Göze Çarpanlar Makaleler

Monceau Sokağındaki Trajedi – Rabbi Benjamin Goldschmidt

Kaynak: Rabbi Benjamin Goldschmidt

Aşağıdaki konuşma, 5780 senesinin Roş Aşana’sında (Eylül 2019’da) New York’taki Park East Sinagogunda gerçekleşmiştir.

Sizi bir yolculuğa çıkarmak istiyorum – Paris’e, 8. bölgeye, Monceau Sokağına – Monceau Park’ının bulunduğu zarif bir caddeye.

Avital ve ben geçen yıl Paris’e gittik. Bir hahamın çıkacağı tatil için mükemmel bir şehir: Hem çok fazla kaşer lokanta var hem de orada tanıdığım kişi sayısı oldukça az. Tanınmadan kaşer yemek yemek özel bir deneyimdir. Louvre, Musee D’orsay ve Quartier Latin gibi bilinen yerleri gördükten sonra, yahidlerimden birinin “mutlaka görülmeli” diyerek tavsiye ettiği daha az bilinen Nissim de Camondo Müzesine gittik.

Zafer Abidesi (Arc de Triomphe) ve Champs Elysee’den yürüme mesafesinde olan bu görkemli bina nefes kesen bir ihtişama sahip. Kapılarından içeri yürüdüğünüzde, Kont Moise de Camondo’nun ünlü mimar Rene Sergent’a Versaille sarayından ilham alarak yaptırdığı binayı karşınızda göreceğiniz avluya girmiş olursunuz.

Eve girdiğinizde ve kendinizi önce büyük geniş merdivenlerin, ardından çimleri özenle biçilmiş bahçelerin önünde bulursunuz. Baş döndürücü bir deneyim bu: Mobilyalar, tablolar, porselenler. Büyük bir bankacılık servetinin mirasçısı olan Kont Moise de Camondo, bir zamanlar Marie Antoinette’e ait olan petrifiye (taşlaşmış) tahtadan bir masa ve Rus İmparatoriçesi Büyük Katerina’nın yaptırdığı gümüş yemek takımı dahil 18. yüzyıl Fransız sanatının en büyük koleksiyonlarından birini oluşturmuştu. Moise ve kuzeni Isaac, Manet, Cezanne, Monet ve (ateşli bir antisemit olmasına rağmen) Degas dahil Fransız Empresyonistlerin ilk destekçilerindendiler. Isaac koleksiyonunu Louvre’a bağışlamıştı (Müzenin küratörleri ilk başta bu radikal sanat eserleri karşısında “dehşet” içinde kalmışlar ve tabloları depoya kaldırmışlardı.) Camondo kardeşler Louvre’un yönetim kurulu üyeleriydiler; Moise müzenin yönetim kurulu toplantılarını Monceau sokağındaki yemek masaları etrafında gerçekleştirmekteydi.

Eğer bu, Moise’in sosyal statüsünü yeteri kadar açıklamıyorsa – 1891 yılında Moise, Avrupa’nın en zengin Yahudi bankerlerinden olup bugün BNP Paribas diye bilinen bankanın sahibi Louis Cahen d’Anvers’in kızı Irene Cahen d’Anvers ile evlenir. Cahen d’Anvers ailesi geleneksel olarak kendilerinin Kral David’in soyundan geldiklerine inanırlar. Irene, 1880 yılında onu resmetme görevi verilen Renoir tarafından “Küçük Irene” tablosuyla ölümsüzleşmiştir. 

Ancak sevgili yahidlerim, siz seyahatlerinizde e-mail yoluyla bana – ister Tokyo, ister Abu Dhabi veya Amsterdam olsun bana çoğunlukla ziyaret ettiğiniz yerdeki yerel bir sinagogun bir fotoğrafını yollarsınız. Dünyayı dolaştığımızda, bizler gittiğimiz yerlerde bir Yahudi bağlantısı ararız. Ben de Yahudi ipuçları aramaya başladım.

Ama bu sarayın içinde yürürken, ne bir mezuza, ne bir menora, ne bir kiduş bardağı ne de Şabat mumlukları gördüm… Merakımız her dakika artmaktaydı – gerçekten kimdi bu Camondo’lar?

Kulaklıklarımızdaki sesli rehberler bize yetmeyince biz de telefonlarımıza dönüp Camondo hikâyesini Google’da aramaya başladık. Bu Yahudi ailesinin atası 1781’de İstanbul veya o devirdeki adıyla Konstantinopolis’te doğan Abraham Salomon Camondo’ydu.

Abraham Salomon, Osmanlı İmparatorluğu’nun önde gelen bankerlerinden biri olmayı başarmış, hatta “Doğu’nun Rothschild’i” lakabını almıştı. Sadrazamların, padişahlar Sultan 1. Abdülhamid ve Sultan Abdülaziz’in hem danışmanı hem de sırdaşı olmuştu. Kırım Savaşı’nın finansmanına yardım etmiş ve imparatorluğu modernleştirmesi, toparlaması ve güçlendirmesi beklenen Tanzimat reformlarının hayata geçirilmesinde Osmanlılara gerekli desteği vermişti. Avusturya İmparatoru Franz Joseph, kendisine şövalye payesi vermişti, Abraham Salomon da 1854 yılında imparatorun Viyana’daki düğününe katılmıştı. İtalya’nın birleşmesinden sonra Venedik davalarına verdiği filantropik destekten dolayı Kral 2. Victor Emmanuel 28 Nisan 1867 tarihinde kendisine, ebediyen taşımak ve iletmek ayrıcalığıyla Kont ünvanını vermişti.

Ancak Abraham, Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan 800.000 Yahudinin en zengini olmanın yalnızca bir ayrıcalık değil – aynı zamanda bir sorumluluk olduğunu anlamıştı. Kuruluşundan itibaren cemaat yönetiminin sürekli başkanlığını yapmaktaydı. Yahudi okulları, hastaneler ve özellikle Istanbul’un Piri Paşa mahallesinde yaşayan yoksul Yahudiler için yardım kurumları kurmuştu.

Hatta geleneğin yanında Türkçe ve Fransızca eğitimi vermeyi amaçlayan Alliance Yahudi okullarının kurulmasına verdiği destekten ötürü ultra-Ortodoks hahamlarla bile ciddi bir kavgaya tutuşmuştu. Hahamlar, okulun açılmasının olası bir asimilasyonu beraberinde getireceğinden endişe duyuyorlardı. (Her büyük Yahudi lider kariyerinin bir noktasında illa ki hahamlarla mücadele eder.) Sonunda, Abraham kendi sinagogunu açtı. 1840 yılında Yahudi cemaatinin önde gelen 13 mensubunun, Hristiyan bir çocuğu kanı için öldürmekle suçlanmasıyla başlayan Şam’daki kan iftirası sırasında, Abraham Salomon, Sir Moses Montefiore’yi ağırladı ve 6 Kasım 1840 tarihinde İstanbul’da Sultan 1. Abdülmecid’i, Yahudilere haksız iftira atmanın tüm Osmanlı İmparatorluğunda suç kabul edileceğini beyan eden bir ferman yayınlamasına ikna etti.

Abraham’ın tek oğlu Raphael genç yaşta vefat etti ve geride Abraham Bechor ve Nissim adlı iki oğlunu bıraktı. Torunlar, Süveyş Kanalının finansmanına da katkıda bulunmuş olan aile işine girdiler ve şirketin bankacılık ve gayrimenkul ile ilgili faaliyet alanını 1868 yılında Paris’e götürerek şirketin merkezini Lafayette Sokağı’na taşıdılar. İki kardeş Monceau Sokağında 61 ve 63 numaralı evleri satın aldılar. Yeniden inşa ederlerken İstanbul’dan getirdikleri ve aralarında keter Tora, menora, yad hatta dışında “bu kutu ve içindeki Sefer Tora ünlü, değerli, harikulade, nüfuzlu, Israel Prensi, Camondo sülalesinden R. Senor Abraham’a aittir; T-nrı onu korusun ve kendisine Tora’daki tüm emirleri yerine getirme ayrıcalığını ihsan etsin. Amen, Yaradılıştan sonraki 5620 yılı” (1860) yazan bir Sefer Tora’nın olduğu, dedelerinden kalan Judaikanın da yer aldığı bir aile midraşını evlerine dahil ettiler.   

“İsrael Prensi” Abraham, ailecek olarak Paris’e taşınmalarından kısa bir süre sonra, 1873 yılında 92 yaşında vefat etti. Cenazesi İstanbul’daki aile mozolesine defnedildi. Torunları, kendilerine intikal eden cemaat yöneticiliği görevlerinden bazılarını sürdürmüş olsalar da ağırlıkla kendi işlerine odaklandılar. Abraham Bechor ve Nissim için Paris aristokrasisine dahil olmak bir zorunluluktu. Her iki kardeş de 1889 yılında vefat ettiler.

Bu finans imparatorluğunun başına Abraham Bechor’un oğlu Isaac ve Nissim”in oğlu Moise geçtiler. Moise’in 1891 yılında İren Cahen d’Anvers ile evliliğinin bir amacı da Paris’teki sosyal statülerini güçlendirmekti. Onlar artık geniş, ışıltılı aristokrat Yahudi topluluğunun birer parçasıydılar: Rothschild’ler, Ephrussi’ler, Pereire’ler. Ancak Irene Moise’i, İtalyan seyisleri Charles Sampieri uğruna bıraktı; Nissim ve Beatrice adlarındaki iki çocuğunu da terk etti. Sonrasında, din değiştirerek Katolik oldu.

Bu aile dramının yaşandığı Monceau Sokağındaki 63 numaralı evin dışında ise Dreyfus Davası Paris toplumunu paramparça etmekteydi. Vatana ihanet ile suçlanan Yahudi subay, Fransız antisemitizminin tüm gücüyle dışa çıkmasına neden olmuştu. Buna rağmen, Fransa’daki en güçlü ailelerden biri olan Camondo’lar sessiz kaldılar.

Irene’in gidişinden sonra Moise işlerinden büyük ölçüde çekilerek kendini kişisel sanat kolleksiyonlarına adadı ve 1910 yılında çocukları için gösterişli evini inşa etmeye başladı.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında, ailenin gurur ve neşe kaynağı olan Nissim, Fransız ordusuna katılmaya karar verdi. Teğmenliğe terfi etti ve Fransız Hava Kuvvetlerinin ilk savaş pilotlarından biri oldu. 5 Eylül 1917’de Nissim’in uçağı muharebe sırasında düştü.

Yıkılmış olan Moise artık tüm ilgisini sanat kolleksiyonlarına yönlendirmişti. Oğlunu yitirmişti ama bir Yahudi aristokrat ile evli ve iki çocuklu kızı Beatrice vardı. 1935 yılındaki vefatından önce Moise, Monceau sarayını ve tüm içeriğini, kendi deyimiyle ona herşeyi vermiş olan ülkeye, Fransız Cumhuriyetine miras bıraktı.

Onun ölümünden sonra Beatrice din değiştirdi ve Hıristiyan oldu. Sonuçta, babası Fransa’nın önde gelen insanlarından biriydi, kardeşiyse Fransa için kahramanca savaşırken can vermişti. Ama en önemlisi – o kendini bir Yahudi olarak görmüyordu. Evinde kalıyor ve şatafatlı partilere ev sahipliği yapıyordu. Hatta en sevdiği hobisi olan binicilikte bir Alman subayı ona eşlik ediyordu.

1942 yılında Beatrice Naziler tarafından tutuklandı ve eşi ve çocuklarıyla birlikte Auschwitz’e gönderildi.

De Camondo ismi artık yok.

Bu zamanın ötesinde bir hikâye. Bundan fazla bir açıklama gerektirmiyor.

Benim dikkatimi çeken nokta zaman akışı ile ilgili. Moise’in mevcut en kapsamlı Fransız sanatsal mobilyalarını Fransız devletine bağışlamasının üzerinden 7 yıldan daha az bir süre geçmişti ki – Vichy hükümeti onun biricik kızının ve torunlarının ölüme gönderilmelerine yardımcı oldu.

Beatrice De Camondo ve çocuklarının ölümlerindeki trajedi yalnızca Auschwitz’de katledilmeleri değildi. Beatrice neden ölüme gönderildiğini bile bilmiyordu.

Bu altın yaldızlı evde ben şahsen Auschwitz’i bir ucundan diğerine yürümemden çok daha fazla şey öğrendim.

Camondo hikâyesi bir yavaş asimilasyon hikâyesidir. Asimilasyon bir günde olmaz veya alınan bir kararla hayata geçmez. Gemileri New York’taki Özgürlük Heykeline yaklaşırken tefilinlerini  denize attığı iddia edilen Yahudilerin efsanelerinin aksine asimilasyon zaman içinde kimlik katmanlarımızı üzerimizden yavaş yavaş attığımızda gerçekleşir. 1840 yılında, Abraham Şam Yahudileri için mücadele etmektedir; 1890 yılında Dreyfus vakası sırasında ise Moise ve Isaac sessizdirler.

Abraham’ın Judaika kolleksiyonu nereye gitmişti? Çoğu 1910 yılında, Moise evi yenilerken dağıtılmıştı ve derken  evde bir aile midraşına gereksinim kalmamıştı. Öte yandan New York’taki Metropolitan Müzesi sergilemek amacıyla kolleksiyonunun küçük bir bölümünü kendisinden ödünç istediğinde Moise “benim için çok değerli olan bir nesneden uzun süre ayrı kalmak bana ızdırap verecektir” diye cevap yazmıştı. Ancak, arzu ettiği şeylere sahip olabilmek için bir servet kazanmış olan dedesinin değerli bulduğu nesneler Moise için artık  anlamsızdılar. Moise, babasının kendisine bar mitzva hediyesi olarak verdiği üzerinde 10 Emir’in yazılı olduğu gümüş kolanayı (Sefer Tora’ya konan zincirli kalkan) bile elden çıkarmıştı. Onun da sarayından yeri yoktu. Bir anlam ifade etmediği zaman Yahudilik bir gelenek olmaktan çıkıp bir külfet haline gelir.

Çocuklarımın yatma saatlerine yetiştiğimde, onların üstlerini örterim ve Şema duasını okurum, Yaakov’un, o devrin Paris’i kabul edebileceğimiz Mısır’da büyümekte olan torunlarına söylediği “Hamalah hagoel oti” kelimelerini mırıldanırım. Beni koruyan Melek seni tüm kötülüklerden korusun ve sen de benim ismimi ve atalarımız Avraham ve Yitzhak’ın isimlerini taşıyasın.

En büyük beraha torunların atalarının isimlerini taşıyacak değerlerde olmalarıdır. Burada oturan sizler, bu dünya üzerinde yürümüş en büyük insanların soyundan gelmektesiniz: Avraham ve Sara, Yitzhak ve Rivka, Yaakov, Lea ve Rahel, Kral David, Kraliçe Ester, Yeremya, Rut ve Yeşaya. İçtenlikle Yahudiliği seçenler Avraham ve Sara’nın torunlarıdırlar. Hepiniz kraliyet ailesinin bireylerisiniz, büyük entellektüel ve ahlaki hazinelerin vârislerisiniz. Onların isimlerini taşıyacak değerde miyiz? Kalıtsal ünvanlarımızı kaybetmediğimize emin oluyor muyuz? Evimizde dua, Siddur ve Tora kitapları için yer var mı – yoksa Marie Antoinette’ten kalan bir masaya mı tutunuyoruz?

Vasiyetinde, Moise Camondo mal varlığına dokunulmamasını şart koşmuş – odaların aynen 1935 yılındaki haliyle sergilenmesini ve tek bir nesnenin  bile bir odadan başka bir odaya götürülmemesini istemiş. Eğer birileri yüz yıl sonra evlerimizde dolaşırsa, sergilediğimiz neleri görecekler? Biz, günlük hayatımızda yer alan neyi sergilemeyi seçeriz?

Yeridat hadorot  – nesillerin gerilemesi – diye bir kavram vardır, zaman geçtikçe kaynağımızdan uzaklaşırız. Bir haham için büyük Yahudilerin torunlarının gerçek kültürel geleneklerinden uzaklaşmalarını görmekten daha acı bir şey yoktur.

Bir keresinde bir siyete evinden ağlayarak çıkmıştım. Çünkü o anda bunun o evde gerçekleşmekte olan son Yahudi etkinliği olduğunu hissetmiştim. Siyete vefat eden ebeveyn için düzenlenmişti – ama çocuklarla konuştuğumda boş yüzlere bakmaktaydım. Konuşmam onlara hiç bir anlam ifade etmiyordu. Yanılıyor olmak için T-nrı’ya dua ettim.

Öte yandan, Tora öğrenme fırsatları olmamış ebeveynlere yeşivadan gelen çocuklarının bayramları ve Tora’mızı öğretmelerinden daha güzel bir manzara yoktur.

Camondo’ların trajik öykülerine müdahale edebiliyor olsaydık, bu ailenin gidişatını değiştirebilseydik – kaderlerini olmasa da – ne zaman ve nasıl yapardık? Bu ise beni Renoir tablosuna geri getiriyor. Burada küçük Irene 8 yaşında. O ana kadar hiç Yahudilik eğitimi almamış.

Belki babası ona atası Kral David ve Mezmurlarını, belki de duanın anlamını anlatabilirdi. Belki annesi küçük Irene’i Şabat mumlarını birlikte yakmak için yanına alabilir, hayatı ile ilgili nasıl bir dileği olduğunu ve Şabat kraliçesini karşılamadan önce neyi başarmak istediğini sorabilirdi.

Belki Moise, küçük Nissim ve Beatrice’i alıp onlarla Megilat Ester ve başka Yahudilerin başları dertteyken bir şeyler yapmanın önemi konusunda çalışabilirdi.

Belki, yalnızca belki, küçük Irene Yahudi eğitimi alabilirdi.

Her birimiz, varisleri oldukları bu büyük mirastan habersiz bir şekilde büyüyecek olan kaç tane küçük saf Irene tanımaktayız?  Kaç tane daha küçük Irene, Şema Yisrael’in anlamını bilmeyecek?

Küçük Irene 8 yaşında. Geleceğinin şekillenmesine yardımcı olmamız için bizleri bekliyor.