Poyrazoğlu’nun Taşaklıyan’ı

Kaynak: Ahval, Alin Ozinian

1996’da, Leman’ın 22 Eylül sayısında Can Yücel’in “Kadın diye” adını verdiği bir şiiri yayınlanmıştı.

“Hep üzülüyorum kadın doğmadım diye
Kim bilir ne oyunlar oynardım erkeklere
Halt etmiş yanımda Meryem ana
Bilmezdim bile İsa’yı kimden peydahladığımı
Haksız mı çıkardım? Yoo!”

Şiirin bu mısraları dikkat çekmiş, bir vatandaşın başvurusuyla “Basın yoluyla kutsal değerlere hakaret” suçundan ceza davası açılmış ama Yücel davadan beraat etmişti. Düşünce özgürlüğü olan herhangi bir ülkede bu mısralar suç sayılmamalı.

Yücel’in mahkemede yaptığı savunmada anlattığı “onla bunla yatan iffetsiz Rum kız” fıkrası ise küçümseyen, ötekileştiren içeriği ve cinsiyetçi vurguları sebebiyle olayı takip edenlerin yeni sorular sormasına sebep olmuştu.

Sonraları Yücel’e bir dostunun bu satırlarından Ermenilerin de alınmış olduğunu hatırlatması üzerine, Yücel oldukça akılcı bir cevap vermişti: “Allah aşkına kaç tane Ermeni kaldı da alınacaklar…”

İnsan üzerken, bir insanı ne kadar üzdüğünüze değil, ne kadar insanı üzdüğünüze odaklanmanız gerektiği gerçeği ile hareket etmişti Can Yücel. Makuldü.

Ali Poyrazoğlu’nun yarattığı ve “Taşaklıyan” soyadını verdiği, ilk bakışta seks düşkünü, ahlak yoksunu hafif meşrep Ermeni karakteri gördüğümde aklıma Yücel’in bu sözleri geldi.

Evet, pek tabii alınabilir hatta üzülebilirdi Ermeniler ama şunun şurasında kaç Ermeni kalmıştı canım…

İnsanı güldürmenin, komedinin dezavantajlı gruplar üzerinden, dahası bunun son derece kaba ve gurur kırıcı bir yol izlenerek yapılması Türk tiyatrosu ve sineması için yenilik değil.

Yeşilçam’ın “Ermeni adı olan, Rum aksanı ile konuşan ve Musevi olduğu söylenen” gerçekten uzak, tuhaf kurgu kadın yan karakterleri düşünüldüğünde, Ali Bey yarattığı karakterde oldukça başarılı; doğru bir Ermeni aksanı kullanmasının yanında Arşaluys (Ali Bey Arşaluyz diyor, olur o kadar hata) ismi, -yan ile biten soyadı da karakterin etnik aidiyetini doğruluyor.

Osmanlı dönemindeki Karagöz oyunlarından başlayarak, günümüze kadar, edebiyat, tiyatro ve televizyon dizi/filmlerinde gördüğümüz Gayri-Müslimler başta olmak üzere tüm “azınlık” grupların temsili sıkıntılı ve gerçekten uzak.

Yaratılan klasik karakterler (pansiyoncu Ermeni, fahişe Rum, antikacı Yahudi) hep kadrajdan uzakta bir “öteki” oldular. Yıllardır, çoğunluğun dışında kalmaya zorlanmış, hatta itilmiş azınlığın gerçek dışı ve yanlı anlatımı, farklı oluşlarına yapılan psikolojik ve fiziki vurgu ve alay kuşkusuz toplumda olumsuz etkiler bıraktı.

Sadece azınlıklar değil, “bizim gibi olmayan” her türlü grubun “yansıması” o grubun temsilcileri ve büyük toplum arasındaki arayı daha açtı. Son yıllarda bu bakış az da olsa değişmeye, yeni farklı eserler doğmaya, insanlar yaptıkları işe bir parça daha siyasi doğruculuk ile eğilmeye başladı.

Ali Bey’e ait ve kendi izni ile sosyal medyada paylaşılan “açıklama” Ermeni karaktere “Taşaklıyan” soyadını vermenin yanlışlığını kabul etmekten çok uzak. Açıklama yapılan yanlışın katmanlarını ve derinliklerini göstermesi açısından daha da can sıkıcı.

Öncelikle ülke siyasetini ve sosyal yaşamını ele geçirmiş kuşkuculuk, her memnuniyetsizliğin altında bir dış güç, bir “çıbanbaşı” arama alışkanlığı ilk satırdan kendini belli ediyor. “Bu iş (yapılan eleştiriler) kimin başının altından çıktı bilmiyorum ama Ermeni sanatseverin yüzde 90’ı oyundan memnun” diyor Poyrazoğlu.

Türkiye Ermeni Patrikhanesi kayıtlarının bile Türkiye’deki Ermeni nüfus sayısını net bir şekilde yansıtamadığı bu günlerde Poyrazoğlu’nun belirttiği rakamın fanteziden öteye gidemeyeceği bariz.

Poyrazoğlu “Taşaklıyan” soyadına tepki gösterenleri rahatlatıyor, o kadın “Cesur bir Cumhuriyet kızı, soyadı da Taşçı dedesinden dolayı, Taş Aklıyan” diyor. Kısaca, “Yutmazsan, gargara yap” diyor.

Şaşırmıyoruz. Azınlıklar tüm Cumhuriyet tarihi boyunca bağlılığını ispata zorlandı, bu yüzden önümüze konulan klasik “cesur bir cumhuriyet kızı” karakteri, misal 1980 öncesi örgütlü yaşayan, sol politik görüşü nedeniyle cezaevine girmiş bir genç kadın ya da muhafazakâr, mutfağına ve kilisesine bağlı bir Ermeni değil.

Ekliyor Poyrazoğlu “taşaklı bir kadın” olduğu için bu ismi layık gördüm diyor. Yıl 2019, kadının gücü, cesareti erkeğin cinsel organı ile betimlemekten vazgeçilemiyor.

Poyrazoğlu ne yaptığı cinsiyetçiliğin, ayrımcılığın ne de elitizmin farkında…

Tecrübeli bir sanatçı, haliyle açıklaması da afili bir finalle bitiriyor Ali Bey. “Aklı başında, gerçek tiyatro-sever Ermeni dostlarım benim yanımda.” diyor.

Eleştirenlerin aklı başında olmayan, tiyatrodan da anlamayan kişiler olduğunu iddia ediyor.

Zor. Herhangi bir Ermeni grubu tarafından ayakta alkışlanan Ermenilere yapılan ayrımcılığın, ayrımcılık olmaktan sıyrılamayacağını anlatmak zor. Ermeniler arasında da insan hakları ve etiği sindirememiş olanların varlığını açıklamak güç.

Ermeniler arasında kendilerine yapılan ayrımcılığı anlamayanlar ve anlamak istemeyenler var. Yıllardır var ve hep olacaklar, hiç bir toplum yekpare değil, olması da gerekmiyor.

Poyrazoğlu’nun crossdresser’lığı topluma sanat ve komedi tadında sunması, bunu yaparken toplumun büyük kısmı tarafından ayrımcılığa uğrayan dezavantajlı bir grubu temsil eden kadın karaktere argoda  “erkek cinsel organı” anlamına gelen bir kelimeye “yan” ekleyerek bir soyadını vermesi bazılarının canını sıkmamış olabilir.

Bu, yani Ermenilerin Cumhuriyetin asi kızı “Taşaklıyan” rolündeki Poyrazoğlu’nu ayakta alkışlaması, yapılanın doğru olduğunu göstermiyor, yanlışı telafi etmiyor ne yazık ki.

Poyrazoğlu’nun yıllarını tiyatroya vermiş, sevilen, başarılı, usta bir sanatçı, ayrımcılık yapacak “son kişi” olması hatta Ermenileri çok sevmesi bile, bu yapılırken “fark edilmeyen” ırkçılığı yok saymamızı, sineye çekmemizi gerektirmiyor.

Not: Konu ile ilgilenenlere, Dilara Balcı’nın “Yeşilçam’da Öteki Olmak”, Gül Yaşartürk’ün “Eleni, Kiko, Maria ve Yorgo: Türk Sinemasında Rumlar”, Nubar Terziyan’ın “Ne idim, ne oldum”, Rohat Alakom’un “Türk Romanın’da Kürtler”, Murat Belge’nin “Edebiyatta Ermeniler” ve Herkül Milas’ın “Türk Romanı ve “Öteki” (Yunan) kitaplarını okumalarını öneririm.

*Avlaremoz’un resmi bir görüşü yoktur. Yayımlanan yazılar, yazı sahibinin kendi görüşleridir. Çok sesli bir platform olma amacı taşıyan Avlaremoz’da, nefret söylemi içermedikçe, farklı düşünceler kendisine yer bulmaktadır.


Bunları da beğenebilirsiniz...