Göze Çarpanlar Holokost

Nazilere karşı mücadele eden Sefarad Yahudileri

Kaynak: Bianet, Corry Guttstadt

Türkiyeli Yahudi gençleri Corinne Diamant, Raphaël Esraïl, Lydia Behar, Benjamin Farhi, Régine Gattegno, André André Sabetaï, Djénane Gourdji, Robert Frances Avrupa’da Nazi işgaline karşı direndiler.

Bugün 27 Ocak, Uluslararası Holokost Anma Günü. 27 Ocak veya başka vesilelerle düzenlenen Holokost anma törenlerinde ya da bu konuda yazılan yazılarda Yahudiler çoğu zaman pasif kurban olarak anılır, ölen Yahudilerin sayısı söylenir, bazen isimleri okunur veya nadiren kişisel olarak çektikleri ıstıraplar anlatılır.

Savaş sonrasında farklı ülkelerde yayımlanan eserlerde ve düzenlenen törenlerde de “kahramanlıklarla dolu ulusal direniş” anlatılır ve kutlanırken, Yahudilerin Nazilere ve Alman ölüm çetelerine karşı direniş faaliyetleri çoğunlukla görmezden gelinir ve bundan pek söz edilmez. Dolayısıyla Yahudiler çoğu zaman sadece Alman zulmünün nesneleri olarak karşımıza çıkar, özne değillerdir.

Halbuki Almanların işgal ettiği tüm Avrupa ülkelerinde Yahudiler, Alman faşizmine karşı direnişte çok önemli bir rol oynadılar. Bazıları yaşadıkları ülkelerin direniş örgütlerine ve direniş cephelerine katıldı, bazıları da ayrı Yahudi direniş örgütleri kurdu.

Polonya’dan Belçika’ya, İtalya’dan Hollanda’ya, Yunanistan’dan Fransa’ya kadar Nazi işgali altındaki tüm ülkelerde, direniş örgütlerinde yer alan Yahudilerin oranı bulundukları ülkelerdeki nüfusa oranlarından çok daha fazlaydı.

İlk kitaplar

Bu konu ilk kez, Fransa’da, 1970’lerde yayımlanan Les Parias de la Résistance (Direniş Hareketinin Paryaları) [1] başlıklı bir kitapta gündeme getirildi ve büyük tartışmalara yol açtı.

 “Les parias de la résistance” Yahudilerin ve özelikle yabancı/göçmen Yahudilerinin direniş hareketindeki olağanüstü rolünü sergiledi, önemli bir tartışma açtı.

Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan Yahudi tarihçi Arno Lustiger de Yahudilerin Avrupa’daki direniş hareketlerindeki önemli rolünü, 90’lı yıllarda yazdığı Zum Kampf auf Leben und Tod! (Ölüm Kalım Mücadelesi) [2] adlı eserinde kapsamlı bir biçimde ortaya koydu.

Bu kitaplarla birlikte Yahudilerin sadece kurban olmadıkları, Alman faşizmine karşı direnişte aktif yer aldıkları belgelenmiş oldu. Ancak tanınmış Yahudi direnişçilerin çoğunun sol veya Siyonist eğilimli Aşkenaz kökenli olması, hepsinin öyle olduğu izlenimi uyandırıyor ve Serafad Yahudilerinin direniş içindeki yeri gölgede kalıyordu.

Oysa Sefaradların yoğun olarak yaşadıkları ülkelerde, örneğin Yunanistan’daki direnişte oynadıkları rol muhteşemdi. [3] Bu durum, o dönemde 35 bin Sefaradın yaşadığı Fransa için de geçerliydi.

Fransız Direnişi’nde 

Fransa’da Yahudi Ordusu (Armée Juive), Yahudi Mücadele Örgütü (Organisation juive de combat) veya Yahudi izcileri olan Éclaireurs Israélites de France –EIF’nin gizli örgütü Altıncı (Sizième) gibi Yahudi direniş örgütlerinde çok sayıda Sefarad yer aldı.

Bunlarla birlikte “karma” direniş örgütlerine, yani Fransız ulusal ve sol direniş örgütlerine katılan Sefaradların sayısı da az değildi. Direnişe katılan Sefarad gençlerine en iyi örnek Les Parias de la Résistance’ın yazarı Claude Lévy’dir.

İzmir’deki tarihî asansörü yaptıran ve şehrin tanınmış şahsiyetlerinden biri olan Nissim Levi Bayraklı’nın torunu olan Claude Levy ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1920’li yılların başlarında Fransa’ya göçmesinden sonra Fransa’da doğdu.1943 yılında, henüz 17 yaşındayken ağabeyi Raymond ile birlikte Toulouse yöresinde bir sol direniş örgütüne katılmıştı.

Nihayet 2019’da Bizim Kayıplarımız Derneği’nin (Fransa’da Muestros Dezaparesidos ) yayımladığı Fransa’dan Ölüm Kamplarına Gönderilen İspanyol Yahudilerini Anma (Mémorial des Judéo-Espagnols déportés de France) [4]  başlıklı kitap bu alandaki büyük boşluğu dolduruyor.

Esas olarak 19. yüzyıl sonundan 1930’lara kadar Osmanlı İmparatorluğu topraklarından ve ardılı Türkiye Cumhuriyeti, Yunanistan, Balkanlar ve Doğu Akdeniz ülkelerinden Fransa’ya göç etmiş Sefarad Yahudilerinin ortak tarihine ışık tutan ve Nazi işgali altında neler yaşadıklarına odaklanan bu kitap, Sefarad Yahudilerinin Nazi işgaline ve işbirlikçi Vichy rejimine karşı direniş hareketi ile Yahudileri kurtarma ağları içindeki konumları ve mücadelelerini de ilk kez ayrıntılı ve kapsamlı bir şekilde gün yüzüne çıkarıyor.

Kitapta direnişin tüm biçimleri, aralarında hiçbir ayrım yapılmaksızın ve herhangi bir değerlendirmeye tâbi tutulmadan anlatılıyor.

Dayanışma, yardımlaşma

Almanların ve işbirlikçi Vichy rejiminin dayattığı antisemit kurallar altında iş ve gelirden mahrum kalan insanlara maddi ve gıda yardımı sağlamak veya sahte gıda karneleri hazırlamak ve vermek gibi dayanışma ve yardımlaşma faaliyetlerinden aranan ve illegal yaşamak zorunda kalan insanlara sahte kimlik ve seyahat belgeleri üretmek ve barınma sorunlarını çözmeye, çocukları saklamaktan işgal altında olmayan bölgelere veya İsviçre’ye geçirmeye ve silahlı mücadeleye kadar çok çeşitli direniş biçimleri ve örgütleri vardı.

Dolayısıyla direnişe Sefarad toplumundaki her sınıf ve görüşten insanlar katıldı. Din görevlilerinden sendikalı işçiye, işportacıdan akademisyene ve tutucu veya apolitik insanlardan Siyonist ve komünistlere kadar Sefarad Yahudiler Alman faşizmine karşı koyabilmek için mücadele etti. 

Paris, Lyon ve Toulouse’daki Sefarad cemaatlerinin görevlileri direnişe çok önemli katkılarda bulundu. Meselâ Paris Sefarad cemaatinin hazanı José Papo, kendi güvenliğini tehlikeye atarak, tutukluları aramak için polis karakollarına gidiyordu. Başka Sefarad aktivistlerin de yardımıyla bir kantin açarak parası olmayanlara yiyecek sağlıyordu. Paris’in kuzeyinde bulunan Drancy kampındaki açlık çeken tutuklu Yahudilere binlerce gıda paketi gönderiyordu.

Toulouse’daki Sefarad cemaatinin hahamı Moïse Cassorla da o yörenin ve özellikle yabancı uyruklu Yahudilerin hapsedildiği kamplarda tutulan dindaşlarına gıda yardımı gönderiyordu ve bölgenin işgal altında olmadığı Kasım 1942’ye kadar bölgeye kaçan Yahudilere her türlü yardımı sağlıyordu. Bu arada kendisi de o yörede faaliyet gösteren militan direniş örgütleriyle ilişki içindeydi.

Rabbın Moïse Cassorla à Touluse

Gençler

Gençler direnişin her alanında ön saflarda yer alıyordu. Bunların çoğu çocuk yaşlarında Fransa’ya gelmiş veya Fransa’da doğmuşlardı. Bu “ikinci neslin” büyük çoğunluğu Sefarad genç Yahudi izci örgütü Éclaireurs Israélites de France –EIF’in üyeleriydi.

Nazi zulmünün getirdiği ağır koşullar altında EIF örgütü de radikalleşti ve “Sixième” adı altında gizli faaliyet sürdürmeye başladı. Bu faaliyetlere katılan genç kadınların oranı dikkat çekicidir. 

Corinne Diamant

1917 Bursa doğumlu, 1940-1944 yılları arasında Lyon, Grenoble ve civar bölgelerde Organisation juive de combat isimli Yahudi direniş örgütünde mücadele etti. Kod adlarından biri Neige (Kar) idi.

Güney Fransa’daki Tarn bölgesinde çocukları saklıyor ve aynı zamanda izcilerin illegal örgütü olan “Sizième” ile dağlık bölgede barınan militan gruplar arasındaki ilişkiyi sağlıyordu. 1942’den itibaren EIF’nin Sixième ile bağlantısını sağlamakla görevlendirildi.

Görevlerinden biri de, yeraltına geçmiş olan Yahudilere sahte belgeleri ulaştırmaktı. Mayıs 1944’te, 30 kişilik bir çocuk grubunu, İsviçre sınırına ulaştırması için Marianne Cohn’a teslim etmek üzere Limoges’dan Annemasse’a götürdü. Marianne Cohn tutuklandı ve canavarca öldürüldü, fakat çocukları kurtarabildi.

Raphaël Esraïl

1925 yılında Manisa’da doğdu ve çocukken ailesiyle Lyon’a geldi. Genç yaşta EIF’e katıldı ve savaştan önceki dönemde Almanya ve Avusturya’dan gelen mültecilere yardım ediyordu. “Çok genç yaşta Éclaireurs Israélites (Yahudi İzciler) içinde bulunduktan sonra ‘nerdeyse doğal bir şekilde’ direniş saflarına geçtim” diyen Esrail [5] Sizième’e Eylül 1943’te  katıldığında henüz 18 yaşındaydı. 

Bu arada liseyi bitirmiş ve Lyon Fakültesi’nde Mühendislik Okulunun hazırlık sınıfına kabul edilmişti. Bir yandan okula gidiyor bir yandan da Yahudilerin kimliklerini gizleme ihtiyacına cevap vermek üzere oluşturulmuş olan EIF’e bağlı gizli bir direniş ağında faaliyet yürütüyordu.

Temel işi, nerdeyse profesyonel bir biçimde sahte kimlik, gıda karnesi ve gerekli başka belgeleri üretmek ve dağlık bölgedeki direnişçilere katılmak isteyen gençleri yönlendirmek ve oraya ulaştırmaktı.

8 Ocak 1944’te yakalandı ve 4 hafta sonra Drancy’den Auschwitz’e sevk edildi. 11 ay boyunca Auschwitz ana kampında ve Auschwitz’e bağlı çalışma kamplarında eziyet çekti, ölüm yürüyüşüne sürüldü. 1 Mayıs 1945’te Dachau civarında Amerikalılar tarafından kurtarıldı ve Fransa’ya döndü.

 Lydia Behar

1924’de Paris’te Türkiyeli bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Çok genç yaşta, 11 yaşındayken, izcilere EIF katıldı. Almanlar Paris’i işgal edince “sessiz” direniş faaliyetlerinde görev aldı.

1942 Temmuz’da Almanlar ve onlarla beraber çalışan Fransız polisi yabancı Yahudilere karşı dev bir operasyon düzenleyince, Lydia ve arkadaşları Yabancı Yahudilerin oturdukları semtte kapı kapı dolaşıyor ve tehdit altındaki Yahudileri uyarıyordu.

Savaş’tan hemen sonra, yani Mayıs 1945’ta Lydia Auschwitz ve diğer kamplardan sağ dönen Hotel Lutetia’ya yerleştirdiği Yahudi ve Fransızların yardımlarına koştu, onların yakınlarını bulmaya çalıştı.

Benjamin Farhi

“Beno” adıyla tanındı. 1919’da Kırklareli’de dünyaya geldi ve ailesiyle birlikte Marsilya’ya gitti. Erken yaşta EIF izci örgütüne katıldı. 1942-1944 yılları arasında Maoissac, Carmaux ve Marsilya’da (Güney Fransa) direnişe katıldı.

Sahte kimliğinde Cezayirli ve elektrikçiydi. Bu sayede Alman ordusu için askeri tesisler yapan bir şirkette iş buldu. Bu pozisyondan başarılı bir şekilde Alman askeri tezgahlarını baltalama yapabiliyordu.

Durum kendisi için fazla tehlikeli olunca bölgeyi değiştirdi ve Camaux’daki madenlerde çalışmaya başladı. Başka işlerin yanı sıra, madende çalışan yabancı (ağırlıkla İspanyol ve Polonyalı) işçilerin bürokratik işlerine yardım etmekle görevlendirildi.

Düzenli olarak gittiği Carmaux Belediyesinde bir memurla arkadaşlık kurdu, böylece sahte kimlikler ve gıda karneleri temin etti. 1944 yaz aylarında Marsilya’ya döndü ve Marsilya’nın Merlan semtindeki Alman birliklerine saldırıyı yönetti.

Régine Gattegno

Regina Gattegno

1923’te Türkiye Yahudisi bir göçmen ailenin çocuğu olarak Lyon’da dünyaya geldi. 1942’den itibaren EIF kanalıyla direnişe katıldı. O da Yahudi çocukları saklanacak yerlere götürmekten, yeraltına geçmiş olan Yahudilere sahte belgeler ulaştırmaktan ve onları olası operasyonlara karşı uyarmaktan sorumluydu.

Şubat 1943’te, Lyon’da Klaus Barbie’nin düzenlediği büyük operasyon sırasında tutuklandı. 25 Mart 1943’te Drancy kampından Sobibor imha kampına sevk edildi ve orada öldürüldü.

André Sabetaï Séphiha

Türkiyeli ve genel olarak Sefarad Yahudilerinin direnişe katılması gençlere sınırlı değildi: 1899 İstanbul doğumlu André Sabetaï Séphiha, demiryolu işçisiydi, makinist olarak çalışıyordu ve aktif bir sendika üyesiydi.

2020’de bianet’te hayat hikayesi yayımlandığı Profesör Haïm Vidal Séphiha’nın amcasıydı.

Demiryolcuların sendikası komünistti, güçlüydü ve Almanlar sendikanın direniş hareketine destek verdiğini biliyorlardı.

Almanlar Ağustos 1941’de  André Séphiha’yı  79 kişiyle birlikte rehin olarak tutukladı,  ve Compiègne kampına sevk etti. 1942’da kısa bir süre serbest bırakıldı, ancak Yahudi olduğu anlaşılınca tekrar tutuklandı, sevk edildiği Auschwitz’de öldürüldü.

Djénane Gourdji 

1909’da İstanbul’da doğdu, Osmanlı Telgraf Ajansı isimli basın ajansının kurucu ve sahibi Salih Gourdji’nün (Gürcü) kızı. Fransa’da büyüdü ve 1930lu yıllarda Clermont-Ferrand’a yerleşti.

Almanlar Fransa’nın Kuzeyini işgal ederken, sözde “serbest” olan Güneyde kalan Clermont-Ferrand sınıra yakınlığı, dağlık bölgedeki konumu nedeniyle direniş hareketinin önemli bir merkeziydi.

Djénane Gourdji’nin şehirde işlettiği hediyelik eşya dükkânı direniş güçlerinin “posta kutusu” ve irtibat yeri oldu. Dükkânın altında girişi saklı olan izbe daire hem gizli buluşma hem de direnişçilerin saklanabilme yeriydi.

Djénane ayrıca bildiri yazıyor ve direniş hareketinin gizli gazetelerine yazılar yazıyordu. Djénane 1943 ekim ayında tutuklandı ve 1944 Ocak ayında bine yakın başka Fransız kadınlarla Ravensbrück toplama kampına sevk edildi. Şansına (iyi ki), Almanlar Djénane‘nin Yahudi olarak doğduğunu fark etmemişler, yoksa Auschwitz’e göndereceklerdi. Djénane hayatta kaldı, kurtuluştan sonra Fransa’ya döndü.

Robert Frances

1919 Bursa doğumlu, babasının ölümünden sonra annesiyle Fransa’ya yerleşiyor. 1940’ta Almanlar Fransa’ya işgal ederken Sorbonne üniversitesinde felsefe öğrenicisi. Arkadaşlaryla birlikte komünist çevrelerin eylemlerine katılıyor, bildiri dağıtıyor ve 1942’da FTPF’ye (Francs-tireur et partisans français – Komünist Partisi’nin direniş örgütü) katılıyor.

Annesiyle birlikte oturduğu ev gizli bir matbaa’ya dönüşmüştü. Ekim 1943’te annesiyle birlikte tutuklandılar. İkisi birlikte Auschwitz’e sevk edildi. Annesi kısa sürede öldürüldü, Robert ise Auschwitz III olarak da bilinen Monowitz kampındaki kauçuk fabrikasında çalışmaya gönderildi.

Fransa’ya döndükten sonra hem felsefe hem psikoloji profesör, hem de dünyanın tanıdığı bir müzik psikoloğu oldu.

Umarım, Muestros Dezaparesidos’un yayımladığı anma kitabı İkinci Dünya Savaşı ve Holokost’u Fransa’da yaşamış olan Sefaradların kaderi ve Sefaradların katldığı direniş faaliyetlerin tanınmasına yol açacak.

[1] Claude Lévy : Les Parias de la Résistance, Paris, 1970.

[2] Arno Lustiger: Zum Kampf auf Leben und Tod!, Köln, 1994.

[3] Steven Bowman: Jewish resistance in wartime Greece, London, 2006.

[4] Mémorial des Judéo-Espagnols déportés de France, Editörler: Henriette Asséo, Annie Bellaïche-Cohen, Muriel Flicoteaux, Corry Guttstadt, Xavier Rothéa, Sabi Soulam, Alain de Toledo, Muestros Dezaparesidos Derneği yayını, Paris, 2019.

Kitap, La Fondation pour la Mémoire de la Shoah, Mémorial de la Shoah, L’Association des Fils et Filles des Déportés Juifs de France, L’Institut Alain de Rothschild, Mairie de Paris ve Centro Sefarad Israël’in desteğiyle yayınlandı.

[5] Muestros Dezaparesidos: Mémorial des Judéo-Espagnols déportés de France, s. 334.

Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.