Arşiv Röportajlar

Karay Yahudileri: Hakan Altıok ile Röportaj (1)

Binlerce yıllık tarihe sahip Yahudilik inancı, görüş ayrılıkları ve ritüel farklılıklarına konu çeşitli kollara sahip. Coğrafyaya bağlı etnik ve kültürel çeşitliliğin yanında dini tartışmaların da yarattığı bu ayrımlar Yahudi olmayanlar bir yana, bu inancın mensupları tarafından dahi yeterince anlaşılmış ve öğrenilebilmiş değil. Nefret ve ayrışmanın karşısında en etkili silah, öğrenmek ve tanımak. Bu dosyamızda ana akım Rabbinik Yahudilik’ten teolojik ve ritüel ayrımlara sahip Karayları daha yakından tanımaya çalışacağız.

Karay inancının Rabbinik Yahudilik’ten temel farkı sözlü Tevrat. Karaylar, Tevrat’ın Tanrı’dan yazılı biçimde alındığına, sözlü bir yasa içermediğine inanıyorlar. Bu nedenle ana akım Yahudiliğin aksine, Karaylar için Talmud ve Midraş’ta toplanan sözlü yasalar yazılı Tevrat’la aynı bağlayıcılığa sahip değil. İlk izleri Helenistik döneme uzanan bu tartışmanın üzerine, ilerleyen yüzyıllarda Anan Ben David ve Yehuda Halevi gibi önemli din adamları ve filozofların katkılarıyla şekillenen Karaylık, günümüzde nesli tükenmekte olan bir Yahudi mezhebi.

Türkiye’de bulunan Karaylar bugün ne yazık ki onlarla sayılacak kadar azlar ve etkileri de Türkiye’de diğer Sefarad ve Aşkenaz Yahudi cemaatlerine nazaran  sınırlı. Bu vesileyle Türkiye Yahudi toplumu içinde dahi hakkında sınırlı bilgiye sahip olunan bu topluluğun kalan sayılı üyelerine söyleşiler aracılığıyla kendilerini anlatabilmeleri ve bizi bilgilendirmeleri için bir platform oluşturmak istedik. Bu söyleşilerden ilki Karay cemaati mensubu değerli yazar, akademisyen ve düşünür Hakan Altıok’la. Söyleşimiz iki kısımdan oluşuyor.

Keyifli okumalar…

Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Dar çerçeve içine hapsedilebilecek bir tanım vermek yerine şöyle ifade etsem daha içten olur: En başta  kendimi, sonra varlığı bilmeye çalışan birisi olarak tanımlıyorum. Bu bilgiyi ve “haemet”i (hakikat) derinliğine nerede görebildiğime veya görmeye çalıştığıma gelirsek Tanah diyebilirim.

KARAYLIK YAHUDİLİĞİN OTANTİK BİR YORUMUDUR

Sizin için Karay olmak mı daha üst bir kimlik yoksa Yahudi olmak mı?

Karay olmak bana göre bir üst kimlik değil. Yahudiliğin bir yorumudur, bir sektidir. Karaylara göre ise doğru olduğuna inanılan otantik bir Yahudilik yorumudur. Rabinitlerinki nasıl öze dair bir yorum ise  Karaylarınki de bir yorumdur. Talmud’a göre Tora’nın (Tevrat) binlerce yorumu yapılabilir ama Halaha’ya göre tek bir hakikat vardır. Bundan dolayı bir tarafta Karaylar bir tarafta Yahudiler diye bir ayrım yapmamız gerekir ki bu ayrımı doğru bulmuyorum. Diğer taraftan bazı Rabinitlerin düşündüğü gibi Karay Yahudiliği bir sapma, bir yenilik veya bir reform hareketi de değildir. Sanıldığının aksine Karayların bazı dinsel uygulamaları çoğunluğu teşkil eden Yahudilerin bazı uygulamalarından daha eskidir. Diğer taraftan Kudüs’teki Karay Kenesası’na gidilecek olursa, ki bu sinagog Kudüs’teki en eski sinagogtur, Türklerin Kıpçak/Tatar koluna ait kültürel ağırlığın hissedildiği bir yol olduğunu gezerken görebilirsiniz.

Ailenizin kökenini biliyor musunuz? Bizans zamanından kalma bir aileden mi yoksa Osmanlı zamanında bu topraklara göçmüş bir aileden misiniz?

Ailemin soy geçmişinde 19ncu yüzyıla gelene kadar bir Aşkenaz ağırlığından bahsedilebilir. Annemin maternal tarafı zaten Aşkenaz köklere sahip ve 19ncu yy.ın son çeyreğinde Kiev (Ukrayna) civarından Türkiye’ye göç etmişler. Ailemden duyduklarımı; bildiklerimi, öğrendiklerimle birleştirdiğimde, Rusya’nın 1812’deki Napolyon savaşları, şartların değişmesiyle oluşan zorunlu ve kişisel tercihler nedeniyle ailenin bir kolu o dönemki köken yerleri olan Polonya, Litvanya ve Beyaz Rusya üçgeninden göç ederek Rusya ve Ukrayna içlerinde önce Jeltoye More (Sarı göl), Poltava, Gadyaç ve Sarıbölge’sine gelmişler. Bir nevi yüzlerce yıl önce çıktıkları Ukrayna topraklarına geri dönmüşler.

Aslında haritaların kolayca değiştiği, büyük savaşların ve sürekli göçlerin olduğu Yahudiler için de pogromların olduğu acı ve sefalet dolu karanlık bir yüzyıldan bahsediyoruz. 18nci yy.da yapılan Osmanlı-Rus savaşlarının sonucunda Kırım’ın el değiştirmesi bölgedeki Karay topluluğunu derinden etkilemiş. Baba tarafımdaki; ailenin Karay olan kolu, Kırım’da bugünkü adı ile  Leninsky (Diğer adı: Yedikuyu/Sarılar) ve Canköy olan bölgelerde yerleşiktiler. Poltava bölgesindeki kol ile Kırım Karay kolu bir şekilde birleşip 19ncu yy.ın ortalarından itibaren Anadolu içlerinde  önce Nevşehir/Gülşehir’e sonra da civardaki Sarılar adlı bir kasabaya yerleşmişler. Rusya ve Ukrayna içlerinde geldikleri bölgedeki Sarı yer adları ile Osmanlı İmparatorluğu içinde geldikleri yerde yerleştikleri Sarılar yer adının benzerliği tesadüf olmasa gerektir. Sarılar kasabası ile ilgili anlatılan köken hikayesinde Zalman, Alika, Çilbekirler ve Körtülü adlı yerleşimcilerden bahsedilir. Zalman ve Alika’nın Ukrayna ve Kırım’dan gelen ilk göçmenler olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte ilerleyen zamanlarda buralarda da kalmayıp Ankara ve başka kentlere yer değiştirmişler.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Çarlık Rusya’sına geçen Kırım Hanlığı’ndaki Karaylarla  ilgili bir anekdot da paylaşılır: 1783 yılında Kırım Hanlığı Ruslar tarafından işgal edildikten sonra Çariçe II. Katerina Kırım’a gelir ve hanlığa bağlı devlet memurları ile görüşür. Kırım Hanlığı darphanesinin başındaki bir Karay olan Binyamin’e sıra geldiğinde kendisi Çariçe Katerina’ya Karayların Rus egemenliği altında yaşamak yerine  Osmanlı İmparatorluğu topraklarına gitmek istediklerini bildirir. Bunu duyan Çariçe hem üzülür hem de çok kızar ve Karayların haklarını kısıtlayarak ağır şartlar uygular. Karayların, Türkleri ve yaşadığı yerleri tercihlerini bugün yaptığım okumalardan çıkarıyorum ki Doğu Avrupa ve Rusya Aşkenazları da birçok kez izlemiştir. Leninsky, Çufut Kale’ye yaklaşık 45 km mesafede olan küçük bir yer. Hatta Kırım’da bugün Leninsky bölgesinde Komsomolskiy Park’ın hemen yakınında 19ncu yy.dan kalma Sivastopol Karay Kenesası da bulunur.

“Karaylar ve Rabinit Yahudiliği zannedildiği gibi geçmişte ayrılmış veya kopuk değildir.”

Bir azınlık cemaati içerisinde azınlık olmak nasıl bir duygu?

Genelde pozitif bir yapım var. Çevremde gelişen olumsuzluklardan kolay etkilenmem ve olumluya dönmesi için çabalarım. Samimiyetinden şüphe etmediğim arkadaşlarım ve yakınlarım var; bu insanlar gerçekten Yahudiliğin içindeki farklılıklara saygı duyup empati yapabiliyorlar. Türkiye Yahudi cemaatinin veya İsrail’deki Yahudilerin çoğunluğunun Karaylara karşı olumsuz bir tutumu olduğu iddiası ile de zaman zaman karşılaşıyorum. Açıkçası bunun antisemit bir propagandanın aracı olabileceğine dair şüphelerim var. Bazen sosyal medyadaki kitleden bazen de Karaylık hakkında görüş bildiren mürekkep yalamış insanlardan kaynaklı İsrail’in Kırım’da Baltatiymez Karay Mezarlığı’nı yağmaladığı veya yok etmeye çalıştığı gibi iddialarla da bunlar destekleniyor. İsrail, Karayları yok etmeye çalışıyor gibi absürt ve trajikomik iddiaların gerçek gibi algılandığına da tanık oluyorum. Oysa İsrail, Karayları ve haklarını tanıyan bir devlettir.

Bununla birlikte elbette her şey de süt liman değil.  Karayların da Türkiye’de ve dışında karşılaştığı bir takım güçlükler var. Karaylarda Yahudiliği ileten soy babadan gelir. Tanah’ta olduğu biçimde patrilinealdır. Koenlik gibidir. Bundan kaynaklı olarak Yahudilik sorgusu yapılması tutarsız bir iştir, eğer empati yapılırsa Karayların da aynı sorguyu Rabinitler için yapabileceğidir. İsrail, Karay evliliklerini tanıyor, geçmişte ve günümüzde İsrail’de önemli kurumlarında çalışan birçok Karay da var. İsrail’deki Karaylar az sayıdaki Hasidik gibi İsrail’in varlığına muhalefet de etmezler. Hatikva’nın şuurunda olan bir toplumdur. Bununla birlikte bazı insanlarda tamamen bilinçsizce ve safsatalar üzerinden kaynaklanan bir biçimde Karaylığı kabule zorlandıklarına ve hoşlarına gitmediğine de tanık oldum. Karayların Yahudi olup olmadığı gibi bir sorunsal 19-20.yy.a gelene kadar oluşmamıştır. Neden oluştuğu konusu ise tamamen 19. yy.daki  “ulusçuluk” kavramı ve Avrupa’nın her yerinde Yahudilere uygulanan hadsiz pogrom benzeri uygulamalardır. Bazı Karay liderlerinin bu sıkıntıları aşma biçimi farklı ve bugünün gözüyle bakıldığında anlamsız görünebilir. Oysa Şabat’ta bile Pikuah Nefeş  temel bir prensiptir.

Karaylar ve Rabinit Yahudiliği zannedildiği gibi geçmişte ayrılmış veya kopuk değildir. Karayların okuma listesinde Rambam vardır ya da 19. yüzyıl başında Karayların hakhamlığına seçilen ve hatta Türkçü eğilimleri olan Hakan Seraya Szapszal’in Rabinit öğrencileri de vardır. Örnek olarak bunlardan birisi olan Abram Bronzaft, Hakan Szapszal’a “Rabi’m ve öğretmenim” diyerek sesleniyordu.  Bırakın Bnei Yisrael’den sayılmamayı, Karaite bilginlerinin geçmişte Rambam tarafından Yahudilik içindeki karşıt ideologlar olarak belirlendiğini bilmemiz gerekir. Sorun şudur:  ana akım çizgi içinde olan azınlıkta olana “lütfediyor” gibi bir tavır takınıyor ve bunun maalesef farkında bile değil. Oysa Namık Kemal’in ünlü özdeyişinde dediği üzere “Müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğar”. Yani fikirlerin müzakeresinden/çatışmasından hakikat güneşi doğar. Bana göre Karaylar sayıları az olmasına rağmen Yahudi ilim ve kültür tarihi içerisinde bu misyonu yüklenmişlerdir.

Devamı önümüzdeki günlerde…