Göze Çarpanlar

Bir Edirnelinin Anıları: Dan Amca’nın Türkiye Ziyareti

Kaynak: Hudut Gazetesi, Moiz Bayer

1956 senesinin güzel bir Eylül günü Kaleiçi’nin tarihi ahşap bir evinde ebe tarafından doğumu yaptırılan ben Yahudi Cemaati’nin bir üyesi olarak hatıralarımı sizinle paylaşmak istedim. Bu konuda bana yardımcı olan Hudut Gazetesi’ne teşekkür ederim.

50 ve 60’lı yılların başlarında Edirne’de hatırı sayılır büyüklükte bir Yahudi Cemaati mevcuttu. Cemaat mensuplarının çoğu Kaleiçi’nde ikamet ederdi. Zaten eskiden sayısı pek çok olan sinagoglardan tek faal kalanı Büyük Sinagog da Kaleiçi’nde idi.

Daha çok küçükken dahi babamla ve daha sonraları arkadaşlarımla Büyük Sinagog’a giderdim. Sinagog’un hakiki kristal avizeleri mum şeklindeki lambaları dikkatimi çeker, renkli vitray camlardan süzülen güneş ışığının kristal avizelere çarpıp yedi renge dönüşmesi beni çok etkilerdi. Sinagog’da çocuklara ayrı bir bölüm ayrılırdı. Biz çocuklar çok uzun süren dualarda birbirimizle konuşmaya başlardık. Bu sırada Yahudi Cemaati Başkanı Rahmetli Yuda Romano bana bakıp ve sesini yükselterek, “BAYAR!” diye seslenirdi. Büyük Sinagog’da ısıtma sistemi olmadığından kış aylarında hemen arkasındaki küçük sinagog kullanılırdı. O mekanda bir odun sobası vardı.

Sinagog anılarımın devamını sonraya bırakıp çocukluğumdan unutulmaz bir hatırayı sizinle paylaşayım:

Bir amcam ki ‘Dan Amca’ diye bilinirdi. Yıllar önce Amerika’ya göç etmişti. Havaların ısınmaya, günlerin uzamaya başladığı bir Mayıs günü evde Dan Amca ve akrabalarının Amerika’dan Edirne’ye gelecekleri konusu açıldı. Ben daha ilkokula başlamamış, 6 yaşından küçük bir çocuktum ama olup bitenleri çok iyi fark ediyordum. O zamanlar için Amerika Mars, Venüs gezegenleri gibi çok uzak bir diyardı ve akrabaların bizleri ziyaret etmesi çok büyük bir olaydı bizler için. Hemen Yıldırım semtinden bayanlar çağrıldı ve ev baştan aşağı bir daha temizlendi. Yerdeki muşambalar Direk Çarşısı’nda dükkanı olan Adato Efendi’den alınan cila ile bir güzel parlatıldı. Cumhuriyet Caddesi’ndeki yoğurtçuya büyük bir kase getirildi ve bize özel yoğurt yaptırıldı.

Nihayet bir sabah babamın açık mavi Skoda otomobili ile Karaağaç Tren İstasyonu’na doğru yola çıkıldı. Amcam ve akrabaları Amerika’dan Avrupa’ya geçmişler ve o sabah trenle Edirne’ye varacaklardı. O zaman için çok modern olan dizel bir tren istasyona girdi ve kapılar açılınca günlerdir heyecanla beklediğimiz misafirleri karşımızda bulduk. Amcam ve akrabalarını otomuza bindirip evimize doğru yola çıktık. Meriç ve Tunca Köprülerinden geçerken etrafta yoğun bir sis vardı ama şehrin girişinde sis biraz dağıldığında karşımıza bir simitçi çıktı. Bunu gören ve Edirne Bostanpazarı’nda doğup büyüyen Dan Amcam büyük bir heyecanla otomuzu durdurup yıllardır hasret kaldığı simitten almak istedi. Simitlerin tamamını satın aldığımızda satıcı çocuk çok sevinmişti. Eve vardığımızda masaların üstleri sadece önemli misafirler için kullanılan lale desenli örtülerle kaplanmıştı. Misafirler biraz da yol yorgunluğu ile masaya oturdu ve o çok lezzetli kahvaltıyı yavaş yavaş ederken saatlerce sohbet edildi.

Amcam bana o güne kadar görmediğim ucu silgili sarı renkte kurşun kalemler, değişik bir aroması olan çikletler ve ortasında delik olan ve bugün de piyasada olan şekerler vermişti. Amcam ve misafirlerin Edirne günleri çok güzel geçmiş ama Türkiye’de ilk kez bulunan Amerika doğumlu misafirler tuvalet konusunda şikayetçi olmaya başlamışlardı. Hayatlarında ilk kez gördükleri alaturka tipi tuvaleti kullanmak istemiyorlardı. Misafirleri bazen Cumhuriyet Caddesi’nde çok modern bir evi bulunan tanınmış Diş Hekimi Anri Matatya’nin evine götürüyor ve oranın alafranga tuvaletini kullanmalarını sağlıyorduk. Sonunda misafirler isyan ettiler ve İstanbul’a Hilton Oteli’ne doğru yola çıktılar.

Dan Amcayla Kaleiçi’ndeki evimizde geçirdiğimiz günler belki de hayatımın en neşeli ve unutulmaz günleri idi. Sesi güzel olan amcam şarkılar söylemiş ve Amerika’dan getirilen teyplerle göbek bile atılmıştı. Bir aksam üstü Tugay’ın bahçesine gidilmiş, çaylar içilmiş sohbetler edilmişti.

Çok uzun yıllar sonra Dan Amca’mın katkıları ile Amerika’da yaşamaya başladığımda sık sık 1962 yılındaki güzel anılardan bahsederdik.

*Moiz Bayer’in önceki yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.