Holokost Makaleler

İsrael’in Demjanjuk Kararı Ne Kadar Hukuka Uygun Ne Kadar Adildi? – Betsy Penso

İsrael tarihi boyunca yaklaşık 30 sene arayla iki Nazi’yi yargıladı. Biri pek ünlü Adolf Eichmann davası, ki bu İsrael mahkemelerinin tarihi boyunca aldığı tek idam kararı. Diğeri ise günümüzde daha az bilinen ancak 80’lerin sonuna damga vurmuş John Demjanjuk’un davası. Peki bu dava nasıl sonuçlanmıştı? İsrael Yüksek Mahkemesi, Demjanjuk’un bir Nazi olduğunu saptamasına rağmen 7 senelik yargılama sürecinin sonunda beraat ettirmişti.

Ama neden? Bizzat Treblinka kurtulanlarının Demjanjuk’u teşhis etmelerine, sunulan yüzlerce sayfalık kanıta ve hatta Demjanjuk’un Sobibor’da bulunduğunu itiraf etmesine rağmen, Eichmann’ı hızlı bir yargılamanın ardından infaz eden mahkeme, neden Treblinka’nın Korkunç Ivan’ını kendisine yargılaması için teslim etmiş Amerika Birleşik Devletleri’ne iade etmişti?

John Demjanjuk davası Netflix’in 2019’da yayınladığı ‘Devil Next Door’ (‘Treblinka’nın Korkunç Ivan’ı) isimli mini belgeselinde[1] ele alındığından beri daha çok biliniyor. Üzerine bir de 2020 Ocak’ta yeni ortaya çıkan Sobibor kampı fotoğraflarında[2] John Demjanjuk olduğu düşünülen bir kişinin görünmesi hikayeye ve tarihe yeni bir boyut kazandırdı.

Hikayeyi kısaca hatırlayalım

1920’de Ukrayna’da doğan John Demjanjuk[3] 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’ye göç etmişti. 70’lerde kendisinin Nazi olduğuna dair söylentiler ortaya çıkmış, ABD’deki Yahudiler başta olmak üzere kamuoyunun büyük tepkisini çekmiş, yargılanması için gösteri yürüyüşleri düzenlenmişti. Cleveland’da Ford fabrikasında çalışan Demjanjuk, kiliseye giden, çocuklarına babalık eden, sakin bir hayatı olan bir adamdı. Treblinka kurtulanı Eugene Turovsky, başka bir Nazi’yi teşhis etmek için gittiği oturumda, Treblinka’nın Korkunç Ivan’ını görüp teşhis etmişti, fotoğrafın John Demjanjuk’a ait olduğu iddia ediliyordu. Treblinka’nın Korkunç Ivan’ı, yüz binlerce insanın ölümünden sorumluydu.

Amerika Birleşik Devletleri Demjanjuk’un eylemlerinin kendi yargı alanına girmediğini düşünüyordu. Suç Amerika’da işlenmemişti ve aynı şekilde Amerika vatandaşlarına karşı da işlenmemişti. Demjanjuk’un yargılanmasını için ABD’nin yapabileceği tek şey onu vatandaşlıktan çıkarması ve yargılanabileceği İsrael’e iade etmesiydi. Öyle de yaptı. 1986 senesinde Demjanjuk İsrael’e vardı ve yargılanma süreci hemen başladı. Bir seneyi aşan duruşmaların sonucunda[4] Demjanjuk’un Treblinka’nın Korkunç İvan’ı olduğu saptanarak idamına karar verilmiş, dosya temyize gitmiş ve Yüksek Mahkeme Sobibor kampında çalıştığının saptığındığını belirtmesine rağmen Demjanjuk’un, Korkunç Ivan olduğuna dair yeterli kanıt olmadığına karar verip beraat ettirmişti. Demjanjuk sonra ABD’ye iade edilmiş ve tekrar vatandaşlık kazanmıştı. Ancak daha sonra 2000’li yıllarda ABD Demjanjuk’un tekrar peşine düşmüş, vatandaşlığını tekrar düşürmüş ve bu sefer de Almanya’ya iade etmişti. Demjanjuk Almanya’da bu sefer Sobibor kampında görev yapmaktan yargılanmış ve hüküm giymişti. Davayı temyiz etmiş, temyiz sonucunu beklerken Alman hukukuna göre ‘masum’ bir şekilde ölmüştü.

Ivan Demjanjuk adına düzenlenen kamp kimliği. Savunma bu kimliğin KGB tarafından hazırlanmış sahte bir kimlik olduğuna ilişkin savunma yapmıştı.

Hukuka Uygunluk

Peki İsrael Yüksek Mahkemesi, en azından Sobibor kampında görev yapmış bu Nazi’yi neden kendisi cezalandırmamıştı?

Bu sorunun tek bir cevabı yok. Bu soruyu hukuki, psikolojik, sosyolojik ve siyasal anlamda ele almak en doğrusu olacaktır.

Savunma Hakkı

İsrael Ceza Muhakemesi Kanunu[5]’na göre şüphelinin yöneltilen suçtan başka bir sebeple hüküm giyebilmesi için iki şartın sağlanması gerekli:

  1. Sunulan deliller arasında başkaca bir suçun işlendiğine ilişkin gösterge olması (ki bu davada bu mevcuttu)
  2. Yargılama süresince şüphelinin bu suç için savunma yapmış olması.

Öncelikle Mahkeme’nin düşündüğü şey savunma hakkıydı. Yargılama boyunca Demjanjuk kendisini Treblinka’nın Ivan’ı olmama konusunda savunmuştu, ona yöneltilen suçlamalar Sobibor’un veya Twainki’nin Ivan’ı olduğu konusunda değildi. Bu durumda mahkemenin Demjanjuk’u direkt olarak suçlamadığı ve savunmasını almadığı bir konuda mahkum etmesi hukuk ilkelerine aykırı olacaktı.

Suçluların İade Anlaşması

1961’de başlayan Adolf Eichmann davasının en hukuka aykırı olan kısmı şüphesiz Eichmann’ın Arjantin’den kaçırılmasıydı.[6] Eichmann’ın davası[7] süresince Arjantin İsrael’i protesto etmiş hatta konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne taşımıştı. İsrael ise, Arjantin’in daha önce iade taleplerinin karşılanmadığını bilmesinden ötürü risk almamış ve Eichmann’ı kaçırmıştı. Bu sayede İsrael tam anlamıyla Arjantin’e karşı sorumlu da olmamayı başarmıştı. İsrael, dünya yargılama tarihinin sayılı ve en önemli örneği olan ‘evrensellik yetkisini[8]’ tatbik ederek Eichmann’ı yargılamıştı[9]. Bu kısaca, Eichmann’ın suçlarının insanlığa karşı işlenmesi sebebiyle İsrael’in Eichmann’ı yargılama yetkisi olmasıydı.

Demjanjuk davasında ise durum bambaşkaydı. John Demjanjuk İsrael’e, İsrael ve ABD tarafından imzalanmış Suçluların İadesine ilişkin Anlaşma kapsamında teslim edilmişti. Anlaşmaya göre[10] taraflar iade edilen şüpheliyi sadece ‘iadeye sebep gösterilen suç’tan ötürü yargılayabiliyorlardı. John Demjanjuk, Korkunç Ivan olması sebebiyle iade edilmişti. Mahkemenin anlaşmaya göre Demjanjuk’u başka bir suçtan yargılaması teoride imkansızdı. Ancak diğer taraftan temyiz sonrası, dönemin Clinton yönetiminden anonim bir kişinin İsrael’in Demjanjuk’a yeni suçlamalar yöneltmesi durumda ABD’nin ses çıkartmayacağını da belirtmişti. Yani ABD Demjanjuk’un öyle veya böyle cezalandırılmasını istiyordu. Nitekim, ABD daha sonra Demjanjuk’u yargılanması için Almanya’ya iade etmişti.

John Demjanjuk’un beraat edişinden sonra yakalanmış bir kare.

İki Kez Yargılama Yasağı

Yüksek Mahkemenin düşündüğü bir diğer problem ise, Demjanjuk’un aynı eylemlerden dolayı iki defa yargılanacağıydı. Bu iki kez yargılanma olmaz ilkesine (ne bis in idem) aykırıydı. Dahası ikinci defa yargılanması durumunda yine beraat ederse Holokost inkarcılarının ekmeklerine yağ süreceklerinden endişe ediyorlardı.

İsrael’in İtibarı

Mahkemenin muhtemelen düşündüğü bir başka şey ise İsrael’in uluslararası güvenirliğiydi. Tüm dünyanın nefesini tutarak canlı yayından izlediği Demjanjuk davasında İsrael ‘öyle veya böyle’ ceza vermiş olmak istemiyordu. Hukuk ilkelerine oldukça sadık davranıyorlardı ve her şey çok şeffaftı. İsrael’in ve yargı sisteminin İtibarına zarar gelmesini istemiyor olabilirlerdi, İsrael’in adil bir portre çizmesini istiyorlardı.

Adalet

Peki gerçekten adiller miydi?

Holokost’un içeriği, derinliği ve etkisi Eichmann davasında su yüzüne çıkmıştı. Savaş kurtulanlarının tanıklıkları ilk defa o zaman geniş kitlelerce işitilmişti. Demjanjuk davasında ise mahkeme, Treblinka kampından kurtulup duruşmada John Demjanjuk’u Korkunç İvan olarak teşhis eden beş kişinin şahitliklerini değersiz saymış, savunmanın bu kişileri ‘yalancı’ olarak suçlamasına izin vermişti. 80’lerin sonunda artık yaşlanmaya başlamış Holokost kurtulanları Demjanjuk’un beraat kararından sonra feryat etmiş[11], ağlamış ve hatta devlete küsmüşlerdi. Holokost bir daha yaşanmasın diye kurulan bir devlet bir Nazi’nin elini kolunu sallayarak ABD’ye dönmesine nasıl olur da izin verirdi?

Tanıkların bazılarının verdikleri çelişkili anlatımlar, bir tanığın daha önce Korkunç Ivan’ı öldürdüğünü iddia etmiş olması, mahkeme salonunda dökülen göz yaşları ve yaşanan drama sonucunda cevaplanamayan bir soru vardı: Demjanjuk gerçekten Korkunç Ivan mıydı? Şüpheden sanık yararlanmıştı. Çünkü kimse yüzde yüz bu kişinin Demjanjuk olduğuna veya olmadığına ikna olamıyordu, adam mükemmel bir oyuncuydu.

Demjanjuk’un Savunması

Demjanjuk’un beraatindeki en önemli noktanın savunması olduğu yadsınamaz. Demjanjuk bir Nazi esiri olduğunu, bu sebeple Trawinki’de bulunduğunu söylüyordu. Koltuk altındaki Nazi dövmesini bu şekilde açıklıyordu. Demjanjuk’un ABD’li avukatının yanında ise daha sonra tüm savunmayı eline geçirecek İsraelli avukat Yoram Sheftel bulunuyordu. Yani bir başka deyişle bir Yahudi bir Nazi’yi temsil ediyordu. Bu İsrael toplumu için bir ilkti. Çünkü Eichmann’ın İsrael’deki yargılanmasında onu avukatı olarak Alman Robert Servatius temsil etmişti.[12] İsrael kanunlarına göre avukat olmayan birinin mahkemede temsil yetkisini kullanabilmesi için özel yetki çıkarılmıştı. Eichmann’ın Yahudi bir avukatı olmamıştı.

Yoram Sheftel yargılama süresince ailesi dahil herkes tarafından dışlanmış ve hatta onu neredeyse kör edecek bir saldırıya maruz kalmıştı. Sheftel atalarının maruz kaldığı Holokost’a hiç mi saygı duymuyordu? Netflix belgeselindeki anlatılar ışığında Sheftel müvekkilinin kesinlikle Treblinka’nın Korkunç Ivan’ı olduğuna inanmadığını görüyoruz. Dava süresinde ise bir televizyon programında yalan makinesine bağlanmış fakat makinenin sonucuna göre ‘yalan söylediği’ iddia edilmişti, yalan makinesinin sonucuna göre, o da müvekkilinin Korkunç Ivan olduğunu düşünüyordu. O zaman bu savunmayı sadece para için mi yapmıştı? Kötü de olsa bir avukatlık şöhreti için mi yapmıştı? Sheftel’in bu denli eleştirilmesi normal mi? Suçluların savunma hakkı yok mudur?

John Demjanjuk’u temsil eden avukat takımı, ortada Yoram Sheftel.

Bu noktada aklıma Koç Üniversitesi’nde aldığım Ceza Hukuku dersinin ilk oturumu geliyor. Öğretmenimiz sınıftaki kadınlara bir tecavüzcünün avukatlığını yapıp yapmayacağımızı sormuştu. Yüzde doksanı kadın olan sınıftan tek bir el kalkmamıştı. Daha sonrasında bize anlattıkları arasında çok önemli iki nokta vardı:

1- Sanığın kanıtlanana kadar tecavüzcü olmadığı ve boş yere suçlanıyor olabileceği,

2- Sanığın tecavüzcü olduğuna emin olsak bile hukuka uygun bir biçimde yargılanmasını sağlamak gerektiği,

Işte bu yüzden Demjanjuk’un İsraelli bir avukat tarafından temsil edilmesi değerlidir. Fakat Holoksot kurtulanlarına yalancı muamelesi yaparak savunmasını oluşturması, Demjanjuk’un hukuka aykırı yargılanmasını engellemekten ziyade onu aklamaya çalışması İsrael kamuoyunda onu adeta bir persona non grata haline getirdi.

Sonuç

Üzerinden 27 sene geçmesine rağmen bugün hala adalet duygumuzu tam anlamıyla tatmin etmeyen bu davada hukuka aykırı bir unsur bulmak güç. Sanık adil bir şekilde yargılanmış ama adalet tam anlamıyla tecelli edememiştir. Hukuka uygun bir yargılama yapması belki İsrael’i o gün uluslararası mecrada itibarlı bir hale getirdi ancak kendi vatandaşlarının da hukuk sistemini sorgulamasına ve kendilerini güvensiz hissetmelerine neden oldu.

İsrael muhtemelen bir daha hiç bir zaman Nazi yargılamayacak ve sonuç olarak yargıladığı iki Nazi birbirinden çok farklı sonlara[13] yelken açarak hikayelerini tamamladılar.


[1] https://www.netflix.com/title/80201488

[2] https://www.timesofisrael.com/sobibor-photo-album-remaps-nazi-death-camp-famous-for-1943-prisoner-revolt/

[3] Mini belgeseli izlememişler için özet: http://dergi.salom.com.tr/haber-194-demjanjuk_kimdi.html

[4] Duruşmaların içeriği, sunulan kanıtlar ve tanıklıklar bu yazının konusu olmayıp, merak edenlerin genel anlamda fikir edinmesi açısından Netflix yapımı The Devil Next Door’u izlemesini tavsiye ederim.

[5] http://nolegalfrontiers.org/israeli-domestic-legislation/criminal-procedure/criminal019ed2.html?lang=en

[6] Bu hikayeyi bilmeyenler için yine Netflix’in yeni versiyonunu çektiği ‘Operation Finale’ isimli filmi izlemelerini tavsiye ederim.

[7] https://encyclopedia.ushmm.org/content/en/article/eichmann-trial

[8] http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2010-1/2010-1-kocaoglu-ss.pdf

[9] Eichmann davası hakkında daha kapsamlı bilgi için: https://www.jstor.org/stable/25722107?read-now=1&seq=1#page_scan_tab_contents, https://www.tau.ac.il/law/members/lbilsky/Eichmann%20Trial%20and%20Legacy%20of%20Jurisdiction.pdf, https://www.asser.nl/upload/documents/DomCLIC/Docs/NLP/Israel/Eichmann_Judgement_11-12-1961.pdf

[10] https://digitalcommons.lmu.edu/cgi/viewcontent.cgi?referer=https://www.google.com.tr/&httpsredir=1&article=1356&context=ilr

[11] https://www.washingtonpost.com/archive/politics/1993/07/30/israeli-high-court-acquits-demjanjuk-of-war-crimes/ac207ec0-d121-4c6c-a679-14ddae03061e/

[12] https://www.archives.gov.il/en/chapter/behind-scenes-eichmann-trial/

[13] İdam cezasının arkaikliği ve geri döndürülmezliği bu yazının kapsamı dışında kaldığı için tartışılmamıştır. Bu yazıda asıl amaç Demjanjuk’un İsrael’deki yargı serüvenine hukuka uygunluk ve adalet açısından bakmaktır.

*Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.