Avrupa’nın Kaçınılmaz Antisemitizmi

Grip gibi: rahatsız, bazen ölümcül ve her zaman bizimle

Kaynak: The Atlantic, Ben Judah, 21 Şubat 2019

Çeviri: Nesi Altaras

Çocukken antisemitizmin kara veba gibi olduğunu düşünürdüm: trajik, kâbus gibi, ve tarihi. Milyonları öldürmüştü. Teorik olarak korkunçtu. Ancak artık sadece fakir ve uzak ülkelerde salgınlar oluyordu. Anneannemin hayatını mahvetmişti ama benimkinin parçası olmayacaktı. 

Ama şimdi anlıyorum ki antisemitizm aslında grip gibi: rahatsız, hastalıklı, bazen ölümcül ve her zaman bizimle. Her on yılda bir mutasyon geçirip yeni bir salgın oluyor. Geri kalan zamanlarda etrafta uçuşuyor, baş ağrısı, ter ve baş dönmesi yapıyor. Öldürmüyor, sadece yoruyor.

Fransa’da Yahudi akrabaları olan, çifte Fransız vatandaşı bir İngiliz Yahudi olarak bu gribi bir süredir yaşıyorum. İlk ne zaman hissettiğimi düşünmeye çalışıyorum. İngiliz İşçi Partisi’nden ayrılıp Doğu Londra’dan Parlamento’ya seçilen George Galloway’in antisemit 2005 kampanyası sırasında mıydı? Yoksa 2006’da Paris’te antisemitler İlan Halimi’yi kaçırıp öldürdüklerinde miydi?

Hatırlamıyorum. Ama kendime hep geçeceğini söyledim. Bir kaşıntıydı. Anneanneme Hitler Almanya’sında 1933’te olan olmayacaktı, beni mülteci yapmayacaktı. Hatta beni şu veya bu işten alıkoymayacaktı; anneannemin ara sıra bahsettiği Hamburg ve Berlin’de onun doğumundan önce yaşayan ailesi gibi.

Antisemitizm o kadar önemli değil diye düşünürdüm. Kalkıp Kahire veya Tahran’a taşınmadığım sürece. 2015’te Galloway destekçileri beni duvara yapıştırıp boğazlayıp yumruk attıktan, “Git buradan pis Yahudi” diye bağırdıktan sonra bile böyle düşündüm.

Hata yaptım. Bu hafta 8 İşçi Partili parlamento üyesi partilerinden ayrılıp bağımsız oldular. Bunun arkasındaki azımsanamayacak bir sebep İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’i takip etmeye devam eden antisemitizm krizi. [İşçi Partisi’nden ayrılıp bağımsız olan Yahudi parlamento üyesi] Luciana Berger’in hamile haliyle eski partisinin “kurumsal olarak antisemit” olduğunu söyleyişini gerilerek izledim.  

Ama olay İşçi Partisi ile ilgili değil.

Aynı hissi, daha kuvvetli olarak soğuk bir ter gibi, Yahudi entelektüel Alain Finkielkraut’un sarı yeleklerle çevrildiği videoyu izlerken de duydum. “Filistin,” “Fransa bize ait,” “Pis Siyonist,” ve “Halk seni cezalandıracak” diye bağırdılar.

İki durumda da aslında Yahudilerle ilgisi olmayan şeyler – parlamenter bir ayrışma, akaryakıt fiyatındaki artıştan başlayan bir protesto hareketi – yine Yahudilere odaklandı. Küfürler tek başlarına beni dertlendirmiyor. Benim dert edindiğim bunların Avrupa Yahudisi olmakla ilgili ne söylediği. Gripten kaçış yoktu; her yeri sarmıştı.

İngiltere’de Berger ve Fransa’da Finkielkraut aynı hikâyeyi anlatıyordu. Bir süredir Avrupalı Yahudilerin toplumsal alanda, belirgin figürler olarak yaşabiliyordu. O dönem kapanmış, Yahudilerin toplumsal hayatta sadece antisemitizmle tanımlandığı döneme dönülmüştü. Hitler’in günlerine değil, Benjamin Disraeli ve Pierre Mendes-France’ın zamanına dönmüştük; Yahudi bir toplumsal figür olmanın bitmeyen bir kavga olduğu bir devir. Ölümcül değil, aşılmaz değil, sadece yorucu. Sonsuza kadar kendinize karşı oluşan komplo teorilerine karşı manevra gerektiren bir süreç.

Bu durum solda, sağda, ortada, her yerde. Corbyn destekçisi Momentum hareketinin Yahudi kurucusu ve başkanı Jon Lansman’ın parti liderini savunmasını ve sıkı destekçileri eleştirmesini izlemek de bir adamın toplumsal hayatının antisemitizmle tanımlanışıdır.

Solu eleştiren sinirli köşe yazarlarından solcu komedyen ve Corbyn destekçisi David Schneider’e sayısız İngiliz Yahudi Twitter’da antisemitizm ve anti-Siyonizm’in ayrımını çözmeye çalışıyor. Facebook bitmeyen anti-antisemit hesaplarla dolu. Hayatlar antisemitizm tarafından ele geçirilmiş, çalınmış.

Ve ben bundan nefret ediyorum. Hayatların antisemitizm tarafından ele geçirilmesini görmekten nefret ediyorum. İnsanların akıllarının böyle kuşatılmasından nefret ediyorum. Bunun her düşünceden Yahudi için yarattığı psikolojik zarardan nefret ediyorum.

Bunun hep negatif, saldırı altında, güvensiz bir akıl durumu yaratışından nefret ediyorum. En mutlu, sakin insanları Twitter savaşçılarına, tek bir konuya odaklı savunuculara dönüştürüşünü sevmiyorum. Çirkinikten, mutsuzluktan, bu halin yarattığı Yahudi tecrübesinden nefret ediyorum. Paranoyadan ve Yahudi’yi Yahudi’ye düşman etmesinden nefret ediyorum.

Diğer her şeyi ezip geçişinden nefret ediyorum. Yahudi hayatı, Yahudi diyalogu başkaları tarafından tanımlanıyor, kendi terimlerimizle değil. Böyle yaşamak istemiyorum.

Bunu anlamam biraz sürdü ama griple yaşamanın yolu Yahudi kimliğimizi sadece antisemitizm ile tanımlamamak. Bunu başkalarının yapmasına da izin vermemek. Sadece antisemitizmle tanımlanan bir Yahudilik, antisemitizme karşı haklı bir savaş olsa bile, bir beladır.

Bu hastalıkla yüzleşen Yahudiler için en önemli şey Yahudiliğin güzelliğini paylaşmak. Bir yemek tarifi, kitap, roman twit atmak; sadece kızgınlığımızı değil.  Bir Şabat yemeğine gitmek, ev sahipliği yapmak, Şabat mumları yakmak. Sadece oturup sinirlenmek değil; bir sabah duasına uğramak, sadece meditasyon için bile olsa. Su içerken bir beraha söylemek, sadece hayatımızı takdir için olsa bile. Kendimizi Yahudi kültürümüz ve geleneğimizle bağlayan neyse onu yapmak. Bir bagel, eski bir şarkı veya bir şaka. Hepsinin iyileştirici gücü var.

Yahudi kimliğinizin sizden nefret edenler tarafından tanımlanmasına izin vermeyin. Onun yerine bunu kuvvetinizin kaynağı yapın. Dokunamayacakları bir şey, atalarımızın istediği Yahudi hayatı. 

Onlar ritüelleri, birlikteliği, Şabat şarkılarını zaman içinde bir saray olarak gördüler, kafes olarak değil.

Ve özgüveni unutmayın çünkü eğer bir Yahudi Londra’da British Müzesi’ne, New York’ta Met’e gidip Romalı, Mısırlı, Asurlu kalıntılar görünce ben oradaydım diyebilir. Biz sonsuzluğun insanlarıyız. Sadece Hitler’in öldürdüğü insanlar değiliz.

[…]

Bunları da beğenebilirsiniz...