Göze Çarpanlar

Bolşevikler ve Antisemitizm

Kaynak: International Socialism, John Rose

Tercüme: Ozan Ekin Gökşin

Bu makale Brendan McGeever’a ait Antisemitizm ve Rus Devrimi (Antisemitism and the Russian Revolution, Cambridge University Press, 2019) isimli kitabın incelemesidir.

Brendan McGeever’ın titizlikle hazırladığı araştırma kitabı, 1917 Rus Devrimi’ni takip eden iç savaş sırasındaki antisemitizmin seviyesi hakkında çarpıcı keşifleri gün yüzüne çıkarıyor.[1] Bolşeviklerin, antisemitizme tepkisinin sınırlarını ve bu sınırların ötesinde, özellikle Ukrayna’da, bazı Kızıl Ordu birliklerinin dahil olduğu Yahudi karşıtı pogromları anlatıyor.

McGeever açılışı, Rus Devrimi hakkında en ihtiyatlı yazarlardan biri olan eski anarşist taze Bolşevik Victor Serge’den 1919 yılına ait bir pasajla gerçekleştiriyor:

Antisemitizm düşmandı, karşıdevrimdi… Her yerde hissedebiliyorduk… Antisemitizm, zayıf yönlerimizi, hatalarımızı, aptallıklarımızı arıyor, ustalıkla tökezlememize neden oluyor. En ufak bir sendelemede saldırıp bizi parçalara ayırmak için tetikte.[2]

Bolşevik Evgeny Preobrazhensky, Rus Devrimi’nin antisemitizm hakkındaki orijinal temel beyanını Haziran 1917’de Birinci Sovyetler Kongresi’nde önermişti. Milyonlarca işçi, köylü ve askeri temsil eden binden fazla delege oybirliğiyle kabul etmişti. Bu kongrede, “Tüm yerel sovyetlere… Yahudi karşıtı zulümle mücadele etmek için kitleler arasında amansız propaganda ve eğitim çalışmaları yapma” talimatı verilmişti. Aynı zamanda bu açıklama “antisemitizmin radikal sloganlar altında kendini gizleme yeteneğinin” yarattığı “büyük tehlike” konusunda da uyarıyordu.[3]

Bu “büyük tehlike” önce devrimde ve ardından iç savaş ortaya çıktığında sürekli olarak yeniden belirecekti. Ekim 1917’de Bolşevik ayaklanmasının gerçekleştiği gece, bu tehlikenin dramatik ve sembolik temsili, temel mantıksızlığıyla kendini göstermişti. İktidardaki geçici hükümetin lideri Aleksandr Kerenski, Kış Sarayı terk ederken, birilerinin sarayın karşısındaki duvarı büyük harflerle boyamış olduğunu fark etti: “Kahrolsun Yahudi Kerenski, Yaşasın Troçki!” Söylemeye bile gerek yok, Kerenski değildi ama Lev Troçki Yahudi’ydi.[4] O kadar sembolik olmayan ve daha çok uğursuz bir slogan daha vardı: “Yahudileri Parçala, Yaşasın Sovyet İktidarı” sloganı, özellikle Ukrayna’daki bazı haydut Kızıl Ordu birimlerinde yankılanıyordu.[5]

McGeever’ın deyimiyle “Rus Devrimi’ndeki antisemit şiddet eğrisi” 1919’da Ukrayna’da zirveye ulaştı.[6] McGeever, Ukrayna’daki tüm askeri güçler arasında katliamlara en az meyledenin Kızıl Ordu olduğunu açıkça belirtiyor. İç savaş pogromlarının %8,6’sından “Kızıllar”ın sorumlu olduğunu ve zulmün büyük bir kısmının karşı-devrimci “Beyazlar” tarafından gerçekleştirildiğini gösteren bir çalışmadan alıntı yapıyor.[7] Bununla birlikte, Ukrayna’da Bolşevik kaynaklı her bir antisemitizm örneği ayrıntılı inceleme ve açıklama gerektiriyor. Bu örneklerden en önemlisi, bölgenin en yetenekli askeri komutanlarından biri olarak tanınan Nikifor Grigoriev. McGeever’ın Ukrayna’nın “sosyal oluşumuna” dair analizi, Grigoriev’in suçları için işe yarar bir arka plan sağlıyor.

Ukrayna’nın şehirli işçi sınıfı ezici bir şekilde azınlık etnik nüfuslardan, özellikle Ruslardan ve Yahudilerden oluşuyordu. Buna karşın, geniş kırsal alan, ağırlıklı olarak Ukraynalıydı. “Ukrayna köylü halk kültüründe ‘şehirli’, acımasız vurguncuyu ve zavallı Ukraynalı emekçiyi ezeni temsil ediyordu.”[8] Durumu daha da karmaşık hale getirense, Ukrayna’nın iç savaşın erken bir aşamasında Alman ordusu ve diğer yabancı kuvvetler tarafından işgal edilmesiydi. Birinci Dünya Savaşı sırasında eski bir Çarlık subayı olan Grigoriev, başlangıçta Alman işgalini destekledi, ancak 1918’de Ukrayna’da başarıya ulaşan milliyetçi ayaklanmayı destekleyerek taraf değiştirdi. 1919’un başlarında, bu kez Bolşevikleri desteklemek için taraf değiştirdi, zira devrik Çar tarafından ezilen ulusların bağımsızlığının savunucusuydu. Yeni kurduğu sovyet birimi, tahmini 13 bin ilâ 16 bin askerle 6. Sovyet Ukrayna Piyade Bölüğü haline geldi.[9] Grigoriev’in meşhur Odessa kentini işgalci Fransız ve Yunan ordularından alması, Bolşevikler için büyük bir kazanç olmuştu.

Fakat ertesi hafta Bolşevik istihbarat raporları, Grigoriev’in askerlerinin “Yaşasın Sovyet İktidarı, Kahrolsun Komünistler, Tüm Komünistler Yahudi’dir” gibi sloganlar attığını kaydetmeye başladı. Ukrayna Bolşevik askeri şefi Vladimir Antonov-Ovseyenko, Grigoriev’in “öngörülemez” olsa da “kontrol altında tutulabileceği” konusunda kumar oynadı. Kumar geri tepti. Grigoriev, Sovyet hükümetine döndü ve McGeever’ın “tüm iç savaş progromlarının en ölümcül olanı” olarak adlandırdığı şeyi başlattı.[10] Ona bağlı birlikler, on sekiz günde en az elli iki antisemit saldırı gerçekleştirdi ve 3400’den fazla Yahudi’yi öldürdü.[11] Sovyet hükümeti, Grigoriev’in askerlerinin görüldüğü yerde vurulması için emir verdi, lakin Sovyet iktidarının yerel aygıtı bu emirleri uygulamak için yeterince güçlü değildi. Nihayetinde, Grigoriev de yerel aygıtın bir parçasıydı.

McGeever’a göre Grigoriev, Bolşeviklerin devrimci söyleminin antisemitizmle ne ölçüde örtüşebileceğini ortaya koyuyordu. Tek başına bu formülasyon ikna edici değil ve bu konuya tekrar değineceğim. Yine de Grigoriev’in sahip olduğu küstah çifte standartlar, bu görüşe belli bir güvence sağlıyor: Odessa’daki ilerleyişine, Bolşevik Devrimi’ni destekleyen kamuoyu açıklamaları eşlik ediyordu. Sadece altı hafta sonra Sovyet devletine döndüğünde, Grigoriev “Evrensel” olarak bilinen bir hitapta bulunmuştu. Bu, gizlenemeyecek ölçüde antisemitti:

Ukraynalılar! Siyasi vurguncular sizi aldattılar… Sizi, Mesih’i çarmıha gerdikleri topraklardan gelen obur Moskovalılara maruz bıraktılar… Kutsal emekçiler! İman edenler! Nasırlı ellerinize bakın… Ülkenin Çarı sizsiniz… Kahrolsun siyasi vurguncular! Yaşasın Ukrayna halkının sovyetleri![12]

McGeever, çok daha korkunç ve üzücü örneklerden bahsediyor, ancak belki de en korkunç kanıt Bolşeviklerin kendi istihbaratından gelenler. Bu istihbaratlara göre “pogrom gerçekleştirmeyen birçok alay ve tugay da dahil olmak üzere Ukrayna genelinde Kızıl Ordu içinde” antisemitizm olduğunu ortaya çıkarıyor. McGeever, Bolşeviklerin, hem sol kanat Siyonistlerin hem de anti-Siyonist sosyalist örgüt Bund’un içindeki bölünmelerden önemli Yahudi kadrolar kazanmasına rağmen, iç savaş boyunca antisemitizme verdiği tepkinin bocaladığını ve yetersiz olduğu görüşünde.[13] Bu bölüm kitabının önemli bir parçasını oluşturuyor ve McGeever’ın kendi araştırma bulgularını nasıl yorumladığına dair şüphe doğuruyor.

Bolşeviklere katılan Yahudi milliyetçilerden bazıları inanılmaz derecede etkileyiciydi. Zvi Fridliand, Rusya’daki sol kanat Siyonist ana parti olan Poalei Zion’un merkezi komite üyesiydi. 1917’de Bolşevik yanlısı küçük bir hizbi yönetti. Ekim Devrimi sırasında Kızıl Muhafızlar arasında aktifti ve işçileri Kışlık Saray’ı ele geçirmek için silahlandırdı. 1921’de Bolşeviklere katıldı.[14]

Şubat 1917’de, Petrograd Sovyeti’nin oluşumundan sadece beş gün sonra, Yahudi karşıtı ajitasyondaki ani artışa cevap vermek için Bundçu Moishe Rafes liderliğinde bir komisyon kuruldu. İki yıl sonra Rafes, Sovyet devletinin antisemitizmle yüzleşmesini şekillendirmeye yardımcı olacak Bund’daki Bolşevik yanlısı hizbin, “Kombund” ya da başka bir deyişle Komünist Bund’un liderlerinden biri haline geldi. Daha sonra Bolşeviklere katıldı.[15]

Sayıca az da olsalar, evvelden Bolşeviklere karşı Yahudi sosyalistlerden oluşan bu grup politikasını, “antisemitizme karşı şüphe duymaksızın içerden muhalefet” üzerine inşa ederek Rus devrimi boyunca Sovyet’in antisemitizme tepkisinin “gerçeğe dönüşmesini sağladı ve sıklıkla takipçisi oldu.”[16] McGeever, Yahudi yazar Jonathan Frankel’den iki kez alıntı yaparak bu gelişmeyi anlamlandırıyor. Fridliand ve Rafes gibi Yahudi komünistlere göre, “… devrim yalnızca toplumsal eşitlik ve siyasi özgürlük için değil, aynı zamanda Yahudi özgürlüğü için ulusal bir mücadele anlamına geliyordu.”[17]

McGeever, burada çözüme kavuşmayan bir gerilim olduğunu ima ediyor: Yahudi komünistlerin, “sınıf mücadelesi içinde kurtuluş siyasetini yükseltmede kritik öneme sahip bir rol” oynadıklarını söylüyor.[18] Bu, Marksizmin yaşayan bir bilim olarak, devrimci hareket ve mücadele pratiklerine uygulanışının kesinlikle yanlış bir yorumu. Marx’ın Feuerbach üzerine tezlerinde geçen ünlü bir cümleyi uyarlarsak; “eğiticilerin kendileri de eğitilmelidir.” Rus Devrimi’nde antisemitizme karşı mücadele, Yidiş konuşan, yoksulluktan muzdarip Yahudi kitlelere çok sınırlı erişime sahip olan Bolşevik enternasyonalistleri ve genellikle bu topluluklarda kök salmış Yahudi milliyetçileri bir araya getirdi. İki siyasi yapı arasındaki gerilim, yaygın ve ısrarcı antisemitizme karşı mücadelenin ölüm kalım meselesi haline gelmesinden ve mücadeledeki ortaklıktan ötürü sönümlendi. Bu durum, farklı fikirlere sahip ve önceden aralarında husumet olan siyasi geleneklerin bir birleşimiyle ya da evvelden kabul edilemez tavizler vermesiyle alakalı değildi. Yahudi milliyetçilerinin kilit kadrosu, artık Bolşevik kadrolara dönüşmüşlerdi. Burada, McGeever’ın çizdiği tablo ile çelişkili bir durum söz konusu. Sosyalist devrimin bizzat kendisi, Yahudilerin kurtuluş umutlarını yükseltmişti.

Ancak McGeever, Bolşeviklerin antisemitizme yaklaşımında genel zayıflık olarak algıladığı şeyi analiz ederken çok daha riskli ve daha sorunlu bir yere adım atıyor. Tartışmasını açıklamak için Troçki’nin süregiden antisemitizm tehdidine verdiği yanıtı kullanıyor. Lenin, Ekim Devrimi’nin zaferinin ardından Halkın İçişleri Komiseri olmasını Troçki’den istediğinde, Troçki reddetmişti: “Düşmanlarımıza böyle bir koz vermemeliyiz. İlk devrimci Sovyet hükümetinde Yahudi olmasa çok daha iyi olacağı kanısındayım.” Lenin bunu “saçmalık, aklından bile geçirme…” diye cevaplamıştı. Daha sonraları Troçki, aynı nedenle, iç savaş sırasında Kızıl Ordu’nun liderliğine Yahudi kökenlerinin “büyük ölçüde tesir ettiğini” iddia ederek Halkın Savaş Komiseri olmayı reddetti. Lenin, tüm bunları Troçki’nin “acayipliği” olarak görmezden geldi.[19]

McGeever’a göre, Troçki’nin yaklaşımı, devrimcilerin “hayatlarını yüzleşmeye adadıkları antisemitizme boyun eğerek ihanet” ediyordu.[20] Oysa, bu sadece Bolşeviklerin sorunu değildi. McGeever, eski Yahudi milliyetçilerinin, Yahudilerin Sovyet devlet aygıtlarına “doluşmamaları” için ve askeri cephede pozisyon alma sorumluluklarını “spekülasyona” ve “kaçmaya” mahal vermemesi için teşvik ettiklerine dair kanıtlar sunuyor.[21]

Bu yaklaşım McGeever’ı nihayetinde bir acımasız sonuca götürüyor:

Bu, antisemitizmden kurtuluşu vaat eden bir devrimdi; fakat devrimin gerçekliği, onları Yahudi olarak kodladı. Görünüyor ki, hiç kimse Rus Devrimi’nin “Yahudi sorununundaki” ırkçı mantığından kaçamadı.[22]

Burada sadece kısaca değinilebilecek daha derin iki konunun üzerinde durulmalı. Birincisi, antisemitizm için sürekli gedikler yaratan iç savaşın içsel dinamikleri. İkincisi ise, daha önce gerçekleşen “Yahudi Aydınlanması’nın” etkisidir.

McGeever, Ekim Devrimi’ni takip eden aylarda Sovyetlerin antisemitizme tepkisinin neden daha etkili olmadığını soruyor:

Bolşevik liderliğin karşı karşıya olduğu krizin derin doğasına dair tek cevap olabilir… 1918’in Nisan ve Mayıs’ı boyunca parti liderleri Petrograd’ın her an Alman birlikleri tarafından ele geçirileceğine inandılar. Daha da vahimi, Troçki’nin temmuz ayında tüm devrimin kaderinin artık tehdit altında olduğunu ilan etmesine sebep olan Çek Lejyonu’nun isyanıydı.[23]

Fakat, McGeever, Rabinowitch’in, devrimi parçalara ayıran “kırsal bölge ile şehir arasındaki asıl savaş durumu” hakkındaki gözlemlerini es geçiyor.[24] Açlık şehirleri allak bullak etmişti ve Bolşevikler paniğe kapılmıştı ve yiyecek talep etmek için kırsal bölgelere silahlı birlikler gönderdiler. Şehir temelli Bolşevik iktidarını “Yahudi gücü” ile özdeşleştirmek, kırsal kesimdeki devrim düşmanları için elverişliydi.

Köylü sınıfın öfkesi iç savaş sırasında hafifletildi, çünkü Bolşeviklere karşı çıkmak, toprak ağası sınıfının restorasyonu riskini taşıyordu. Ancak Bolşeviklerin iç savaştaki zaferi, Tony Cliff’in Rusya’nın kırsal kesimlerinde “köylü ayaklanmaları dalgaları” olarak tanımladığı şeyi ortaya çıkardı.[25] Hoşnutsuzluk, grevlerin yaşandığı Petrograd da dahil olmak üzere şehirlere yayıldı. Cliff, o kadar ciddi bir antisemitizm salgınınıdan bahsediyor ki, şehirdeki Yahudiler, hükümetin düzeni sağlayamaması halinde pogromlar yaşanmasından endişe ediyorlardı.[26]

Rejime karşı köylü düşmanlığı, 1921 Kronstadt ayaklanmasında doruk noktasına ulaştı. Denizcilerin çoğu köy kökenliydi ve uygulanan politikayı tamamen tersine çevirmesi Bolşeviklere dayatıldı. Yeni Ekonomik Politika (NEP), kırsal kesimde serbest piyasayı eski haline getirerek takdim edildi. Zorla gıda talebi derhal durduruldu. Kırsal kesimdeki özel sermaye, yalnızca geçici bir çare olarak görülse bile, Ekim devrimi için büyük bir yenilginin sinyalini vermişti.[27] Kronstadt’ta da antisemitizm serpildi.[28]

Başka bir deyişle, “Rus Devrimi’ndeki” Yahudi sorununun “ırkçı mantığı,” devrim sırasında işçi-köylü ittifakının çöküşü ve devrimi sonuçlanmasına sebep olan tahrip edici koşullarda oluştu. Devrimci sürecin işleyişinin kaçınılmaz bir sonucu değildi.[29]

McGeever ayrıca “antisemitizme boyun eğmeyi” Yahudi Aydınlanmasıyla ve onun “Yahudileri ‘üretkenleştirme’ ve tarımlaştırma programları yoluyla ‘faydalı’ kılma kampanyasıyla” ilişkilendiriyor.[30] Fakat, Yahudilerin köylük yerde sıklıkla küçük tüccarlar ve “şehir temsilcisi” olmaya mahkûm edildiği Orta Çağ ekonomik ve sosyal yapısına düzgün bir açıklama getirmeyerek McGeever, “Yahudiliğin antisemit temsillerini” farkında olmadan tedavüle sokma riskini taşıyor.

Modern Yahudi çalışmaları, Yahudilerin Orta Çağ Avrupası’ndaki ekonomik rolünün kökenlerini araştırdı ve üzerine tartıştı. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde dünyadaki Yahudilerin çoğu, Rus Çarı’nın çökmekte olan feodal imparatorluğunun kontrolündeki “İskân Bölgesinde” yaşıyordu.[31] Antony Polonsky’nin İskan Bölgesi’ndeki “çoğu Yahudi’nin soyluların temsilcisi olarak derebeylik sistemine ve köy ile kasaba arasındaki ticari bağlantıya yakından bağlı” kaldıklarına dair dikkatlice formüle ettiği gözlemi, nadiren itiraz görse de, akademide konsensüs sağlamış durumda.[32] Birkaç yüzyıl boyunca Yahudiler, “kendilerini asillerin mülkü olan küçük kasaba ve köylerine yerleştirmiş, kırsal ekonominin vazgeçilmez tüccarları ve zanaatkarları” olmuşlardı.[33]

Bu durum, Yahudilere, “parya” statülerinin bir sonucu olarak dayatılan, çok sayıda baskıcı yasal kısıtlamayla mühürlü, kurumsallaşmış bir “aracı” rolüydü.[34] Aynı zamanda serfliğe karşı köylü kızgınlığının Yahudileri birincil günah keçisi görmesini sağlamıştı. Yahudi Aydınlanma düşünürleri bu ekonomik tuzaktan kurtulmak istediler. McGeever’ın Yahudi Aydınlanması üzerine tartışması, tamamen geliştirilmediği sürece yanlış yorumlanmaya kolayca açık bir argüman sunuyor.

Bu kitap karamsar ve kötümser bir kitap; tartışmasız, yaşadığımız zamana oldukça uygun. Antisemitizmi “ebedi gerçeklik” olarak görmeye meylediyor.[35] Yine de McGeever’ın çalışmasının ayrıntıları, ortaya çıkardığı entelektüel ve politik meydan okuma, üzerine düşünmeyi teşvik eden bir zenginlik ve yoğunluğa sahip. En büyük gücü, baştan sona iç savaş boyunca uğursuz gölgesini düşüren antisemitizmin boyutlarına dikkatimizi çekmesi. En büyük zayıflığı ise, tatmin edici bir açıklama getirememesi. Bu yüzden, en etkili eski Yahudi milliyetçi rakiplerinden bazılarını kazandıktan sonra bile, antisemitizmi kontrol edemedikleri için Bolşeviklere saldırıyormuş gibi görünmesine neden oluyor. McGeever ayrıca, Bolşeviklerin antisemitizme karşı kabul edilemez tavizler verdiğini iddia ediyor. Yanlış anlamasının sebebi, iç savaş dinamiğinin ve özellikle işçi-köylü ittifakının çöküşünün sürekli olarak antisemitizmin gelişmesi için gedikler yarattığını görememesi.

Troçki’nin hayatını yazan Isaac Deutscher, iç savaşla ilgili son bölümüne “Zaferde Yenilgi” adını vermişti. Şöyle tarif ediyordu: “[İç savaş] Rusya ekonomisinin tamamen yıkılmasına ve sosyal dokusunun parçalanmasına neden oldu.”[36] Tarihsel olarak, Yahudiler Rusya’nın başarısızlıklarından etkilendi. Trajik bir şekilde, bu kez bir istisna değildi.

John Rose kitap olarak yayınlanacak metnin temelini oluşturan “İşçilerin İktidarı ve Komünizmin Başarısızlığı” (Workers’ Power and the Failure of Communism) isimli yüksek lisans tezini yakın zamanda tamamladı.

Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.


[1] Bu makalenin taslağını okuyarak yorumlarda bulunan Rob Ferguson’a teşekkür ederim.

[2] McGeever, 2019, McGeever, Brendan, 2019, Antisemitism and the Russian Revolution (Cambridge University Press) s. 210.

[3] McGeever, a.g.e., s. 25-6.

[4] McGeever, a.g.e., s. 31.

[5] McGeever, a.g.e., s. 33.

[6] McGeever, a.g.e., s. 88. Ukrayna’da Bolşeviklerin karşılaştığı sorunlara kısa bir giriş niteliğinde genel bakış için bu derginin önceki sayısındaki makaleme bkz: Rose, John, 2014, “Ukraine and the Bolsheviks”, International Socialism 143 (Yaz).

[7] McGeever, a.g.e., s. 89.

[8] McGeever, a.g.e., s. 91.

[9] McGeever, a.g.e., s. 95.

[10] McGeever, a.g.e., s. 96.

[11] McGeever, a.g.e., s. 96-7.

[12] McGeever, a.g.e., s. 98.

[13] Bund hakkındaki faydalı bir tartışma için bakınız: Englert, Sai, 2012, “The Rise and Fall of the Jewish Labour Bund”, International Socialism 135 (Yaz).

[14] McGeever, a.g.e., s. 57-8.

[15] McGeever, a.g.e., s. 151.

[16] McGeever, a.g.e., s. 16.

[17] McGeever, a.g.e., s. 155, ve “Sonuç” bölümünde, s. 217.

[18] McGeever, a.g.e., s. 218. 1918’in sonlarında Alman Devrimi’nin patlak vermesi, Bolşeviklerin Yahudi sosyalistleri arasında örgütlenmesini tetikledi. Bununla birlikte, McGeever, antisemitizme karşı mücadelenin bu açıdan belirleyici olduğunu ikna edici bir şekilde savunuyor, McGeever, s. 141, 147, 156.

[19] McGeever, a.g.e., s. 209-210. McGeever’ın buradaki kaynağı Vilkova, V. P., 1996, The Struggle for Power—Russia in 1923 (Prometheus Books) s183-184. Vilkova, Troçki’nin 1923’te aktardığı bir konuşmaya referans veriyor. Bu konuşma, Troçki tarafından kontrol edilmedi ve bu nedenle doğruluğundan şüphe duyulabilir. Yine de, Troçki’nin otobiyografisi, Yahudi kökenlerini Halkın İçişleri Komiseri olmanın önünde bir engel olarak gördüğünü doğruluyor, bkz. Troçki, Lev, 1960 [1930], My Life (Grosset & Dunlap), s340-341. İç savaştan sonra Halkın Savaş Komiseri olmayı reddetmesinin nedenleri ise daha az açık. Bununla birlikte, özellikle 1921’de Kronstadtlı denizcilerin Bolşeviklere karşı başkaldırısı sırasında kendisine yöneltilen kişisel antisemitik zehrin yoğunluğunu küçümsememeliyiz.

[20] McGeever, a.g.e., s. 210.

[21] McGeever, a.g.e., s. 210. Bu kitabın “Antisemitizmi Yeniden Yazmak mı?” başlıklı 7. bölümü, hem Lenin de dahil olmak üzere Bolşeviklerin hem de eski Yahudi milliyetçilerinin “aynı antisemitizme boyun eğme” ihaneti örnekleriyle doludur.

[22] McGeever, a.g.e., s. 210.

[23] McGeever, a.g.e., s. 85.

[24] Rabinowitch, Alexander, 2007, The Bolsheviks in Power: The First Year of Soviet Rule in Petrograd (Indiana University Press), s. 270.

[25] Cliff, Tony, 1979, Lenin, Volume 4: The Bolsheviks and World Revolution (Pluto Press). s. 130.

[26] Cliff, a.g.e., s. 131.

[27] Kronstadt, denizcilerin 1917’deki kahramanlığı göz önüne alındığında özel bir trajediydi. Cliff, a.g.e., s.132.

[28] Cliff, a.g.e., s. 133. Cliff, Troçki ve Zinovyev’in hem zalim Bolşevikler hem de Yahudiler olarak özellikle seçildiğini yazıyor. Bolşevikler ve Kronstadtlı denizcilerin devrimci komitesi arasındaki müzakereler sırasında Bolşevikler hakkında şöyle söylenmekteydi: “Bu kadar nara yeter, Yahudileri ezmek için bize katılın. Biz işçi ve köylüler, onların lanetli egemenliğine katlanmak zorunda değiliz.” Cliff, Tony, 1990, Trotsky, Volume 2: The Sword of the Revolution 1917-1923 (Bookmarks), s. 185.

[29] Elbette NEP, iç savaşın yegâne tehlikeli ve istikrar bozan sonucu değildi. Bolşevik bir zafer olabilirdi ama maliyeti “proletaryanın yok edilmesi… onun tarafından inşa edilen devlet aygıtının dokunulmadan bırakılması… bürokratik olarak kontrol edilen Bolşevik iktidar için bir cephe olarak sovyetlerden” başka bir şey değildi. – Cliff, Tony, 1978, Lenin, Volume 3: Revolution Besieged (Pluto Press), s. 204. Bu daha sonra, Stalinizmin ortaya çıkması için zemin hazırladı.

[30] McGeever, a.g.e., s. 204.

[31] İskan Bölgesi (Pale of Settlement), Çarlık Rusya’da 1791’den 1917’ye kadar Yahudilerin ikametinin zorunlu olduğu bölge.

[32] Polonsky, Antony, 2010, The Jews in Poland and Russia: Volume 1 (1350 to 1881), (Littman Library of Jewish Civilization), s. 399.

[33] Polonsky, a.g.e., s. 86. Yahudilerin bir tür ticaret kastına dönüşmesinin analizi için bkz. Israel, Jonathan, 1985, European Jewry in the Age of Mercantilism 1500-1750 (Oxford University Press), s. 171. Israel’in kitabını, International Socialism’in bir önceki sayısında Abram Leon’un The Jewish Problem (Yahudi Sorunu) ile karşılaştırılması için bkz: Rose, John, 2008, “Karl Marx, Abram Leon and the Jewish Question—A Reappraisal”, International Socialism 119 (Yaz).

[34] Polonsky, a.g.e., s. 17-103.

[35] Bu “gözleri yaşlı” görüş, başarılı Yahudi tarihçi Salo Baron tarafından 18 ciltlik Yahudilerin Toplumsal ve Dini Tarihi (Social and Religious History of Jews) adlı eserinde bir asır önce reddedildi (Columbia University Press, 1980).

[36] Deutscher, Isaac, 1970, The Prophet Armed, Trotsky: 1879-1921 (Oxford University Press), s. 488.