Makaleler

Turkino: Tekrar Zamanı Gelen Bir Kelime

Bugün Türkiye’de siyasi tartışmalarda, özellikle konu azınlıklar veya Kürtler ile ilgili olduğu zaman Türkiyeli kelimesi sıklıkla karşımıza çıkıyor. 1990’lardan itibaren Türkçe kullanıma giren ve son on yılda sol çevrelerde iyice yer edinen bu kavrama aslında Türkiye Yahudileri yabancı değil.

Bugün Türkleşmenin sonucu olarak çoğunluğu Sefarad olan Yahudilerin sadece büyük yaşta bir kısmı Ladino dilini konuşuyor. Ancak siyasi tartışmaların bu dilde yapıldığı, Ladino basının son derece canlı olduğu 1870ler ile 1960lar arasında Turkino (veya Turkano) kelimesi normal olarak kullanılan, birincil bir siyasi kimlikti. Ladino’da Turko uzun bir süre boyunca yalnızca Müslümanları belirtmek için kullanılan bir terimdi. Batı Anadolu, Selanik, Balkanlar ve İstanbul’da yaşayan Sefaradların karşılaştığı Müslümanların çoğu Türkçe konuştuğundan Turko‘nun imparatorluğun tüm Müslümanlarına kullanılmış olması şaşırtıcı değil.

Ancak geç on dokuzuncu yüzyılda, özellikle Tanzimat sonrası, kendilerini Osmanlı vatandaşlığının içinde hisseden, bu mertebeye yükselme gayesi edinen Yahudiler kendilerini Turkino olarak damgalamayı tercih etti. Kendilerini Osmanlı’ya bağlı, bu ülkenin paydaşı olarak görüyor, ancak Turko olmanın Müslümanlara ait bir konum olduğunu da idrak ediyorlardı. Bu nedenle Türkiye’den türeterek Turkino, yani ‘Türkiye’ye ait’ kavramı, ‘memleketine sadık’ Yahudilerin siyasi söyleminde merkeziydi.1

Göçten Sonra Devam Eden Turkino Hali

Bu ülke geneli Turkino kimliği öylesine benimsenmişti ki farklı sebeplerle 1880-1920 aralığında yurtdışına göç eden Sefaradlar dahi göç ettikleri yerlerde kendilerini Turkino olarak addetmeyi sürdürdüler. New York’ta, Seattle’da, Mexico City’de, Buenos Aires’te hayatlarına devam eden Sefarad toplumlar, kurumlarında, gazetelerinde, yazılarında kendilerinden Turkino olarak bahsetmeye – bazen imparatorluk çöktükten sonra bile – devam ettiler.2 Bugün bile ABD’deki en büyük Sefarad kurumu Amerikan Sefarad Kardeşliği kendi üyelerini Yunanistan/Türkiye veya Osmanlı sonrası devletlerden göç eden Sefaradlar olarak tanımlıyor.

Kısacası kendini eşit vatandaş olarak görüp edip, buna göre siyasi talepler ve pratikler geliştirip Türk olmamak Sefarad siyasi tahayyülünde gayet makul bir fikirdi. Bugün yine eşit vatandaş olma ve eşitliği Türklüğe asimile olmadan hak etme iddiasında olan siyasi bir hareket var. Türkiyeli kelimesi aslında Osmanlı’da 1890’larda terk edilen Osmanlıcı damarın yeniden tezahürü, bir sivil milliyetçi demos‘un ifadesi. Her ne kadar son Sefarad çoğunluklu Türkiye Yahudileri (bazen isteyerek, bazen zorla)Türkleşmiş, Ladino neredeyse elli yaş altında yok haline gelmişse de Yahudi toplumu da Türk olmadan eşitlik hak eden toplumlardan biri. Ve kendi siyasi kültürümüzde, dilimizde, bu Türkiyelilik siyasal projesi için gerekli olan kelime dağarcığı zaten mevcut. Ortada bir icat etme veya bir sunilik yok. Bu kelime bizim toplumsal siyasi uyanışımızın son 200 senedir zaten temelinde olmuş.

Yasanın Gözünde Asıl ve Kültür

Cumhuriyet’le beraber devlet katında tüm vatandaşların resmen Türk olarak adlandırılmasına karar verilse de, hem yasal düzenlemede hem de pratikte bunun sadece Müslümanlar için geçerli olduğunu biliyoruz. 1965 yılına kadar birçok kamu pozisyonu için ‘Türk kültüründen olmak,’ yani evde Türkçe konuşan Müslüman bir aileden olmak, yasal bir zorunluluktu. Devlet bir yandan Türksün derken dahi Türk olarak muamele görmediğinin Yahudiler zaten yüz yıldır farkında. Mesela, anı kitabında bu meseleden bolca bahseden Eli Şaul “Müslümanların yani Türklerin” diyerek Türklüğün kapılarının kimlere açık olduğunun altını çiziyor.  “En medeni ve en okumuş bir arkadaş bile günün birinde … aslen Türk olmadığımı yüzüme fırlatmaktan çekinmez.” Bu cümlede kendisi de ‘aslının’ Türk olmadığının farkındalığını ima ediyor.

Cumhuriyet dönemi boyunca evde Türkçe konuşarak, laikleşen, Yahudi kimliğini eve ve sinagoga yani özel hayata kapayarak Türklüğe asimile olmak için uğraşan Yahudiler dahi hayatlarında antisemitizmden kurtulmayı başaramamıştır. Bu nedenle Şaul’un ve cumhuriyet dönemi Ladino basının – bazen Türkçe sayfalarda devlet sadakati gösterisi yaparken bile – Turkino kavramını kullanmaya devam ettiklerini görüyoruz.

Bugün, Türkiyeli veya Turkino konsepti Yahudilere misafir olmadıklarını gösteren, üzerinden meşru siyasi talepler geliştirebilecekleri, bu ülkeye yerel ve Yahudi siyasi düşüncesinden organik olarak doğmuş bir siyasi kimlik vaadediyor. Bu proje Türkiye’nin hak talebi olan tüm gruplar arasında dayanışma olasılığını da beraberinde getiriyor. Bu nedenle on dokuzuncu yüzyıl vatandaşlık tartışmalarında popüler olan bu terim tekrar faydalı bir hale gelebilir.

***

1 – Bu geç 19, erken 20. yüzyıl döneminin Ladino basınında bazen Turkino’nun sadece imparatorluğun ‘sadık’ görülen vatandaşları için, yani Müslüman ve Yahudlilerden bahsetmek için kullanılıp bilerek Rum ve Ermenileri dahil etmediğini de görüyoruz. Bunun örnekleri için bir sonraki dipnottaki makaleye bakınız.

2 – Bu kavramın diaspora kullanımı konusunda bakınız Devin Naar. 2015. ‘Turkinos Beyond the Empire: Ottoman Jews in America, 1893 to 1924’ https://www.jstor.org/stable/43998234

On dokuzuncu yüzyılda Yahudilerin vatandaşlık siyaseti ve Osmanlılaşma konusunda bakınız Julia Phillips Kohen Osmanlılaşmak.

Bu yazının kısa bir Ladino versiyonu daha önce Şalom’un Ladino sayfasında yayınlandı. Buradan okuyabilirsiniz.