Sami anlatıyor: “Sinagog benim için bombayı ifade ediyor!”

Fotoğraf: nevesalom.org

Fotoğraf: nevesalom.org

26 yaşındaki Sami ile görüşmemizi 2016 Mayıs’ında gerçekleştirdim. İstanbullu bir ailenin çocuğu olan Sami tüm yaşantısını burada geçirmiş. İstanbul’un en iyi üniversitelerinden birinin Mühendislik Fakültesi’nden mezun olduktan sonra arkadaşlarıyla paylaştığı evinde, ailesinden bağımsız kendi hayatını kurmuş. O, bir çok kimlik özelliğini yaşantısında barındırmasına rağmen kendini hiç biri ile tanımlamamayı seçiyor ve diyor ki “kendimi özellikle Yahudi ya da Türkiyeli olarak tanımlamıyorum. Eşcinselim ama eşcinsel olarak da tanımlamıyorum.”

Kendini hiçbir kimlikle özdeşleştiremeyen Sami, 2003 yılında Bar mitzvah töreninin gerçekleştiği sırada yaşanan saldırıları ile kendi deyimi ile bir uyanış yaşar. Bu saldırıda bazı akrabaları hayatını kaybetmiştir. Yaşadığı bu olayı kendisi için bir “uyanış” olarak kabul eden ve “kimliklenme” sürecinin bu “uyanış” sayesinde başladığını düşünen Sami’ye göre sınır, sınıf, dil, köken, etnisite gibi kavramların hiçbiri yok. Burada, yani Türkiye’de yaşadığı sürece vatandaşlık bağlamında resmi olarak Türkiyeli olduğunu söyleyen Sami için bu aidiyetlerin de bir anlamı yok aslında.

O, Yahudilerin tarihleri boyunca baskılara ve haksızlıklara uğramış olmalarından dolayı kendi içlerine kapanmalarını doğal bir sonuç olarak görürken ona göre yaygın antisemitizmin mağduru olmamak için de kimliğin tanıtılması gerekiyor. Yakın zaman önce Edirne’deki Sinagogun tekrar açılması gibi girişimleri destekliyor. Ancak yine de, Yahudilerin çoğunun hala içinde bulundukları geniş topluma güvenemediklerini düşünüyor.

Şimdi sözü kendisine verelim…

 

Yahudileri toplum içerisinde nerede görüyorsunuz? Sizce Yahudilerin toplumu oluşturan diğer unsurlardan farkı var mıdır? Varsa nedir, nelerdir?

Yahudileri, kimliklerini korumaya ve nesiller boyunca aktarmaya çalışan ve diğer azınlık gruplarına göre daha “muhafazakâr” bir azınlık grubu olarak görüyorum. Çünkü Türkiye’deki diğer azınlık grupları gibi tarihleri boyunca sürgüne, şiddete, katliamlara maruz kalmalarından ötürü komün [topluluk, cemaat] içinde kalmaya çalıştıklarını ve daha üstü örtülü bir şekilde örgütlendiklerini söyleyebilirim.

Örneğin 30 yıl önce Neve Şalom Sinagog saldırısı var. Silahla içeri girilip insanlar tarandı. Çok az kişi kurtuldu. 2003 yılında Şişli’deki Sinagoga ve Neve Şalom’a bombalı saldırı oldu. Onun dışında, bir doktor, zilin üstünde isminin Yahudi ismi olmasından dolayı içeri girilerek öldürüldü.

Bir de üstelik, Türkiye’deki Yahudiler Holokost’u yaşamasalar da bu durum, onlar üzerinde de büyük bir travma yaratmıştır. Ama buna rağmen diğer azınlık gruplarıyla daha az empati kurmaya çalıştıklarını, daha az hareket ettiklerini ve bir şekilde diğer gruplara göre hükümete daha yakın bir konumda durduklarını düşünüyorum.

Günümüzde İsrail ile Filistin arasındaki ilişkiler gerginleştiği zaman burada İsrail karşıtı yürüyüşler oluyor ve direkt antisemitizme gidiyor bu eylemler.

 

Bu sizi korkutuyor mu?

Yok, beni korkutmuyor. Yahudiler diğer bazı azınlık grupları gibi değil, mesela Ermeniler işte Hrant Dink olayı ile beraber kendi hareketlerini daha kamusallaştırdılar ve daha göz önüne çıktılar. “Hepimiz Ermeniyiz” gibi bir sloganla ortaya çıkıldı. Cüretkâr aslında buradaki topluma bakınca ki Başbakan “ne demek hepimiz Ermeniyiz” falan demişti. Kürtler, bütün tarihlerinde, işte Dersim’den tut da daha yakın zamanda Cizre’de, Sur’da katliamlar yaşamalarına rağmen hala bir şekilde HDP aracılığıyla aktif siyasete devam etmeye çalışıyorlar ve söylemlerini her yere yaymaya çalışıyorlar.

Ama Rumlar da daha sakin bir azınlık mesela. Çok kalmamış Rum zaten. Ya da Süryaniler mesela daha kapalı bir grup. Arap Hristiyanları… Onlar da kendi aralarında takılıyor. Hiçbir politik söylemlerini duymadım.

Bu, Yahudilerde artık ne biliyim belki, herhalde asırlardır genetik olarak aktırılmış  bir şeydir yani. Hiç ön planda olmayan bir gruba bu kadar nefret şeyi varsa ben de biraz haklı buluyorum onların kendi içlerinde örgütlenmelerini, sosyalleşmelerini ve politik olarak öyle çok fazla önde olmak istememelerini. Çünkü çok büyük bir korku olayı var.

Yahudiler daha uyumlu takılmaya çalışsa da hani göze batmamaya çalışsa da, son zamanlar da halka açık etkinlik yapmaya da çalışıyorlar. Edirne sinagogu tekrar açıldı mesela. Çok güzel bir şey. Ama işte bir yandan da Edirne sinagogundaki düğün periskoptan canlı yayınlanırken “amk Yahudilerin… En büyük hayalim bir Yahudi öldürmek” gibi paylaşımlarda insanlar çok rahat bulunabiliyor. Ve bunla elbette Yahudilerin moralini bozuyor.

İşte bir yandan da Yahudi Kültür günü falan düzenleniyor böyle açık etkinlik olarak. Mesela burada Beşiktaş Belediyesi Pesah Bayramını kutladı, işte Ortaköy sahilinde Hanuka Bayramında mum yakıldı. Yahudi dinini tanıtmaya, korkulacak bir durumun olmadığını göstermeye çalışıyorlar. Hali hazırda toplumda çok büyük antisemitizm var çünkü. Belki bunu kendini tanıtarak bu şekilde yok etmeye çalışıyor ileri gelenler.

 

Son yıllarda diğer gruplardan bir etkilenme var gibi dışa açılma konusunda? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yani var ama çok az işte bence. 17 bin 20 bin kişi miyiz neyiz. Yani çoğunluk korku içinde hala. Hep bir sürülme, mallarının ellerinden alınması vs. yaşamışlar. Yahudilerin içinde yaşadıkları geniş topluma güven sorunu var bence.

Bir Edirne sinagogun tekrardan açılması bile ne kadar uzun sürdü. Bugün günümüzde bir caminin yapılması çok kolay mesela, her yer cami… Bir sinagogun, patlamış bir sinagogun ya da zarar görmüş bir sinagogun onarımı, onun tekrar restore edilip tekrar açılması bile bir sürü izine, bir sürü kanuna takılıyor.

 

Sizce günümüz Yahudi kimliği neye/nelere dayanmaktadır? (Örneğin dilin, dinin, kültürün önemi nedir?) Sizce bu kimlik modernleşme sürecinde değişmiş midir? Değiştiğini düşünüyorsanız bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz? Sizin Yahudi kimliğiniz neye, nelere dayanmaktadır?

Yahudi kimliğinin bir “kültüre” dayandığını ve de bu “kültürün”, dini ve dili kapsadığını düşünüyorum. Bu bağlamda kurulmuş olan Yahudi derneklerinin, yani Yahudilerin küçükken sosyalizasyonlarını geçirdiği bu ortamların bu kültürü korumak ve aktarmak için olduğunu düşünüyorum. Küçükken yaşlara göre ayrılıp, diğer Yahudi arkadaşlarımızın evlerinde yaşça daha büyük ve Yahudi kültürüne hâkim biri tarafından bilgilendirilirdik.

Modernleşme sürecinde Yahudilerin yaşadıkları azınlık karşıtı olaylar ve Holokost sonrası tutumlarını değiştirip çok göz önünde bulunmama, kabuğa kapanma gibi bir tavır aldıklarını düşünüyorum. Benzer deneyimlerden korktukları için… Örneğin çok yakın zamanlarda bile, 15 Kasım 2003’de ve ondan 20 yıl önce aynı sinagogda bir saldırı olmuştu.

Bu yüzden zaman içinde Ladino’yu daha az konuşmaya, çocuklarını Türk okullarına göndermeye, çocuklarının isimlerini Türkçe vermeye başladılar. Yani bir asimilasyon yaşadıklarını düşünüyorum. Bunun da bugün Yahudi cemaatinin Kemalist ve Türk milliyetçisi tavrından anlaşılabileceğini düşünüyorum.

Bu durum, bir kabul edilme isteği/arzusu mu yoksa gerçekten artık milliyetçilik, özellikle muhafazakar tabana karşı tepki olarak, zaman içinde bu kadar içimize girip kimliğimizle bütünleşmeye mi başladı bunun üzerinde düşünüyorum.

Benim Yahudi kimliğim neye dayanıyor sorusu ise şöyle; benim için sınır yok, sınıf yok, dil yok, köken yok, etnisite yok, hiçbir şey yok. Sadece burada durduğum sürece resmi olarak Türkiyeliyim, bir vatandaşım. Sınır, dil, din, bilmem ne… Bence bunlar üstümüze taktığımız etiketler. O yüzden ben kendimi özellikle Yahudi, ya da Türkiyeli olarak tanımlamıyorum. Eşcinselim ama eşcinsel olarak da tanımlamıyorum.

Bu etiketlerin olmadığı bir dünyada yaşasaydık benim Yahudi olduğumun ya da Türkiyeli olduğumun hiçbir zaman bir önemi olmayacaktı. O zaman, diğer insanlardan ayrıştığım bir durum olmadığından “Müslüman” diye bir şey tanımlanmadığı için “Yahudi” diye bir şey de tanımlanmak zorunda kalmayacaktı ya da “dini” diye bir şey tanımlanmadığı için “dinsiz” de…

Bence herkes kendini nasıl tanımlamak istiyorsa bireysel düzeyde tanımlasın en azından, topluluk düzeyinde tanımlanmanın anlamını anlamıyorum. Herkesi tek tipleştirmeye, herkesi tek bir gruba indirgemeye çalışıyorlar ama “Yahudiler” deyince içinde milyonlarca farklı özellikleri olan insan var.

Ben vejetaryenim, vejetaryen olarak da tanımlamıyorum kendimi. Yani bunları sadece söyleme isteği, varoluşu kanıtlama isteği gibi bir şey. Mesela bu coğrafyada eşcinsellik politikası yapılması lazım ki eşcinsel kimliği diğer grupların onları reddetmesine rağmen var olabilsin ve toplum içinde gündelik pratikte kelime dağarcığına sıradan bir sözcük olarak girebilsin. Ve sıradanlaşsın… Belirtilmeye gerek duyulmasın. Ben direkt kimliklere “aman” diyorum ne kimliği ayol kimlikle mi doğduk, çırılçıplak anamızın karnından doğduk, kimlik falan yok ama bize hepsi dayatılıyor.

Bebekken her şeyle daha iyi iletişim kurarsın. Ne bir dilin olur düzgün ne yürüyebilirsin ne bedenini tanıyorsundur. Ama deli gibi her şeyle iletişim kurarsın, köpeklerle, kedilerle, başka yerlerden insanlarla, ne biliyim… Yunanlı küçücük bir çocukla… Ama bebek için Yunanlı diye bir şey yoktur. Deli gibi iletişim kurarlar ve kimliklerini var etme savaşı gibi bir şey de olmaz. Kendi oldukları haliyle birbirlerini kabul etmiş olurlar.

İnsanların hep kendilerini tanımlamasını, bu güç savaşının bir yeniden üretimi olarak görüyorum. Onun sürekliliğinin sağlanmaması için ben tanımlamıyorum kendimi.

 

Sizce Yahudiler arasında, Yahudi kimliğine bakış konusunda, kuşaklar arasında farklar var mıdır? Varsa bu farklılıklar nedir? Nedenleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Geçmişte daha kapalı bir toplum olduklarını günümüzde ise bunun değişmeye başladığını ve cemaatin daha ulaşılabilir bir konuma getirilmeye çalışıldığını düşünüyorum.

Yani daha önceki kuşağın biraz korku şeyi daha yüksekti. Bu insanlar 2. Dünya Savaşı’na yakın bir dönemde doğmuşlar, burada Varlık Vergisini görmüşler, işte Yahudilerin ellerinden mallarının alındığını görmüşler… O yüzden biraz daha korku içindeler, güven duyguları içinde bulundukları geniş topluma daha az, çok doğal bu da…

Ama yeni jenerasyonun da daha Musevi sosyalleşme mekânları sınırlı. İnsanlar artık daha fazla çevresiyle yani diğer Müslüman ya da azınlık gruplarıyla görüşme ve sosyalleşmeye başlıyorlar. Mesela “eşcinsel” kelimesi bir tabuydu Yahudi toplumunda eskiden. Ama bizim jenerasyonumuzla birlikte daha duyulabilen ve laf arasında geçebilen bir sözcük haline geldi. Yahudilerin o kapalılıktan biraz daha uzaklaştığını ve diğer grupları biraz olsun takip etmeye başladıklarını görebiliyoruz.

Örneğin kültürü tanıtmak için çabalıyorlar biraz. Mesela geçen günkü Edirne Sinagogundaki Yahudi düğününü göstermek için periskopla canlı yayın yaptılar. Bunların hepsi aslında Yahudi kavramını toplum içinde yeniden şekillendirmeye çalışma, o bilinmeyen, “kötü Yahudi” algısını kırmaya çalışma, gerçekleri göstermeye çalışma… Bu kültürün de aslında bu toprakların bir zenginliği olduğunu ve bu zenginlik ile beraber Türkiye’nin daha güçlü, daha liberal, daha laik bir topluma doğru gidebileceğini göstermeye çalışma…

 

Yahudi kimliğinizden ötürü hiç dışlandığınızı düşündünüz mü, kurum ya da kişilerden baskı gördünüz mü? Bu konularda sizden önceki kuşaklardan daha şanslı mı/daha şanssız mı olduğunuzu düşünüyorsunuz? Yoksa zamanla değişen bir şey olmadığını mı düşünüyorsunuz?

13 yaşımda bar mitzvamda bombalı saldırı olmuştu, bu direkt taşıdığım Yahudi kimliğiyle ilgiliydi. Okul zamanlarında azınlık olma hissinden dolayı dışlanma hissi yaşadım aslında.

Kolejdeyiz, din dersi vardı. 1., 2. sınıftasın ve diyorlar ‘Müslüman mısın?’. O zamana dek ben herkesi Yahudi sanıyordum. Bilmiyordum ki. Küçüktüm. Ben de aileme sordum sonra ve “Yahudisin” dediler. Din dersine girmemeye başladım, din dersinde ne konuşuluyor ne yapılıyor bilmiyordum. Ben muaftım yani. Benimle beraber Ermeni ve Rum çocuklar da muaftı. Orada içeride ne konuştuklarını katiyen bilmiyoruz ama diğer derslerde “sizi kaynatmışlar sabun yapmışlar” falan derlerdi diğer çocuklar.

Ben o zaman 2. Dünya Savaşı’nı falan bilmezdim elbette. Soykırıma da daha hâkim değildim, garip gelirdi yani niye öyle bir şey diyorlar diye. Çocuklar acımasız olur zaten ama acımasızlığa iten birileri var ki ortada onlar da oluyorlar. Yoksa o yaştaki bir çocuk nereden bilecek soykırımı da 2. Dünya Savaşı’nı da… Anca çok çok entelektüel olması lazım. Belki şu anki çocuklar biliyordur. Bilgi onlar için daha erişilebilir ama ben küçükken internet daha yeni yeni gelmişti yani imkânı yok bir çocuğun ansiklopedide o bilgilere ulaşması. Ansiklopediyi açsa bile öyle bir bilgiye ulaşabileceğini de pek sanmıyorum.

“Sabun yapıldı” falan bunlar birileri tarafından söylenmiş şeyler. Medyadan görüyoruz bugün hala bu tarz şeyler oluyor. Bu yüzden din dersine neler yapılır bilmiyorum.

İsmim Salomon değil mesela, dedemin adı Salomon. Beni Sami yapmışlar yani asimile etmişler. Okulda ilgi çekmesin daha az hedef gösterilsin diye.

 

Peki, Yahudi eşcinsel olmak nasıl bir şey? Çifte dışlanma yaşadığınızı düşündünüz mü hiç? Cemaat içerisinde bir dışlanma yaşadınız mı?

Beni kimse dışlayamaz abi… Sen kendini bir grupla bağdaştırırsan ve onlarla olmak için çaba gösteriyorsan ve onlar da bunu reddetmeye çalışıyorsa o zaman dışlanırsın. Ben kendimi olduğum haliyle kabul etmişim, kendi hayatımı istediğim gibi yaşıyorum. Cemaat içinde de cemaat dışında da kendi hayatını istediği gibi yaşayamamış biri beni görüp “bu çocuk da ne kadar rahat yaşıyor” deyip bana nefret söylemi üretebilir.

Belki kendi yaşayamadığı, baskıladığı bir şeyden dolayı “aman bu bizi nasıl temsil edecek” der. Ben zaten dedim daha önce, ben hiçbir kimlikle kendimi tanımlamıyorum. Onlar beni kendi toplulukları altına alıp Yahudiliği yanlış temsil ettiğimi düşünüyorsa, o onların kendi aşmaları gereken bir sorun. Ben kendimi bugüne kadarki dünyayı algılayış biçimimle ve yaşadığım bütün kültürel birikimimle zaten bir yere kadar getirmişim.

Ben kimseden sorumlu değilim, kimse de benden sorumlu değil. Cehaletle bilgi arasındaki o koca spektrumun içinde kendilerini nasıl tanımlamak istiyorlarsa artık…

Yani direkt bana kimse bir şey demedi ama kimsenin de benim kendi kendime yarattığım konumuma rahatça bir şey diyebileceğini zannetmiyorum. Derse de benim zaten çok umursayacağım bir şey değil. Yani birileri bana böyle gelip bir şeyler demeyi düşünürse, bir zaman gelirler görürler ki bu çocuk da kendi istediği gibi mutlu mutlu yaşıyor.

 

Yahudi kimliğinin yaşanması ve aktarılması konularında eksiklikler/sorunlar var mıdır? Var olduğunu düşünüyorsanız bu sorunları kimler ve nasıl çözebilir?

Yahudi toplumu, diğer azınlık gruplarıyla daha aktif bir şekilde görüşüp onlarla deneyim aktarımları yapmalı. İzlenilen yollar, yaşadıkları problemler, benzerlikler, farklılıklar gibi adımlar atmaları gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Ermenilerin de geçirdikleri soykırımdan ve benzeri azınlık karşıtı olaylardan dolayı Yahudi cemaatinin Ermenilerle daha kolay empati kurabileceğini ve diğer azınlık gruplara destek çıkabileceğini düşünüyorum.

Ben küçükken cemaatteydim, sinagogda eğitim aldım. Küçük çocuklara İbranice eğitim, Yahudi kültürünü öğretme vardı ama sonra bıraktım, uzaklaştım. Ben hiçbir konuda fanatik olmak istemedim hayatım boyunca. Zaman içinde uzaklaştım bunlardan. Ben kendi alacağımı aldım sonra uzaklaştım.

 

Ladino dilini konuşuyor musunuz? Yahudi edebiyatından eserler okuyor musunuz? Yahudi tarihi ve dünyadaki Yahudi toplulukları hakkında okuyor/film, belgesel izliyor musunuz? Türkçe, İngilizce, Fransızca vs. dillerde yazan Yahudi yazarları takip ediyor musunuz? Yahudi müziği dinliyor musunuz (kimler, türler)?

Ladino konuşmuyorum, Ladino birkaç kelime biliyorum. Annem babam Ladino biliyor, ananem dedem daha iyi Ladino biliyor. İspanya’ya gidince gayet rahat iletişim kurabilecek düzeyde Ladino biliyorlar. Bize öğretmemişler, çok konuşmamışlar. Daha önce dediğim gibi Türkleştirme isimlerde olduğu gibi dilde de olmuş. Eski toprak Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin, özellikle 2 jenerasyon yukarda olanların aksanlarının olduğunu görürsün. Direkt konuşmalarında azınlık oldukları beyan edilmiş olur. İşte bu bizde olsun istememişler. Bu da Ladino’nun konuşulmasının azalmasına neden olmuş.

Ladino müzik dinliyorum. Ama ben tüm dünya müziklerini dinliyorum onu dinlediğim gibi. Burada babamdan kalmış Ladino plaklar da var. Kulağıma hoş geliyor, keza İspanyolca da hoş geliyor, İtalyanca da, Fransızca da, İngilizce de…

Okuduğum yazarlar arasından Judith Butler’in Yahudi olduğunu biliyorum. Diğerlerinin dinlerini bilmiyorum.

 

Yahudi kurumlarının kültürel faaliyetlerine katılıyor musunuz? Sizce bu faaliyetler gençlere hitap ediyor mu? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Çok küçükken katılırdım. Genelde her yaş grubuna ayrı şekilde hitap edilmeye çalışılırdı. Bu etkinlikler çok yönlüydü, güvenlikten müzisyenliğe, organizasyondan tiyatro ve dansa kadar birçok bölüme ayrılıyordu. Şu anki durum hakkında bilgim yok.

 

Yahudi eğitim kurumlarında eğitim gördünüz mü? (Bunlardan birinde öğrenim görmemiş olsanız bile) bu kurumların Yahudiler arasındaki ilişki ve Yahudi kimliğinin aktarılmasında oynadığı rol hakkında ne düşünüyorsanız?

Hayır, hiç Yahudi okuluna gitmedim. Ne kadar bir toplum kendini kapalı bir yerde yetiştirirse ve içinde bulunduğu geniş toplumdan kendini ayrıştırıp ondan kendini farklı bir konuma atfederse, onlarla sosyalleşmesi gerektiği zaman iletişimde bazı sorunlar yaşanabilir.

Ama bu insanın kendini geliştirmesiyle, kendini cehalet ile bilgi arasındaki spektrum içinde kendini nasıl konumlandırmaya çalışması ile bence çok ilintili. Ben kendimden örnek veriyim; ben ne kadar kapalı bir toplumda yetişsem de, ki yazın Yahudiler ile sosyalleşirim, benim küçükken Yahudi arkadaşlarım oldu ama hiçbir zaman başka topluluklarla iletişim kurmakta zorluk çekmedim.

 

Sizin için “sinagog” neyi temsil ediyor? Sizce Yahudi dini kurumlarının ve faaliyetlerinin Türkiye’de Yahudi kimliğinin yaşatılmasındaki rolü nedir?

Bu konuda çok bir şey diyemeyeceğim. Şöyle söyleyeyim; “sinagog” benim için sadece “bomba”yı ifade ediyor. Sinagog içerisinde 13 yaşımda bombalı saldırıya uğradığım için böyle düşünüyorum. Benim 13 yaş törenimdi yani bar mitzvam. O yüzden 2003’den beri benim için “sinagog” “bomba”yla özdeşleşmiş durumda.

 

Peki, saldırı olduktan sonra ne yaptınız?

İçerdeydik. Zaten daha önce Neve Şalom’un içine Güneşin Kurtuluşu Örgütü silahla girip bazı insanları taradığı için (1986 Saldırısından bahsediyor) Yahudi kurumlarında ve sinagoglarında güvenlik çok yüksek. Girerken bile bir sürü kapıdan geçiyorsun. O günkü bombalı saldırıda da içeride camlar kırıldı, duvarlar çatladı ama sanki iki kilometre uzakta bomba patlamış gibi bir efekt oldu biz içerdeyken. Çünkü Neve Şalom, 1986’dan sonra çok güçlendirilmişti.

 

O esnada ne hissettiniz?

Biz ilk anlamlandıramadık. Zaten kim bombalı saldırıya uğramış ki… Ben Doğu’da yaşamamışım, Diyarbakır’da doğmamışım, Cizre’de doğmamışım… Benim hayatımda bomba gündelik bir pratik değildi, benim ilk defa deneyim ettiğim bir şeydi. O anda ne hissettim bilmiyorum aslında, çok küçüktüm yani… Zaten içeride kargaşa yaşanmadı. İlk anda jeneratör patlamış dediler, daha sonra yavaşça dışarı çıktık.

 

Hayatını kaybedenler dışarıdaydı…

Evet, dışarıdaydı, benim annemin kuzeni tam girişteymiş, o vefat etti. Çıkışta olayın şoku ile yerdeki ölü bedenlere bakıyordum… Hiç ölü de görmemiştim hayatımda. Tanıdık biri var mı diye bakıyordum. Sonuçta benim 13 yaş törenim olduğu için bizim akrabalarımız ya da arkadaşlarımız o sırada içeriye girmeye çalışıyorlardı. Onlara bakmıştım, o anın şokuyla insan ne yapacağını bilemez o yüzden öyle bir harekette bulundum. Her şey aklımda mı evet aklımda… Oradaki yüzler de aklımda, o sahne de aklımda. İşte, kafamda sinagogla öyle bir bağdaştırma kaldı. Çok korkunç bir olaydı.

Bugün elbette bir sinagoga rahatlıkla girebilirim yani o konuyu kafamda kapattım. Ama Sinagogu bomba ile bağdaşlaştırmaktan hala kendimi alıkoyamıyorum. Bence böyle de kalsın… Bazı şeylerin unutulmaması lazım. O olay benim uyanışımdı.

 

Tören iptal oldu ve…

Bitti, yani o sırada boşaltıldı içerisi sonra bir daha yapmadık. Öyle bir şeyin devamını yapmak da istemedim. Sadece hiçbir şey tesadüf değildir, ben ona inanıyorum. O gün oradaki insanların bir şeyi deneyim etmesi gerekiyormuş demek ki… Belki ben şu an olduğum konumuma gelebileyim diye ve diğer insanların şu an ki konumlarına gelebilsinler diye… Derin bir uyanış çağrısıydı o belki de, benim 13 yaşımda başıma geldi.

Belki gelecekte daha yoğun bir olay yaşayacağım onu bilemiyorum… Ona karşı vereceğim tepkiye bu deneyim benim hazırlıklı olmamı sağladı. 10 yıl 20 yıl içinde başımıza ne gelecek bilmiyoruz, dünyaya uzaylılar da gelebilir, uzaylıların kölesi de olabiliriz. Şu an 3. Dünya Savaşı farklı şekilde devam ediyor ama daha aktif bir savaş haline de gelebilir. Başımıza ne geleceğini ve bombalarla, silahlarla ve ölümlerle nasıl yaşayacağımızı, bunu hiç kestiremiyoruz bugün.

Ölümler bize hiç olmadığı kadar yakın şu anda. Ölüm, çok uzak bir yerde gibi görünen ama aslında artık hayatımızın çok da yakınında olan bir şey. O yüzden, belki benim tüm bunlara daha rahat tepki verebilmemi, daha güçlü durabilmemi ve daha kolay üstesinden gelebilmemi sağlayan bir olay olarak kaldı 2003. Benim hayatımdaki bir dönem noktasıydı, onu yaşadım ve benim daha fazla güçlenmemi sağladı.

 

“500. Yıl” ve 500. Yıl Vakfı ve müzesi hakkında düşünceleriniz nedir?

Hiçbir fikrim yok o vakıf ve müzesi hakkında. Dedemlerin kütük Yunanistan’da, babaannem ise Bulgaristan’dan. Yahudiler 500 yıl önce İspanya’dan kovulunca Osmanlı onları kabul etmiş. Ve buralar Osmanlı topraklarıydı uzun süre. Sonra bir zamanlar İstanbul’a gelinmiş işte…

Bunları da beğenebilirsiniz...