Hatay Musevi Cemaati Vakfı Başkanı Şaul Cenudioğlu: “Filistin’den geldik, 23 asırdır buradayız”

IMG_7128

 

Röportaj: Henri ÇİPRUT

Geçtiğimiz hafta içinde Hatay’daki Yahudi Mezarlığına yapılan saldırının ardından, konuyu Hatay Musevi Cemaati Vakfı Başkanı  Şaul Cenudioğlu ile görüştük. Cenudioğlu, ulusal basına da yansıyan mezarların tahrip edilmesi olayı ile birlikte Hatay’daki Yahudi toplumu hakkında ilginç bilgiler verdi.
Bundan birkaç yıl önce Hatay’ı ziyaret ettiğimde oradan çok ilginç izlenimlerle dönmüştüm. Bugünlerde bol keseden kullanılan “çok kültürlülük” ve “kadim medeniyet” kavramlarının  gerçek anlamlarını Hatay sayesinde anladım diyebilirim.  Bu ziyaretim sırasında asırlık bir tarihi eser niteliğinde olan Hatay Sinagogunda bir Şabat duasına da katılmıştım. Dualarını bizim İstanbul’dakilere benzer makamlarla İbranice ve Aramice yapan, ancak kendi aralarında biz Sefaradlardan  farklı olarak Arapça konuşan bu küçük cemaatin bugünkü durumunu çok merak ediyordum. Kısmet bugüneymiş. Keşke böylesi bir olay vesilesi ile olmasaydı.

Öncelikle geçmiş olsun efendim, Hatay’daki Musevi mezarlığına bir saldırı olduğu haberleri basına yansıdı, bundan bahseder misiniz?

Yalnız bize değil, bütün cemaat üyelerimize, Türkiye’deki bütün Musevi toplumuna yapılan bir saldırı olarak telakki ediyorum ben bunu.

Bu saldırının Hatay’da gerçekleşmesi çok ilginç, çünkü bizim algıladığımız Hatay çok farklı bir yerdi, benim ziyaretlerimden aklımda kalan bambaşka bir Hatay vardı, böyle bir olayın yaşanabileceği en son yer orasıydı…

Tabii buna aynen katılıyorum, bugüne kadar bizler burada değişik dinlere ve mezheplere mensup kişilerle iç içe, yeni değil,  asırlardır birlikte yaşıyoruz. Bizler burada ilkleriz, cemaat üyelerimizin 23 asırlık bir geçmişi var. Bizler, İstanbul’da yaşayan Sefaradların aksine, Avrupa’dan değil de güneyden kuzeye göç etmişiz. Yani Filistin, Suriye İran ve Irak’tan gelip atalarımız burada yerleşmişler. Hâlbuki bu yaşam sürecimiz içinde hiçbir zaman, yani bizden önceki nesiler hiçbir şeye maruz kalmadı, yani baskıya filan maruz kalmadı. Şöyle anlatayım, bizim Pesah (Hamursuz HÇ)  bayramımızda,  mülki amirinden tutun Belediye Başkanına, İl Emniyet Müdürümüzden İl Müftümüzden rektörümüzden başlayarak değişik mezheplere mensup insanlar gelip burada bizim bayramımızı kutlarlar.

Bunun yanı sıra örneğin Ortodoks Hıristiyan cemaatinin paskalyasında biz sabah kahvaltısına katılırız coşkuyla onların bayramlarını kutlarız, aynı nisan ayında Kutlu Doğum Haftası kutlanır, Müslüman kardeşlerimizle de o bayramları birlikte kutlarız. Bugüne kadar yaşam tarzımız olarak, sorunsuz, iç içe bir yaşam tarzımız vardır.

İş yerlerimizde komşuluklarımızda hep iç içeyiz. İbadet yerlerimiz ayrı ayrı olabilir, ama havradan kiliseden camiden dışarı çıktığımızda birbirimizden hiçbir farkımız yoktur. Bu olayı ( mezarlığın tahrip edilmesi) yapan kişiler, nasıl adlandıracağımı da tam bilemiyorum, kendini bilmez, insanlıktan nasibini almamış kişilerdir. Bu ilk değil, daha önce de oldu.

IMG_7120

BU İLK SALDIRI DEĞİL

Daha önce ne zaman olmuştu?

Bundan 6- 7 ay ve 2 sene önce de olmuştu. O zaman biz tahrip edilen mezar taşlarımızı onardık, ama bu sonuncusu artık bardağı taşıran son damla oldu

Bu seferki hasar daha mı büyük?

Evet, beş, altı adet mezar taşı, bunlar mermer elle kırılacak şey değil,  kasıtlı  gibi. Ben Türkiye’de yaşayan bir Türk vatandaşıyım, bu toprakları ben kendime vatan olarak seçmişim. Eğer ki ben dinimden dolayı bu şeylere maruz kalıyorsam, bunu maalesef üzüntü ile karşılıyorum. Bizler, yani dünyadaki Yahudiler tek tanrıya inanan ve Allah’a dua eden insanlarız. Yahudilik ilk semavi dindir, bunun garipsenmesi ya da bazı kesimler tarafından dışlanma gibi bir şeye maruz kalmamamız lazım. Çünkü biz kendimizi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak görüyoruz, burada yaşamaktan da mutluyuz. Ben 1941 doğumluyum, 75 yaşındayım, bugüne kadar huzur içinde yaşadım burada. Ama bu olay sadece beni değil bütün cemaat üyelerimizi üzdü ve rahatsız etti. Olmamasını temenni ederdik.

IMG_7114

Hatay’daki Yahudi Cemaati kaç kişidir?

1942’de husule gelen Varlık Vergisi olayı var, o zamanlar hali vakti düzgün olan kişiler, Amerika ve Avrupa’ya Hatay’dan göç ettiler. 1950 öncesi de İsrail devletinin kuruluşundan sonra durumları iyi olmayan esnaf kişiler İsrail’e göç etti. 1980 öncesi sağ sol hareketlerinden dolayı tedirgin olan bazı cemaat üyelerimiz de yine aynı şekilde hem yurt içine hem yurt dışına göç etti. Gençlerimiz başka bir mezhep veya dinden kişilerle izdivaç yapmadıkları için İstanbul’a gittiler, orada okudular ve orada kaldılar, haliyle zamanla ailelerini de yanlarına aldılar ve git gide azalan bir cemaat haline geldik.

İSTANBUL’DA 270, HATAY’DA 17 KİŞİ KALDIK

Bugün İstanbul’da,  aldığım duyuma göre, öyle sayım yapmışlar, Antakya’da doğup İstanbul’a yerleşen 270 kişilik bir cemaatimiz var. Maalesef burada şimdi 8 aile gibi bir cemaat üyemiz var. Evli olmayan bir kişi var, yani cemaatimiz 17 kişidir. Buna rağmen yine de dini vecibelerimizi ve kendi değerlerimizi korumak için, elimizden gelen her türlü gayreti gösteriyor ve bayramlarımızı kutlamak için sinagogumuzu açıyoruz. Sağ olsunlar, İstanbul cemaat üyeleri bizleri hiçbir zaman din adamsız bırakmıyorlar. Daha önceden her hafta Şabat’ı (Yahudiler için kutsal olan Cumartesi günü HÇ) kutlamak için Cuma günü bir hazan (duayı yöneten kişi HÇ)  gönderirler, bizimle Şabat duasını yapıp bilahare İstanbul’a geri dönüyordu.  Şimdilerde gelmez oldu, ama bayramlarda mesela geçen Pesah bayramımızda İstanbul’dan bir yahit ( Sinagog müdavimi HÇ) geldi ve Pesah bayramımızı kutladık, dini vecibelerimizi yerine getirmek için böyle sonuna kadar gayret edeceğiz.

IMG_7109

Şimdi ben müsaadenizle kendi kişisel bir deneyimimi aktarayım, Bundan 5 sene önce bir ziyaret için Hatay’da bulunduğumda oğlumla bir parkta oynuyorduk. Oğlum parkta kendisinden biraz büyük bir çocukla arkadaş oldu. Bu çocuk oğlumun adını sorduğunda Daniel dedik. Aldığımız cevap şu oldu: “Aaa ne güzel, benim Daniel adında bir başka arkadaşım daha var!” Bu biz İstanbul Yahudilerin adlarını söylediklerinde almaya pek alışık olmadıkları bir cevaptı. Aradan geçen zaman içinde Hatay’da bir takım değişiklikler oldu. Öncelikle şehrin hemen güneyinde sürüp gitmekte olan bir savaş var…

Evet ama Hatay’da bir savaş yaşanmıyor. Hatay’da herhangi bir şey yok.

Bu savaşın Hatay’a olumsuz etkileri oldu mu?

Olumsuz etkileri tamamen ekonomik yönde oldu. Sınır ticareti vardı, ticaret erbapları oradan buraya buradan oraya gidip geliyorlardı, onlar ortadan kalkınca tabii bir mağduriyet oldu. Suriye üzerinden Arap ülkelerine doğru bir ticaret vardı o bitti.

HÖŞGÖRÜ DEĞİL, TOPLUMSAL BARIŞ VAR

Ben buradan başka bir şey sormak istiyorum. Mezarlığa yapılan bu saldırının gelmekte olduğunu sizi gözlemleyebiliyor muydunuz antisemitizm açısından bir artış gözlemliyor muydunuz öncesinde?

Hayır, öyle bir şey yoktu. Ben size bir örnek vereceğim size, mesela Ortodoks kilisesinin iki pederi var,  yakın dostlarımdır, cemaat başkanları var yakın dostlarımdır. Eğer bir süre onlara uğramazsam bana telefon ederler, “Özledik, gel bir kahvemizi iç!” derler, aynı şekilde Sünni kardeşlerimizle, İl Müftümüzle telefonlaşırız bir yerde oturup sohbet ederiz, yani böyle bir karşılıklı toplumsal barışın, (hoş görü kelimesini pek tasvip etmiyorum) varlığından bahsedebiliriz Antakya’da.

Peki o zaman nasıl oldu bu? Demografi mi değişti?

Dünyanın her tarafında olabilir. Mezarlıklarda tinercisi var esrar çekenler var, kendini bilmez insanlıktan nasibini almamış kişilerin yaptığı bir şey bu.

IMG_7118

BELEDİYE BAŞKANIMIZLA GEÇMİŞE DAYALI BİR SAMİMİYETİMİZ VAR, HATAY VALISI YARIM SAAT GEÇMEDEN YANIMIZDAYDI. 

Basına yansıyan haberlerde şöyle bir detay var, Büyükşehir Belediye Başkanı Doç.Dr. Lütfü Savaş’a sitemkâr bir mesaj gönderdiğinizi söylüyorsunuz. Konu neydi acaba?

Mezarlığa saldırıyı ilk haber aldığımda ben şehir dışındaydım, cemaat üyelerimiz konuyu bana intikal ettirdiklerinde, tabii ben rahatsız oldum. Rahatsız olunca, haliyle Büyükşehir Belediye Başkanını aradım, kendisiyle geçmişe dayalı bir samimiyetimiz vardır. Büyükşehir Belediye Başkanımız Doç. Dr. Lütfü Savaş, istediğimiz her konuyu yerine getiren bir kişidir. Daha önceki saldırı zamanında da gidip görüşmüştüm, mezarlığımızın duvarlarını yükseltti, üzerine çit çektirdi, kapıyı yaptırmıştı. Son olaydan ötürü üzüntü duyduğumu ve bunun bir hal çaresine bakılması için gereğinin yapılmasını rica ettim. Kendisi de bana aynen şunları söyledi : “Şaul Ağbi, ben de üzüldüm, gereği neyse yapılacak, maalesef memleketimizde ruhen hasta kişiler var” Ardından benim babalar günümü kutladı. Aramızda karşılıklı bir zıtlaşma olmadı. Bir gün sonra sayın valimiz ile telefonla konuştum, durumu kendisine ilettim. Aradan bir yarım saat geçtikten sonra Vali Muavini telefon etti, mezarlığa keşfe gideceklerini söyledi,  beraber gittik. Oradaki olayı yerinde tespit ettik.

Hemen yarım saat içinde aksiyon aldılar yani,  keşfe gidiyoruz dediler öyle mi?

Evet beraber gittik, Vali beyin talimatı ile ne gerekiyorsa, ne istiyorsanız hangi konuda hizmet istiyorsanız varız dediler.

O günden bu güne yapılan bir şey var mı peki?

Hemen belediye temizliğe başladı, mezarlığımız iki dönümlük yerdir, otlar yükselmiş onların temizliği, kırılan çeşmenin onarımı yapıldı. Aşağı tarafta açık bir kapı var oradan giriyorlar, o kapı kaynak yapılıyor ama sık sık kırılıyor, çaresi buraya duvar çekmek denildi ve duvar çekildi Mevcut ana kapımızın sık sık kilitleri kırılıyor, oraya raylı bir kapı yapılması düşünülüyor, ayrıca bir mobese kamera koymayı düşünüyorlar. Yani böyle bir hizmeti bize getirecekler.

Bunların hepsini Valilik mi yapıyor?

Valilik ve Büyükşehir Belediyesi birlikte yapıyorlar.

Gidişatı nasıl görüyorsunuz, nereye gider bu iş? Bu son saldırı bir kırılma noktası mıydı yoksa gelip geçici bir durum mudur?

Gelip geçici olduğunu düşünüyorum. İnşallah tekrarı olmaz, tekrarı olmadığı gibi de ülkemizde var olan terör olaylarının bir an önce bitmesi ve huzura kavuşmamız için biz her zaman duacıyız. Yani bu ülkede yaşadığımıza göre bu gemide hayatımızı idame ettirdiğimiz müddetçe memlekette huzurun ve sevginin kardeşliğin idamesi için her zaman Allah’a dua eden toplumuz.

IMG_7115

SADECE BİZE DEĞİL, BÜTÜN TOPLUMA HAKARET EDEN O KİŞİNİN ÖZÜRÜNÜ KABUL ETMEDİM. GÖNÜL İSTERDİ Kİ BU KİŞİYE GEREKEN CEVAP O SALONDA VERİLSEYDİ AMA OLMADI, SAĞLIK OLSUN

Sayın Başkanım, son sorum şu olacak. Yine basına yansıyan haberlerde okuduğumuz kadarı ile katıldığınız bir toplantıda ayrımcılık içeren bir söylem ile karşılaşmış ve buna tepki göstermişsiniz bu olay tam olarak neydi?

Vakıflar haftası münasebetiyle,  biz de vakfa bağlı olduğumuz için her sene yapılan toplantıya katılırız.  Bazen Vali bey katılır bazen muavini gelir, bu sene Vali Muavini vardı. Tabii salon doluydu, bizler vardık Ermeniler vardı Ortodokslar vardı. Bölge Müdürü konuşmasını yaptı. Sonra kimliği belli olmayan İstanbul’da bir belediyede çalışan yazar mı gazeteci mi ne olduğunu bilemediğimiz birisi bir konuşma yapmaya başladı. Konuşma esnasında konuyu şuraya getirdi: “Bir mahalleden kuşlar ve güvercinler kaçmazsa o mahalle Müslüman mahallesidir, eğer ki bir mahalleden kuşlar ve güvercinler kaçarsa orası gayrimüslim mahallesidir…” dedi. Ben ayağa kalkarak kendisine soru yönelttim. Kardeşim bu söylediğinin kaynağını izah edebilir misin? Ben Antakya Musevi Cemaati Vakfı başkanıyım, İsmim Şaul Cenudi, yanımda oturan arkadaşım,  İskenderun Ermeni Vakfı başkanı, Garbis bey…”  adam şok oldu tabii, özür diledi. “Yok” dedim, “Özrünüzü kabul etmiyorum çünkü özrünüz kabahatinizden büyük” dedim. “Siz bütün topluma hakaret ettiniz Alevisi, Sünnisi Hıristiyanı Yahudisi Ermenisi hepsinedir bu  hakaretiniz;  bizler burada  asırlardır bir arada aynı mahallede yaşayan bir toplumuz.” dedim ve toplantıyı bırakıp gittim.

IMG_7121

O kişinin kim olduğunu biliyor musunuz peki?

O kişinin adı var bende telefonu da var ama hiç girmeyelim o konuya. Öyle kapandı gitti. İkinci gün Hatay Vakıflar Bölge Müdürümüz telefon etti, üzüntülerini bildirdi. O Kişiyi yanına çağırdığını gereksiz konuştuğunu hoş olmayan bir söylemde bulunduğunu kendisine söylediğini belirtti. Gönül isterdi ki ben müdahil olmayayım, Vali Vekili ile Vakıflar Bölge Müdürü, o adama yanlışlığını o salonda söyleyip gerekeni yapmaları lazımdı ama olmadı,  sağlık olsun, böyle geçiştirdik.

Sayın başkanım, tekrar geçmiş olsun, ayırdığınız vakit için tekrar teşekkür ederim.

Bunları da beğenebilirsiniz...