Makaleler

Türkiyeli bir Sefaradın İspanyol vatandaşlığı yolculuğu

Genç bir Türkiyeli Sefarad İspanya vatandaşlığı ve beklenmedik şekilde Barselona’ya yerleşme hikayesini anlatıyor.

2011 yılında, Sefarad Yahudilerinin İspanya’daki izini sürmek için çıktığımız bir seyahatten daha çok hatırımda kalan ihtişamlı katedraller ve kiliseler olmuştu çünkü gezdiğimiz bölgelerde Engizisyon öncesindeki Yahudi varlığı büyük ölçüde yok edilmiş. Bu yüzden duvarda gördüğümüz yıkık dökük Magen Davidlere (Davut yıldızı) bile heyecanlanır hale gelmiştik. Ben de muhtemelen Endülüs bölgesinden göçen bir Sefarad olmama rağmen o geziden sonra ülkeye karşı hiçbir bağlılık hissetmemiştim ve İspanya benim için güzel yemek, müzik ve futbol kültürüyle aklımda kalan bir Akdeniz ülkesi olmaktan pek öteye gidememişti.

Vatandaşlık Başvurusu: Sınavlar ve Bürokrasi

Daha sonra İspanya’nın Sefarad kökenlilere vatandaşlık vermesi gündeme geldiğinde ailem başvurmak için hemen işe koyulmuş, ben o sırada Amerika’da iyi bir üniveriste kazanmayı kafaya koyduğum için hiç oralı bile olmamıştım, ta ki Ekim 2015’de değişen yasayla bir daha kendim başvurmam gerekene kadar. Bir şekilde, üniversitede öğrenmeye başladığım iki dönemlik İspanyolcayla ve İspanyolların bile bilmediği kültür-tarih sorularını ezberleyerek sınavları geçtim.

Fakat sonra prosedürün asıl işkence kısmı başladı; İspanya’nın ağır bürokrasisiyle başa çıkmak. O sırada Amerika’da olduğum ve sonra orada kalmayı planladığım için bu işlerle hiç ilgilenmek istememiştim fakat babamın “böyle bir imkan varken kullan, hiç belli olmaz” ittirmeleriyle belgeleri toplamaya başladık. Bir avukatın yardımıyla işleri hızlandırmak için iki günlüğüne Malaga’ya gidip başvuru için notere imzayı verdim. Vatandaşlığın çıkması için bir yıl kadar beklemenin ardından konsolosluktaki yetkililerle sonsuz mailleşmeler, o zaman ikamet ettiğim Amerika’da FBI’dan adli sicil kaydı almalar ve daha başka bir ton sıkıcı bürokratik işler derken krala bağlılık yeminimi ettim ve vatandaşlığımı aldım. Tüm bunları yaparken aklımda İspanya’ya hatta Avrupa’ya gitmek gibi bir plan hiç yoktu.

‘Kendimi bir anda İspanya’da buldum’

Büyük hevesle gittiğim Amerika’dan 4 yılın sonunda bunalmıştım ve gelecekle ilgili hiçbir kariyer planım yoktu. Mezun olmaya yakın ilgimi çeken konularda Avrupa’da master programlarına bakarken Amerika’da çalışma vizesi başvurumun bir kutucuğu doldurmayı unuttum diye iptal edildiğini öğrendim ve hayatımın yönü bir anda değişti. Yazın İspanyol pasaportumu almamla birlikte ani bir karar vererek C planı olarak başvurduğum bir master programının teklifin kabul ettim ve kendimi bir anda Barselona’da buldum. Hiç kimseyi tanımadığım, dilini doğru düzgün konuşamadığım bu şehir, gittikten bir kaç ay sonra ikinci evim olmuştu bile.

Okulun başlamasına bir kaç hafta kala şehirdeki insanlarla tanışma girişimlerime yabancı bir ülkede beni ayıran iki ana kimliğim üzerinden başladım; Türklük ve Yahudilik. Facebook gruplarında kısa bir “Barselona’da yaşayan Türkler” araması yaptıktan sonra türkler arasında bir kitap değişim etkinliği buldum ve ilk arkadaşlarımı orada edindim. Daha sonra babamın Barselona’da yaşayan bir arkadaşının kızı beni kendi gittiği sinagogdaki bir Şabat yemeğine davet etti. Uzun süredir deist olduğum için üniversitede Hillel’in Şabat yemeklerine anne babamın zoruyla yılda bir iki gider, yemeğimi yiyip daha fazla “small talk”a maruz kalmamak için kısa sürede ortamdan ayrılırdım.

Barselona’da Yahudi Deneyimi

Barselona’daki ilk Şabat yemeğime de Amerika’da yaşadığım tecrübelerin neden olduğu önyargıyla gittim. Sinagogun kapısında bana çok tanıdık bir manzarayla karşılaştım; her an tetikte etrafı gözleyen güvenlik görevlileri, içeri girmek için zili çaldıktan sonra beni sorguya çekmek için dışarı gelen bir sinagog üyesi ve “bizden” olduğumun anlaşılmasıyla demir kapının açılması… Neyseki yemek sırasında benim gibi, dinle alakası olmayıp arkadaş edinmek için Şabat yemeklere giden, o geceden sonra çok yakın arkadaş olacağım, kişileri buldum(ya da onlar beni buldu). Lisede deist olduktan sonra özellikle Amerika’da Yahudi kimliğimden epey uzaklaşan ben, bambaşka bir şehirde kendimi, çoğu başka ülkelerden okumaya veya çalışmaya Barselona’ya gelen Yahudilerin Whatsapp gruplarında buldum. O vesileyle hem daha dindar cemaatlerin bayram etkinliklerine hem de Moishe House’daki liberal Yahudi gençlerin kültürel, sosyal etkinliklerine gittim. Hatta karantina sırasında bu gruplardan tanıştığım benim gibi dinle alakası olmayan kişilerle Zoom üzerinden dualarla Pesah bile kutladık.

Barselona’da tanıştığım çoğu Yahudi buraya sonradan göçmüş olsa da Katalunya bölgesindeki Yahudi tarihi aslında 9. yüzyıl öncesine kadar gidiyor. Bir sohbette Barselona’nın ünlü tepesi Montjuic’in isminin Katalancada Yahudi Dağı anlamına geldiğini öğrendiğimde şehrin Yahudi tarihini merak etmeye başladım.

9-14. yüzyıllar arasında yaklaşık 4000 kişilik bir Yahudi cemaatinin yaşadığı Barselona’da iki Yahudi mahallesi vardı. Bunlardan küçük olanı yıllar içinde varlığını yitirse de Barrio Gotik’teki diğer Yahudi mahallesi turistlerin en çok rağbet ettiği yerler arasında. Mahalledeki sokakların ismi “calls” İbranice toplanılan yer anlamına gelen “kahal”dan geliyor. Gotik mahallesinde bulunan Sinagoga Major Avrupa’nın en eski sinagoglarından biri ve tarihi 6.yüzyıla dayanıyor.[1] 1391’de Valencia’dan Yahudilere karşı başlatılan pogromlar, ardından 1492’de Castille ve Aragon krallığının tüm yahudileri ülkeden kovmasıyla şehirdeki Yahudi varlığı 20. yüzyıla kadar sona eriyor. 1921’de ise Kurtuluş Savaşı nedeniyle Türkiye’den göç eden bazı Yahudiler Barselona’ya gelmeye başlıyor, 2. Dünya Savaşından sonra da şehrin Yahudi nüfusu giderek artıyor.[2]  

Kökleri Yeniden Keşfetmek ve Ladino

2011’de Endülüs’ü gezerken yaşadığım hislerin aksine 2019’da tesadüfler eseri Barselona’ya yerleşen bir Yahudi olarak belki vatandaş olmanın verdiği yasal rahatlıktan belki de burada edindiğim arkadaşlar sayesinde şehre çok kolay uyum sağlamamdan kendimi gerçekten ‘buralı’ hissediyorum ve köklerimi yeniden keşfediyorum. Çocukken hep büyüklerden duyduğum, boş konuşan insanlardan bahsederken kullandıkları Ladino ‘vaziyo’ kelimesinin ispanyolcada tam olarak boş anlamına gelen ‘vacio’dan geldiğini öğrenmemle bir aydınlanma yaşamıştım. Atalarımın ölüm döşeğindeki dilini böylece merak etmeye başladım. İspanyolcayı ilerletmemle artık anneannemin Ladino konuşmalarını da az çok anlayabiliyorum ve Ladino yazılar okumaya gayret ediyorum. Dünyanın farklı yerlerindeki Sefarad cemaatlerin tarihini, kültürünü merak edip araştırıyorum. Her ne kadar dine inanmasam da dünyanın dört bir tarafından gelen Yahudi arkadaşlarımla bayram kutluyorum, Şabat yapıyorum. Ve kendi Yahudi kimliğim üzerine daha çok düşünüyorum.

Avrupa seyahatlerinde artık vize almama gerek kalmaz diye başvurduğum ve uzun uğraşlar sonucu edindiğim İspanyol vatandaşlığı bana çok farklı kapılar açtı. Türkiye’den arkadaşlarım ‘sen artık İspanyol mu oldun?’ diye sorunca net bir cevap veremesem de şimdilik kendimi ‘Barselona’da yaşayan Türkiyeli bir Sefarad’ olarak tanımlıyorum!


[1] https://www.barcelonabusturistic.cat/en/jewish-quarter

[2] http://www.cibonline.org/index.php?option=com_content&view=article&id=61&Itemid=53

*Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.