Holokost´ta Yahudi kadınların direnişi

Bergen-Belsen toplama kampının özgürleşmesinin ardından bir grup kadın ekmek alıyor, Nisan 1945.

Kaynak: Şalom, Selin Sevindiren

Yahudi kadınların Holokost süresince yaşadıkları korku, travma ve dehşet erkeklere göre bir nebze daha ağır olmalıydı zira kadınlar hayatta kalma içgüdüsünü bastırmak suretiyle evlatlarını yalnız bırakmamak için bile bile gaz odalarına gittiler. Ölüm kamplarında onurlarını, umutlarını ve hayatlarını kaybetmiş bu kadınlar arasından öyle cesur kadınlar çıktı ki Nobel ödüllü Holokost kurtulanı Elie Wiesel’in ‘Neden Yahudiler direnmedi?’ sorusuna karşılık verdiği tarihi cevabını resmeder nitelikteydi. Wiesel şöyle diyor: “Soru neden Yahudiler direnmedi değil; neden bu kadar çok Yahudi direndi şeklinde olmalı. İşkenceye uğramış, dövülmüş, aç kalmış insanlar direnmek için ruhani ve fiziksel gücü nerden buldu?”

Yahudi kadınlar için ölüm kamplarında hayatta kalabilmek bile başlı başına kahramanlık sayılırken, yüreklerinde o cesareti bulup Nazilere karşı saldıran kadınlar tarihin yapraklarına geçti.

Roza ROBOTA

Roza Robota, Auschwitz-Birkenau Ölüm Kampı’nda 7 Ekim 1944’te yaşanan isyanın düzenleyicilerinden biriydi. Sonderkomandolara (Kampın Yahudi esirlerinden oluşan özel birlik) verilmek üzere kampa patlayıcı sokmak için operasyon düzenlemişti.

Robota 1921’de Polonya, Ciechanow’da doğdu. Ciechanow Gettosunda direnişe katılmadan önce Ha-Shomer ha Za’ir adlı bir gençlik hareketinde aktif rol oynadı. 1942’de ailesiyle birlikte Auschwitz’e gönderildi. Orada tüm ailesini kaybetti. Robota, ölülerin kişisel eşyalarının ayrıldığı bir komando giysi biriminde çalışırken, birimin içinde bir isyan gurubu oluşturdu ve kampın Yahudi direnişçileriyle temasa geçti.

Auschwitz’deki Yahudi yeraltı örgütü Robota’dan top mermilerinin patlayıcılarını imal eden Wichsel-Union Metallwerke fabrikasından patlayıcı kaçırarak, yeraltı örgütü ile Sonderkommando üyelerine dağıtmasını talep etti.

Robota, çalışanlarının Yahudi kadınlardan oluştuğu fabrikanın barut imalat bölümünde çalışan üç Yahudi kadın esir ile iletişime geçti. Bu üç esir; Ala Gertner, Regina Safirsztajn ve Ester Wajsblum büyük bir risk alarak patlayıcıları kibrit kutularında dışarı çıkarmayı başardılar. Yürütülen operasyonda yaşları 18 ile 22 arasında olan 20 Yahudi kadın esir de rol oynadı. Robota onlardan aldığı patlayıcıları Sonderkommandolara teslim ediyordu. Onlar da patlayıcıları gece ölenlerin cesetlerinin toplandığı vagonlarda, cesetlerin altında gizleyerek taşıyorlar ve krematoryumda gizliyorlardı. Hazırlıklar bir buçuk yıl böyle devam etti.

7 Ekim 1944’te Sonderkommandolar isyan başlattılar. Ardından kamptaki Gestapo yaygın bir inceleme başlattı. İsyandan tahmini üç gün sonra, 9-10 Ekim’de soruşturmacılar Ala Gertner, Regina Safirsztajn ve Ester Wajsblum’a ulaştılar ve onları tutukladılar. Her üçü de zalimce işkence gördüler ancak patlayıcıların çalınmasında yer alan diğer kadın ve erkek esirlerin isimlerini ifşa etmediler.

Birkaç hafta süren yoğun sorgunun ardından kadınlar serbest bırakılarak fabrikadaki işlerine geri gönderildiler. Bunun üzerine Almanlar Eugen Koch adlı yarı Yahudi Çekoslovak bir ajanı işçi birimlerinin birinin başına yerleştirdiler. Koch böylece kaçakçılıkta rol oynayan diğer kadın esirlerin ismine ulaşarak, hem üç kadının hem de Robota ve diğer esirlerin tutuklanmasını sağladı.

Kamptaki Yahudi direniş örgütü üyeleri Robota’nın tutuklanmasından sonra korku içinde kaldılar zira Robota özellikle yönetici kadrosunun isimlerini ve Almanlara karşı koyma yöntemlerini iyi biliyordu.

Robota, Gertner, Safirsztajn ve Wajsblum şiddetli işkencelere maruz kalmalarına karşın isyandaki yoldaşlarının isimlerini vermediler.

İşkence bölümünün kaposu olan Ya’akov Kozelczyk’i kendisini içeri almaya ikna eden, Robota ile hemşeri olan direniş örgütü üyesi Noah Zabludowicz, Robota’yı ziyaret etme imkânını elde etti. Zabludowicz şöyle diyordu; “Roza’nın hücresine girdim. Soğuk betonun üstünde yatan adeta bir paçavra yığını gördüm. Kapının açılma sesini duyunca Roza yüzünü bana döndü ve son sözlerini söyledi. Kimseye ihanet etmemişti. Yoldaşlarının korkması için bir neden yoktu. Bizim devam etmemiz gerekiyordu. Eylemlerimizin sürecek olduğunu bilmesi onun ölümünü kolaylaştıracaktı. Dışardaki yoldaşlara verilmek üzere bir not uzattı bana. Hazak ve Amatz (güçlü ve cesaretli olun) şeklinde bir yazıydı bu.

6 Ocak 1945’te, kampın boşaltılmasından iki hafta önce Robota, Safirsztajn ve Gertner asıldı. Son dakikalarında ‘intikam’ diye haykırırken Hatikvah’yı söylediler. Onlarınki kamptaki son infaz olmuştu.

Franceska Mann

Auschwitz-Birkenau Ölüm Kampında başçavuş olan ve esirleri boğarak öldürmekle meşhur gardiyan Joseph Schillinger, 1943 yılında soyunma odasında tutuklu bir kadın tarafından vuruldu. Bu kadın Varşova Gettosundan, Güney Amerika pasaportlu veya seyahat izin belgesi olan, gettoda yaşanan isyandan sonra Naziler tarafından Güney Amerika’ya yollanacakları vaadiyle kandırılan ve kendilerini aniden Birkenau’da bulan 1750 Polonyalı Yahudi’den biriydi. Gaz odasında Schillinger kadınların birine tamamen soyunmasını emretmişti. Bazı raporlara göre bu kadın Franceska Mann adında Varşovalı eski bir dansçıydı. Mann, ayakkabısını Schillinger’in yüzüne fırlatmış, şaşkınlığından istifade ederek tabancasını almış ve onu midesinden vurmuştu. Schillinger’in vurulması diğer kadınlara bir sinyal olmuş ve onlar da gaz odalarının girişinde bulunan SS askerlerine saldırmışlardı. SS’lerden birinin burnu koparılmış, bir diğerinin saç derisi yüzülmüştü. Schillinger kampın hastanesine giderken yolda öldü. Diğer SS askerleri ise oradan kaçtılar.

Olaydan sonra kampın kumandanı Rudolf Hess gaz odasına yanında makineli tüfek ve el bombaları taşıyan SS askerleri ile girdi. Kadınları birer birer dışarı çıkararak infaz etti. Birkenau’daki kadınların bu isyanı, kampta çalışan iki tutuklu tarafından kaydedildi.

II Dünya Savaşı süresinde 30 bin kadar Yahudi gettolardan kaçmayı başarmış ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde Nazilere karşı silahlı direniş organizasyonları yarattılar. Partizanların   yüzde 10’luk bir kısmını kadınlar oluşturdu.

Rita Rosani (İtalya)

1920’de, Trieste’de doğan Rita Rosani, eğitimini tamamladıktan sonra 24 yaşında Trieste İsraelite Okulu’nda öğretmenliğe başladı. 1938’de Mussolini, ırkçı yasaları yürürlüğe sokunca Rosani anti-faşist gizli yapılanmaya katıldı. Verona şehrinde, ‘Kartal Tugayı’ adındaki örgütte Rosani bizzat silahlı harekatlara katıldı. Kendi kurduğu dört kişilik ekibini 15 kişiye çıkaran Rosani 1944’ün Eylül’ünde faşistlerin saldırısına uğradı. Çatışma sırasında cesurca kendini ateş hattına atan Rosani başından vurularak öldürüldü. Direnişin İtalya bacağında öldürülen tek Yahudi kadın olarak tarihe geçen Rosani’nin adına Verona ve Trieste’de birçok sokak ve okul bulunuyor. Ayrıca öldüğü noktada anısına dikilmiş ve altında İbranice “Birçok kadın yürekli davrandı, ama sen hepsini geçtin” yazan bir heykel bulunuyor.

Sara Fortis (Yunanistan)

1927’de Atina yakınlarında dünyaya gelen Sara Fortis, annesi ve ablasıyla Yahudi gelenekleriyle büyüdü. 1941’de Naziler kentine gelince annesiyle değişik kasabalarda saklanan Fortis, daha sonra direniş örgütlerinden haberdar oldu. Andartiko örgütüne katılırken gerilla olmayı şart koşan Fortis, kadınlardan oluşan kendi birliğini kurdu. Fortis’in birliği kısa sürede direnişin vazgeçilmez bir birimi oldu.

Erkek savaşçılar çatışmaya girmeden evvel Molotof kokteylleri atarak düşmanı şaşırtan birim sonraları daha evvel eşine rastlanmamış bir şekilde evleri yakıp yıkmaya, Nazi işbirlikçileri öldürmeye başladı. Kadınların başarıları o kadar beklenmedikti ki erkekler birçok zaman kadınların yerine övgüyü alıyordu. Buna rağmen 18 yaşındaki Sara Fortis, ‘Kapetenissa Sarika’ lakabıyla herkesin saygısını kazandı. Naziler Fortis’in peşine düştü. Fortis, yanlışlıkla kuzeninin ölümüne sebep olan ihbarcıyı yakalayarak intikamını almış oldu. Savaştan sonra İsrail’e aliya yapan Fortis orada evlendi. Fortis hâlen İsrail’de yaşıyor.

Vitka Kempner (Litvanya)

1920’de Polonya’da doğan Kempner genç bir kızken, Ha-Shomer ha-Za’ir adında Yahudileri İsrail’e yerleşmeye hazırlayan bir kampa katılmıştı. Almanya’nın 1939’da Polonya’yı işgal etmesiyle, Kempner Vilna’ya (Sovyet işgalindeki Litvanya) taşındı. Ha-Shomer ha-Za’ir liderlerinin Nazilerden saklanmasına yardım eden Kempner, burada şair ve partizan Abba Kovner ile tanıştı. Birlikte 1942’de United Partisan Organization (Birleşik Partizan Kuruluşu-FPO) adlı örgütü kurdular. Örgütün ilk saldırısının liderliğini üstlenen Kempner, tren raylarına patlayıcılar döşeyerek, Nazilere ait bir treni patlattı.

1943’de Vilna gettosu boşaltıldı. Kempner, kanalizasyon borularından 60 savaşçıyı ormana kaçırmayı başardı. 1944’de istihbarat, çarpışma ve sabotaj gibi değişik görevlerde önderlik yapan genç kız, Vilna’nın özgürlüğe kavuşmasıyla, SSCB’de verilen en yüksek cesaret madalyasını aldı. Hirsh Glik’in Yiddiş lisanındaki ‘Shtil di nakht iz oysgeshternt’ (Sessiz Geceler Yıldız Dolu) adlı şarkısı Kempner’in Nazilere karşı direnişini konu eder.

Kempner, Abba Kovner ile birlikte aliya yaparak 1946’da Ein ha-Horesh adlı kibutza yerleşti. İkili burada evlendi ve çocukları oldu. Ev kadınlığının kendisine göre olmadığını fark eden Kempner Bar İlan Üniversitesine kaydolarak klinik psikoloji bölümünü bitirdi. Özel ihtiyaçlı çocuklar için sanat terapisi yaklaşımının öncülerinden olan Kempner 2012’de öldü.

Eta Wrobel 
(Polonya)

1918, Lokov, Polonya doğumlu Eta Wrobel on kişiden oluşan ailesinden Holokost sırasında tek hayatta kalan kişiydi. Kendi deyimiyle ‘savaşçı’ doğan Wrobel, babasının yeraltı örgütlerinde çalışırken gösterdiği cesaret ve yardımseverliğe tanık oldu. Wrobel, 1940’ta iş bulma kurumunda çalışırken sahte evrakçılığa başladı. 1942’de yaşadığı gettonun boşaltılması üzerine herkes toplama kamplarına gönderilirken, ormana kaçmayı başardı. Wrobel, burada 80 kişilik yalnızca Yahudilerden oluşan bir partizan birimi kurmayı başardı. Zor şartlarda çalışan birimin tıbbi malzemesi yoktu. Bir defasında bacağından vurulan Wrobel, kurşunu bıçağıyla çıkarmak zorunda kaldı. Birimi mayın döşüyor, Alman güçlerinin hareketini ve tedarik yollarını kesiyordu. Stratejik kararlar alınırken erkeklerin arasında söz sahibi olan tek kadın Wrobel’dı. 1944’te Almanların Lokov’u terk etmesiyle Wobel’e kentin belediye başkanı olması teklif edildi. 1944’ün son günlerinde evlenerek kocasıyla ABD’ye taşınan Wrobel, 2008’de öldü. Wrobel, kahramanlık yıllarını şu cümlesiyle anıyordu: “Almanlara karşı gösterebileceğimiz en büyük direniş hayatta kalmaktır.”

Bunları da beğenebilirsiniz...