Seattle’ın Sefarad Yahudileri Ladino’yu Geri Getirmeye Çalışıyor

70 sene önce Rodoslu Yahudiler Auschwitz’e yollanmıştı. Şimdi bazılarının torunları neredeyse kaybolan bir kültürü korumaya çalışıyor.

Kaynak: Tablet Magazine, 23 Temmuz 2014

Çeviri: Nesi Altaras

Her Salı sabahı 10:30’da 20 kadar Seattle’lı yaşlı Yahudi bir Yahudi huzurevinin kütüphanesinde toplanıyor. 84 yaşındaki emekli kantor Isaac Azose’nin önderliğinde grup önce çay, kahve ve kurabiye eşliğinde biraz sohbet ediyor sonra da bir buçuk saat kadar Ladino okuyup eski zamanları anıyor.

Yorgun bir Salı günü “Ladineros” grubu normalden az kişi buluştu. Grubun birçok üyesi bir cenazeye gitmişlerdi. O gün grubu yönetmek yerine Azose arkada oturdu ve grubun genç üyesi Devin Naar içinde acayip Ladino şakalar olan Folklor de los Judios de Turkiya adlı bir kitaptan sayfalar dağıtmaya başladı. 31 yaşındaki Naar belki de tek başına yaşlanan Seattle Sefarad Yahudi cemaatinin Ladino dilini ve kültürünü kurtarmaya çalışıyor.

Esmer tenli ve gamzeli Naar 2011’de Washington Üniversitesi Tarih Fakültesine yardımcı doçent olarak katıldı ve çabucak önemli biri olarak öne çıktı. Selanik ve Yunanistan Yahudileri’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki acı durumu üzerine uzman olan Naar, Seattle etrafında Ladino konuşan birkaç kişiden biri. Ladino, Judeo-Espanyol, Judezmo, veya başka adları olan bir dil. Ortaçağ İspanyolcası’nın İbranice, Türkçe, Arapça, Fransızca ve İtalyanca’dan etkilenmiş hali olan bu dili Engizisyon sırasında kovulan Yahudiler 500 senedir konuşuyor.

Ladino genelde Latin harfleriyle veya İbranice Raşi harfleriyle yazılıyor ancak antik bir yazı olan Soletreo’da da yazılabilir. Naar bunu okuyabilien Seattle’daki belki de tek kişi. Şehre geldikten hemen sonra kendini Yahudi toplumundan birçok kişiden sorular cevaplarken buldu. İnsanlar ellerindeki mektupları, kitapları, sidurları ve hatta yaşlı bir adamın dedesinin vasiyetini okutmak istiyorlardı.

Naar “Burada onun dedesinin sesini 72 sene sonra biraz canlandırmış oldum.” diyor. Toplumun geçmişiyle bağlanma isteğiyle karşılaştığını fark eden Naar herkesten okunmasını ve arşivlenmesini istedikleri Ladino malzemeleri getirmelerini istedi.

“İnsanlar çok değişik şeyler getirdi. 1600, 1700, 1800lerden kitaplar. Bunların hepsini insanlar içinde belki ne olduğunu bilmeden saklamış. Sadece saklmaya değer olduğunu bilmişler.”

Bu işin sonunda Seattle Sefarad Hazineler İnsiyatifi ortaya çıktı. Önümüzdeki [2014] sonbahar açılacak olan dijital bir müze ve arşiv olan insiyatif Amerika’daki en büyük Ladino kütüphane olacak. İki sene önceki ilk açıklamasından beri Naar tavan aralarından, bodrumlardan ve kitaplıklardan o kadar çok şey topladı ki kütüphanede bu tarzda malzemelerin sayısı Kongre Kütüphanesini, Harvard Üniversitesini, İbrani Üniversitesini, Yeşiva Üniversitesini, YIVO’yu ve Amerikan Sefarad Federasyonu’nun Milli Sefarad Kütüphanesini aştı.

Bunların içinde düzinelerce Ladino-İbranice sidur, Tora yorumu Meam Loez’in kopyaları, romansos (romanlar), ketubalar, oyunlar, Lilith’ten koruyan muskalar ve nice nadir şeyler var. Mesela 1916 basımı ve bilen tek örnek bir Ladino-İngilizce-Yidiş cümle kitapçığı. İçindeki bazı sorular “Etinizi haşlanmış mı yoksa pişmiş mi istersiniz?” ve “İşçiler durumlarını nasıl iyileştirebilir?” İkinciye kitapçığın cevabı “İşverenlere karşı birleşerek.” 

“İspanya’dan gelen bir uzman sadece buna bakmak için ofisime uğradı. Buradaki amaç Amerika Ladino mirasını bir merkezde toplamak. Böylece eğer bir gün biri Meam Loez ne diye merak ederse, Ladino’nun neye benzediğine bakmak, hatta çocuklarına öğretmek isterse bu kaynaklar burada var.”

Seattle New York ve Los Angeles’tan sonra 4.000 kişiyle Amerika’nın üçüncü büyük Sefarad toplumuna sahip. Toplumun çoğunun kökeni Türkiye ve Rodos’a dayanıyor. Adadan 70 sene önce Naziler 1673 Yahudi’nin tamamını sınır dışı etti. Yalnızca 151 tanesi hayatta kaldı.

Hikayeye göre Marmaralı iki Yahudi, Solomon Calvo [Kalvo] ve Jacob Policar [Yakup Polikar] 1902’de bir Yunan arkadaşlarıyla beraber göç etti ve bu arkadaş New York’tan trene binip batıya devam etmelerini tavsiye etti. Calvo’nun kızının yaptığı 1975 sözlü tarih görüşmesine göre Yunan “Tren durunca orada bir şehir olacak, Seattle, orayı beğenirsiniz çünkü orası da tam Marmara gibi bir yer.” demiş. Hikayenin bir başka versiyonunda İngilizce bilmeyen ve ellerinde tzitzit, tefilin ve yedek don dışında hiç eşya olmayan Calvo ve Policar Seattle’da bir sokak köşesinde “Yahudi! Yahudi!” diye bağırmışlar. Sonunda Aşkenaz bir haham onları gelip almış. Dil farkına rağmen iki adam sidur okuyup Yahudi olduklarını kanıtlamış. Aşkenaz cemaatinin Yidiş konuşmayan bu garip Yahudilerle ilgili kuşkuları New York’tan bir hahamdan gelen bir mektupla giderilmiş: Bunlar 1492’de İspanya’dan kovulan Sefarad Yahudilerinin çocuklarıydı ve Osmanlı’daki siyasal ve ekonomik durum kötüleşince Amerika’ya gelmişlerdi. Gayet Yahudi idiler.

Calvo, Policar ve Türkiyeli başka bir göçmen David Levy Yunan bir kahvehanede takılırken 1904 yılında Nessim Alhadeff’le tanıştı. Nessim Alhadeff Rodos’tan gelmişti ve sırasıyla yedi kardeşini de yanına almaya çalışıyordu. Bunlardan biri benim kocamın dedesiydi. 10 sene içinde Seattle’ın Sefarad cemaati 600 Osmanlı Yahudisine ulaştı. Birinci Dünya Savaşının sonunda sayıları 3.000’i geçiyordu.

1930’ların sonunda üç Sefarad sinagogu, iki okul, bir Ladino tiyatro kumpanyası ve dans, müzik, nargile, bulemas, biskoçoz ve börekası kapsayan canlı bir sosyal hayat vardı. Toplum o kadar kuvvetliydi ki 1950’lerin sonuna doğru sıkışık Merkez mahallesinden daha ferah Güney Yaka’sına taşınan çok oldu. Burada Türkiye’den ve Rodos’tan gelen Yahudi toplumlarına hizmet edecek iki büyük sinagog kuruldu.

Seattle’daki Bikur Holim Sefarad sinagogu

Calvo, Varon, Alhadeff, Behar ve Benaroya gibi Sefarad soyadları şehrin her tarafında görülebilir. Bu isimler Pike Place Market, Seattle Senfoni Orkestrası’nın Benaroya Sahnesi ve Starbucks gibi ikonik yerlere bağlı. Babası Bulgaristan’dan göç eden Howard Behar 28 sene boyunca Starbucks’ta önce başkan yardımcısı sonra da başkan olarak çalıştı. Şirketi 28 dükkanlı bir Kuzeydoğu zincirinden 15.000 şubesi olan bir uluslararası deve dönüştürdü.

Seattle’daki Sefarad deneyimi şehrin Yahudi kimliğinin önemli bir parçası oldu. Ancak Sefaradlarla Aşkenazlar arasında evlilikler ve dinden uzaklaşan toplum Sefarad toplumunun küçülmesine ve Sefarad dini hayatın azalmasına sebep oldu. Sefarad hayatının özellikleri yavaşça ve nesiller geçtikçe etkisini kaybediyor. Çocuklar ailelerinin geldiği topraklardan daha uzak hissetmeye başlıyor.

“Ladino’yu devam ettirmek çok önemli” diyor yüksek lisans tezini Ladineros grubu üzerine yazan Molly FitzMorris. “Bu dil yalnızca bu insanların miras dili değil ayrıca onlarla ilgili ipuçları veren bir dil.”

Fitz Morris 1950 yılından beri Seattle Sefarad toplumu üzerine tez yazan ilk Washinton Üniversitesi öğrencisi. Ladino konuşanların dile yaklaşımını ve dilin ölümündeki rollerini araştırdı. Kültür miraslarından gurur duymalarına rağmen Ladineros’un çoğunluğu Ladino kabiliyetlerini küçük gösteriyor. Bunun bir sebebi ailelerinin Amerika’ya gelince İngilizce’ye verdikleri önem. Bundan ‘kayma’ olarak bahsediyor. Yani Seattle Sefarad Yahudilerinin dili Ladino’dan İngilizce’ye öyle kaydı ki artık 70’in altında neredeyse hiç kimse dili konuşamıyor.

“Konuşanlar dilde rahat hissetmediği zaman dili kullanmak istemiyorlar ve bu kaymayı daha da hızlandırıyor.” Fitz Morris Ladino’nun tekrar yaygın olmasını beklemiyor tabi ama gördüğü “mikro-yeniden canlama” için heyecanlı. Ladino öğreten üç beş okuldan biri olan üniversitede Naar’a göre “şu anda basit seviyede Raşi harfleriyle Ladino okuma ve yazma bilen 30’dan fazla kişi var.”  Bu öğrencilerin çoğu Yahudi değil, sadece Sefarad kültürü ve Ladino’yla ilgilenen insanlar. 

Geçtiğimiz [2013] Kasım 150 kişi İbrani Üniversite’nin Ladino uzmani David Bunis’in Ladino üzerine sunumuna katıldı. Bunis bu kalabalık popüler Şabat şarkısı “Ein Keloheinu”nun Ladino versiyonunu söylemeye başlayınca çok şaşırdı. (“Yeruşalayim’de bile Ladino’yla ilgili bir konuşmaya 150 kişiyi toplayabilirsin. Olacak iş değil” diyor Naar.) Aralık’ta 300 Yahudi üniversitenin Hillel merkezindeki ilk Uluslararası Ladino Günü’ne katıldı.

“19’dan 93’e farklı yaşlarda insanlar katıldı” dedi Ladineros’dan etkilenen Naar. Her biri aynı şekilde başlayan kısa birer sunum yaptı. “Merhaba, ben şuyum, şunların oğluyum/kızıyım.”

“Eminim ki bu gibi bir kimlik açıklamasını yapma fırsatları ilk kez oldu. [İlk kez açıkça ve Ladino’da bir grubun önünde ‘Ben buyum’ diyebildiler.] Ve bu beni garip bir şekilde duygulandırdı.”

Aslında hiç de garip değil. Sefarad programların ve araştırmaların insanları kendi geçmişleriyle bağlama olanağı bu insiyatiflerin mihenk taşı. Naar da bu akademik konulara ailesinin geri kalanından ayrı olarak Selanik’ten New Jersey’e gelen büyük amcasıyla ilgili merakından geldi. Naar üniversitedeyken 2002’de kendine Soletreo öğrettikten sonra büyük amcasının dedesine yolladığı bir yığın mektubu çevirdi ve bu adamın ve ailesinin 1943’te Auschwitz’e yollandığını öğrendi.

Hillel Şabat yemeğinde Naar en son keşfinden bahsediyordu: Amerika’nın Ladino gazetesin La Vara’nın son editörü olan Albert Levy’nin defterlerini içeren bir sürü market poşeti. O sırada bir öğrencinin onu dikkatle dinlediğini fark etti. “Meğersem o kız Albert Levy’nin torununun kızıymış.” Defterleri öğrendikten sonra öğrenci Ladino öğrendi ve Levy’nin şiirlerini ve makalelerini çevirmeye başladı. Üstüne İbrani alfabesinde Ladino’da orijinal şiirler yazdı.

Daha birkaç hafta önce Alex Hernandez adlı bir Ladino rapçi ailesiyle beraber Meksika’dan Seattle’a geldi. Amacı Sefarad Bikur Holim Cemaati’nin onursal hahamı olan İspanyol Simon Benzaquen’in yardımıyla Yahudiliğe dönmekti. Hemen ikisiyle görüşme ayarladım. 13 yaşından beri müzik yapan Hernandez yakın zamanda Benzaquen’in de yardımıyla Ladino Hanuka şarkısı Ocho Kandelikas’ı kullanarak bir rap yazdı.

“Benim için Sefarad ev demek. Yani Ladino köklere dönmek. Parçası olduğum bir şey, dışarıdan değilim.” Hernandez ve emekliliğinde müzik prodüksiyonuna merak saran Benzaquen Ladino şiirlerden rap üretiyorlar. Bu yılın sonunda ortaya bir şey çıkarmak istiyorlar.

“Etrafa yayılan ama uyur halde olan çok fazla şiir var. Şimdi bir canlanma var… Tarih, kültür, din, bildiğin ve aradığın ama ulaşamadığın bir şeyi kapsayan bir dil bu” diyor Benzaquen ağır bir İspanyol aksanıyla.

Naar’ın yardımıyla toplum tam da bu hissi nasıl yakalayabilir onu anlamaya çalışıyor.

Bunları da beğenebilirsiniz...