Kültür Sanat Makaleler

Daphne İçin Bir Tarif: Kitap Yorumu

Daphne İçin Bir Tarif (A Recipe for Daphne) adlı romanında Nektaria Anastasiadou hem İstanbul’un Rum toplumuna hem de nostaljik İstanbul’a pencere açıyor.

Hikayenin merkezindeki Daphne, Türkiyeli göçmen bir ailenin çocuğu ve yaz için İstanbul’a geliyor. Teyzesi üzerinden tanıştığı 70’lerindeki Fanis ve 41 yaşındaki Kosmas, Daphne’ye anında ilgi duymaya başlıyor. Roman boyunca bu karakterlerin birbiriyle, Rum, Levanten ve Yahudi arkadaşlarıyla ve İstanbul’la olan ilişkilerini takip ederken bir de tatlılar üzerinden bir yemek yolculuğu izliyoruz. Daphne İçin Bir Tarif‘te inanılmaz derecede geleneksel bir hayat var. Herkes Taksim çevresinde oturuyor, komşularını tanıyor, baba mesleğiyle uğraşıyor. Hamamlar sadece turistlerin değil mahalle sakinlerinin de hayatının bir parçası.

Sokakta Rumca konuşmaya çekinilen günlerden kahvaltıda birden beliren 6-7 Eylül anılarına, özellikle Burgazada’yı ziyaret ederken Türkiye’yi terk etmek zorunda kalanlara Rum toplumunun hafızası kitapta sık sık ortaya çıkıyor. Bazı karakterler için bu hafıza hayalet gibi peşlerinden geliyor.

Bitme Korkusu, Üreme Takıntısı, ve Patriarka

Küçülen bu toplumun üremek ve artmaya olan takıntısı da kaçınılmaz bir şekilde tekrarlanıyor. Farklı karakterler ‘toplumumuzun yeniden canlanışı,’ (84) ölenlerin yerine gelecek çocukların eksikliği, ‘Rum toplumu bitti mi’ gibi sözleri defalarca söylüyor. Özellikle gençlerin göçü ‘Bizans’tan beri var olan bizler’in gelecek kaygısına sebep oluyor.

İstanbul’un son Rumları olma korkusu cinsiyetler arası ilişkileri de etkiliyor. Bunun üzerinden karma evliliklere olan sert bakış ve Türk’le evlenen Rumlara olan tepkiler de kendini gösteriyor: birine göre ‘ötekiler Türk’le evlendi ve onlara saygı duymuyorum.’ (48) İki karakterler yakınlaştığı anda çocuk yapma lafları ortaya atılıyor. Erkek karakterler karşılaştıkları kadınları hemen objeleştiriyor. Bu patriarkal zihniyetten bir kadın, erkeklerin kendilerine ‘ev işi yapan bebek makineleri’ (103) olarak bakmasından açıkça şikayet ediyor.

Rumlar arasındaki kimlik tartışması da kendini belli ediyor. Arapdilli Antakyalı Ortodoksların Rum olup olmadığını orta ve orta üst sınıf İstanbullu Rumlar aralarında tartışıyor. Antakyalı bir karakterin sesini duymuyoruz. Ancak onların bu topluma fiilen hizmetçi, bekçi, yardımcı olarak sınıflı entegrasyonu roman boyunca beliriyor.

Daphne’de Yahudiler: Selin ve Roza

Romanın asıl karakterlerinden biri de İstanbullu bir Yahudi olan Selin. Ailesi Levent’te yaşayan, yazlarını adada geçiren, pırasa köftesi yapan, Cuma akşamı yemeğe eve giden Selin İstanbul’da öteki olmaya Yahudi bir bakış sunuyor. Gündelik korkuları ve sıkıntıları diğer karakterlerle örtüşüyor. Onun aile hafızasında pogrom değil, Varlık Vergisi öne çıkıyor. Rum karakterlerin düzenli kiliseye gidişine kıyasla Selin için sinagog aslen saldırı konusu gelince bahsi açılan bir mekan. Karakterlere etkisi belirgin olan bir diğer Yahudi kadın da Roza Eskenazi. Rembetiko’nun kraliçesi Fanis’e müziği ile sesleniyor, onu ilk aşkına geri götürüyor.

Durmadan bahsi geçen acılar ve korkulara rağmen karakterleri umutlu bir zamanda görüyoruz. 2011’de geçen hikayede Rum gençlerin geri döneceği, toplumun büyüyeceği fikri hala ciddiye alınıyor. Öte yandan kayades (sessizlik) siyasetinin Rum versiyonunu da görüyoruz. Kosmas, Amerika’da büyüyen Daphne’ye Rumlara el uzatmadığı sürece siyasetçilerin ne dediğinin önemli olmadığını açıklamaya çalışıyor.

İlk romanında Anastasiadou aşktan yemeğe, şehir tarihinden Rum olmaya birçok konuyu bir araya getiren bir anlatı kuruyor. Okura ne düşünmesi gerektiğini söylemiyor, her tartışmada taraflara ses verip kararı bize bırakıyor. Şu anda sadece İngilizcesi olan kitap umarım yakında Türkçe okurlarla da buluşur.


A Recipe for Daphne Hoopoe Press – Nektaria Anastasiadou