultan Abdülhamid’den Filistin ve çevresine Yahudilerin yerleştirilmesini isteyerek karşılığında da Osmanlı’nın borçlarının büyük bir kısmını kapatmayı teklif etmiştir. Abdülhamid ise Yahudileri Mezopotamya’ya yerleştirmeyi teklif etmiştir. Bu görüşmelerde Herzl’e mecidiye nişanı verilmiş ve görüşme sonucunda Herzl görüşmeden memnun kaldığını belirtmiştir. Eğer senaryo ilk bölümde olduğu gibi yazılmaya devam edilirse kim bilir nasıl bir sahne ile karşılaşacağız.

Diğer yandan, tek bir sahnede gördüğümüz Herzl’in karısı Herzl’in eski karısına gönderme yaptı. Ancak bildiğim kadarıyla Herzl’in sadece bir eşi oldu. Kim bilir senaryo gereği ne korkunç şeyler olacak orada… Tabi Herzl’in babasını zindana kilitlemediğini ve annesini kandırmaya çalıştığını da hiç zannetmiyorum. Bu arada dizide yansıtılanın aksine Herzl’in babası fakir değil başarılı bir tüccardı.

Tarihi dizi olunca, üç beş birşeyler gerçeği yansıtınca, belgesel gibi izleniyor bu diziler. Bunu herkes biliyor. Şimdi Hürrem Sultan kim diye sorsalar halk 5-6 sezonluk hikaye anlatır; ne kadarı doğru, bu bilgiler hangi belgeye dayanıyor kimsenin umurunda değil. Şimdi ise Abdülhamid dönemindeki vakalar için aynısı olacak. İsrail devletinin kuruluş hikayesi (muhtemelen 1948’e dek gitmez dizi ama) yalan yanlış şekilde, halk içerisinde düşmanlık yaratarak anlatılacak.

Antisemitizm zaten yeteri kadar yüksekken senaryoyu yazanlar bu mevzuya nasıl böyle yaklaşırlar? Hem de ‘Devletin kanalı’nda! Biz birleştirici, kapsayıcı, kucaklayıcı olgular beklerken nelerle karşılaşıyoruz… Bir sahnede tebaadan biri, İstanbul’un nasıl mozaik bir yapısı olduğundan bahsediyor, Rum, Çerkez, Ermeni, Kürt, Yahudi, Boşnak hep beraber yaşıyormuş. (Ama tabi işte Hınçaklar ve Yahudiler bu işe son veriyor.)

Bu hafta diziye ikinci bölümünde yeni bir karakter katılıyormuş: Emanuel Karasso, bakalım o ne kadar korkunç ve kötü biri olarak resmedilecek..

Senaristlere açık mektubumdur. Hiçbir azınlığı kötü göstermeden bu diziyi yine başarılı yapabilirsiniz. Uzman bir danışmana ihtiyacınız varsa, bulmanıza yardımcı oluruz.

Bunları da beğenebilirsiniz...