7 Ekim ve Sonrasına Dair: Türkiyeli Yahudiler Anlatıyor Röportajlar

Sara anlatıyor: ‘Savaşın kazananı yok! O öfkeye, nefrete kapılmamalıyız.’ 

Yirmili yaşlarının sonunda olan Sara ile arkadaşlığımız İsrail’de yaşadığı yıllara dayanıyor. Sara dünyanın farklı ülkelerinde yaşadıktan sonra İsrail’e gelmiş yaklaşık dört sene kadar İsrail’de yaşamış sonra kişisel sebeplerle doğduğu Türkiye’ye dönmüştü. Sara’yla görüşmek istememin sebebi hem Türkiye’yi hem İsrail’i daha şeffaf bir şekilde gözlemlediğine inanmamdı. 

Sara görüşmemizde Türkiye’de hiç beklemediği çevrelerden kişilerin antisemit söylem ürettiğini gözlemlerken, arkadaşlarıyla 7 Ekim ve sonrasını konuşmaktan da kaçındığının altını çizdi. Sözü ona bırakıyorum: 

7 Ekim’den sabah çok erken saatte Twitter aracılığıyla haberdar oldum. Standwithus’un haberlerini gördüm sabah çok erken saatlerde. Benim için 7 Ekim ve sonrası ikiye ayrılıyor. 7 Ekim ve ondan sonraki birkaç gün belirli bir hissiyattaydım, etrafıma karşı öfkeli değildim ancak, ‘Neden kimse görmüyor? Neden insanlar yeteri kadar tepki vermiyorlar?’ diye düşünüyordum. Aynı şey Paris’te olduğunda, Charlie Hebdo saldırısında olduğunda dünya ayağa kalkmıştı. Ancak bu sefer kimsenin haberi bile yok gibi bir hissiyat vardı. Sonrasında biraz değişti açıkçası duygularım. Tabii ki çok öfkeliydim. İzlediğimiz videolar çok korkunçtu. 

7 Ekim saldırısından sonra geniş toplumdan daha önce İsrail’de yaşamış olduğumu bilen kişilerden bana ulaşanlar oldu. Benden İsrail – Filistin – Hamas sorularını yanıtlamam konusunda beklenti içerisinde olanlar da oldu. Hatta bu tatlı bir yerden geldi. En yakın arkadaşlarımdan biri İngiltere’de Filistin yürüyüşüne katıldı. Bunun üzerine bana “açıklamana ihtiyacım var” diyerek geldi. Ne oluyor, ne bitiyor öğrenmek istedi. Tabii ki daha farklı şekilde soranlar da oluyor. Soruların tarzları soran kişiye göre çok değişiyor.  

‘Hitler de haklı mıymış diye düşünüyor insan’ 

Bazı arkadaşlarımla konuşurken ben özellikle soruları cevaplamak istemedim. Türkiye’de olduğum için bu soruları cevaplamaya hakkım yokmuş gibi hissettim. İsrail aleyhine yorum yapmamı bekleyen insanların sorularına cevap vermedim. Ancak çok samimi arkadaşlarıma, samimi olarak anlamaya çalıştıklarına inandıklarıma anlattım.  Arkadaşlarımla bu konuları çok konuşmayı tercih etmediğim için ilişkilerimi de pek etkilemedi.  

Yaşanan olaylar günlük hayatımı etkiliyor. Türkiye’de kesinlikle antisemitizmde artış oldu. En son iki gün önce beni etkileyen bir olay yaşadım. Üniversitede çalışıyorum ve beraber araştırma yaptığım başka bir departmanda çalışan bir öğretim görevlisi var. Kitapları karıştırırken bir anda İsrail-Filistin savaşının konusu açıldı. ‘Hitler de haklı mıymış diye düşünüyor insan’ diye bir cümle kurdu. Böylesine beklemediğim bir insandan geldiği için de bu söylemine cevap verdim. Sonuçta üniversitede çalışan bir araştırma görevlisi, hiç beklemezdim! Böyle bir şey dedi! Yahudi olduğumu düşünmemiş. Sonra benden özür diledi. ‘Irkçı olduğumu düşünmeni istemem’ gibi bir şeyler dedi. 

Antisemitizmi çok net ve küçük olaylarda hissediyorum yani. Geçen gün taksiye bindiğimde mesela bir anda taksici durup dururken Yahudilere küfretmeye başladı. Bir yandan Kur’an’dan ayetler sıralıyor bir yandan savaşı anlatıyor. Ne yapabilirim ki yani? cevap vermedim! 

‘Gazzeli çocukların gözünden savaşı görmek beni çok etkiledi’ 

Bu arada benim hislerim de aynı yerde değil. 7 Ekim ve sonrasında benim de hislerim çok değişti. Birkaç gün önce Taksim Meydanı’ndaki bir sergiye gittim. Kocaman bir sergi var. Gazzeli çocuklar resim sergisi. Gazze’deki çocukların yaptıkları resimleri getirmişler. Bu serginin yapılmasının altında bir sürü farklı sebep yatıyor olabilir tabii. Taksim Meydanı’nda olması, seçimlerin yaklaşıyor olması… Şöyle bir gerçek var: bunlar gerçekten Gazzeli çocukların yaptıkları resimler. Onların gözünden savaşı görmek beni çok etkiledi. Filistin’deki kişilerin sadece Hamas olmadığını, savaştan dolayı ölen insanlar olduğunu bazen unutuyoruz gibi hissediyorum… Kendimizi iyileştirmemiz gereken çok fazla nokta olduğunu hissetmeye başladım. İnsanlığı kaybetmeye başladığımızı hissediyorum. 

‘Bunu paylaşıyorsun ama Gazze’de ölen çocuklar için hiçbir şey söylememen inanılmaz’  

Ben aynı zamanda oyunculuk yapıyorum. Oyunculuk yapmama rağmen sosyal medyam kilitli. Paylaşım her zaman yaptım, yapmaya da devam ediyorum içimden geldiğinde bu sebeple kapalı sosyal medyam. Sosyal medyada tanışmadığım ama beni takip eden biri uzun bir mesaj attı mesela. Hrant Dink anma töreninden fotoğraf paylaşmıştım. Buna cevaben, ‘Bunu paylaşıyorsun ama Gazze’de ölen çocuklar için hiçbir şey söylememen inanılmaz’ diye başlayan tatsız bir mesaj atmış. Kim olduğunu bilmiyorum, beni takip ettiğinin bile farkında değildim. Fakat mesaj atmış. Bu konuda sessiz kalmam çok yanlışmış. Cevap vermemeyi tercih ettim.  

‘İsrail’de kalmak için mantıklı sebepler arıyordum, Türkiye’de böyle bir ihtiyacım yok’ 

Benim için aidiyet artık sevdiklerim neredeyse orası. Bu kadar basit bir tanıma indi benim için. Ama dürüst davranmam gerekirse şöyle bir şey oldu: eskiden, İsrail’de yaşarken orada bulunma sebebime sürekli bir açıklama getirmeye çalışıyordum. Orada kalmak için mantıklı sebepler arıyordum. Her şeyde bir mantık aramaya ekstra çaba gösteriyordum. Burada öyle bir ihtiyacım yok. Olmadığı için de biraz daha rahat hissediyorum. Her ikisinde de yaşadığım için iki tarafı da inceleyebiliyorum ve daha nötr bir noktadan bakabiliyorum. Burada sürekli kendime bir açıklama yapma ihtiyacım yok. İki tarafa da ait hissediyorum diyemiyorum. İki tarafa da ait hissetmiyorum da diyemiyorum. Böyle bir durumdayım. 

‘Biz istediğimiz kadar burayı sevelim ve ülkemiz olarak görelim, bu ülke bizi o kadar sevmiyor sanırım’ 

Milletvekilleri tarafından dile getirilen vatandaşlıktan çıkarılma talebi tam bir cadı avı, çok korkunç! Hatta Avlaremoz’da da sen yazmıştın bu konuyu. Bunu yazmış olmanız çok değerli çünkü başka hiçbir yerde bu şekilde yazılmadı. Hiçbir şekilde savunma görmedim etrafta bu konuyla ilgili. Ne kadar tehlikeli olduğunu söyleyen kimse olmadı. Bayağı bir korkutucu geldi bana. Umarım dikkate alınmamıştır. Çok yanlış buluyorum. Bir sürü savaş oldu ve hiç böyle bir şey konuşulmadı. Bunun şimdi konuşuluyor olması çok ırkçı bir düşünce yapısı. Bu da şunu gösteriyor: biz istediğimiz kadar burayı sevelim ve ülkemiz olarak görelim, bu ülke bizi o kadar sevmiyor sanırım. 

Dünyada artan antisemitizm beni üzüyor. Düşündürüyor da aynı zamanda. Bunun nasıl önüne geçebiliriz? Bunun için biz bir şeyler yapabilir miyiz bunu düşünüyorum. Yoksa gerçekten bu böyle ve hep böyle mi olacak? En küçük bir olayda antisemitizm artacak diye insan bunu umursamamalı mı, yoksa gerçekten barışı getirmek için daha mı çok çaba sarf etmeliyiz? İnsanların ağzına laf vermemek için daha mı çok elimizden geleni yapmalıyız diye düşünüyorum? Medya her zaman böyle davranmaya devam edecek. Buna karşı bence yeteri kadar ne İsrail’de ne dünyanın diğer tarafındaki Yahudiler aksiyon almıyorlar. Bunun da biraz sosyolojik sebeplerine bakmak lazım tabii. Nasıl olsa antisemitizm var ve bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok diye kendi kafamızın dikine gidiyoruz ve bence çok iyi bir yöntem değil. 

Avlaremoz’un yaptığı iş antisemitizmle mücadele etmek açısından çok değerli bence. Türkçe bir yayın, antisemitizme değiniyor, insanları bilinçlendiriyor.  

Rağmen Sahaf, Balat Or-Ahayim hastanesinin önünde yaşananlar gibi antisemit olaylar benim gündelik hayatımı etkilemedi tabii ki. Fakat ben başka şeyleri gözlemleyebiliyorum. Evim bir sinagoga çok yakın ve önünden geçtiğim için her gün, önündeki güvenlik önlemlerinin artışını görüyorum. Polisin ekstra orada olduğunu görüyorum. Şu ana kadar kötü fiziksel pogrom gibi bir şey yaşamadım. İnsanların İsrail’e karşı tepkisi çok büyük fakat sinagogların önünde veya Yahudilere ait mekanlarda protesto olduğunu çok fazla gözlemlemedim. 

‘Çok fazla antisemit kitap satılıyor’ 

Bu olaylardan sonra yaptığım birkaç gözlemimi paylaşmak istiyorum: benim gözlemlediğim kadarıyla Türkiye’de belirli bir kesim İsrail devleti ile Yahudileri – kendi deyimleriyle daha yumuşak durması için Musevileri – ayrı tutmak için özen gösteriyorlar. Yine de bu ayrımı yapanlar çoğunlukta değiller.  

Yine Türkiye’de şu çok yaygın: Kuzey Irak ve Suriye’de ölen askerler olduğu zaman, bu olaylar Yahudilere çok bağlandı mesela.  

Bir de mesela D&R’da satılan bazı kitaplar var, hatta satın aldım geçenlerde başkası satın almasın diye. Böyle sözümona gizli Yahudi sembolleri, sırları içeren çok fazla antisemit kitap satılıyor.  

Dönüp kendimize bakmamız gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Yaşananlar çok üzücü ama bu bizi köreltmemeli. O öfkeye ve nefrete kapılmamalıyız. Savaş her zaman kötü bunu unutmamak gerek, savaşın kazananı yok…