Rodos Yahudilerinin Trajedisi

Geleneğe göre Rodos Yahudileri İkinci Bet Hamikdaş’ın yıkımından önceden beri adada yaşıyor. Bu toplum kan iftiraları, yoksulluk ve bir Dünya Savaşı atlattı ama 1944’te Naziler kalan Rodos Yahudilerini Auschwitz’e gönderdi; sadece 200 tanesi hayatta kaldı. 

Kaynak: İsrael Hayom

Çeviri: Nesi Altaras

Eski Rodos’ta sakin bir geceydi ve Ortaçağ’dan beri değişmemiş gibi duran çarpık ara sokaklardan yürüdüm. Aniden, duvarlardan yankılanan bir konuşmanın parçalarını duydum. Duyduğum dil Yunanca veya Yunan adalarını ziyaret eden turistlerin konuştuğu bir şey değildi. Konuşanlara yaklaştım ve iki yaşlının bir bahçede oturduğunu gördüm. Açıkça duyunca emin oldum – konuştukları dil Ladino’ydu.

Onlara yaklaştığımda birinin kolunda dövmelenmiş sayılar olduğunu gördüm. Rakamlar hafif silinmişti. Böylece Samuel Modiano’yla tanışmış oldum. On üç buçuk yaşındayken Samuel (Sami) ve ailesi yakalanıp Auschwitz’e gönderilmişti. Uzun olduğu için şanslıydı ve gaz odaları yerine çalışmaya gönderilmişti. Sami hayatta kaldı ama savaştan sonra kendini İtalya’da buldu. Savaştan kurtulan bir kadın ve kuzeni dışındaki tüm Rodos Yahudileri gibi Sami de adaya dönmedi. Ama belli olmayan bir kuvvet onu ailesinin nesillerdir yaşadığı bu yere çekmeye devam etti.

Kendilerine aralarında “Rodeslis” diyen Rodoslu Yahudilerin çoğu adayı her yaz ziyaret ediyor. Belki de onları geri çeken antik sokaklarda zamanın durmuş olduğu hayali. Yüzlerce sene öncesini göz önüne getirmek için çok hayal gücü gerekmiyor. Rodoslu bir Yahudi ailenin çocuğu olan İsaak Habib savaştan sonra doğdu ve her sene Güney Afrika’daki evinden en az beş aylığına Rodos’a geliyor. Rodos’ta Yahudi mirasının korunmasında ve Kahal Shalom sinagogunun restorasyonunda en önemli kuvvet Habib’in çabası. Restorasyona gözetmenlik yapıyor ve toplumun zengin geçmişiyle ilgili araştırmaları yönetiyor. Isaak’ın aile tarihi adadaki Yahudilere son yüzyılda olanları gösteriyor.

Bu sinagog modern Yunanistan’da bulunan en eski sinagog, ancak adadaki Yahudiler kendilerini “Yunan Yahudisi” olarak tanımlamıyorlar. Rodos ve Yunanistan anakarası arasında bir fark görüyorlar. Yunanistan ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rodos’u ele geçirmişti.

15inci yüzyılda Yahudiler İspanya’dan kovulmadan önce de Rodos’ta yaşayan Yahudiler vardı ancak onların hayatları ile ilgili fazla bilgiye sahip değiliz. Sözlü geleneklere göre Roma dönemi Yahudileri adaya milattan sonra 70 yılında İkinci Tapınağın yıkılışıyla geldi, ama bazıları bundan da önce olduğunu söylüyor.

1309 yılında Haçlı Seferleri Rodos’u ele geçirdiğinde yerel Yahudi toplumuna karşı saldırılar başladı. Yine de, zamanla Yahudi cemaati Hospitaller Şövalyeleri’nin yönetimine alıştı ve 15. yüzyılın sonunda adayı Türk işgaline karşı savunmaya yardım bile ettiler. Bunun üzerine Hristiyan yönetim Yahudilerin adada bir sinagog inşa etmesine izin verdi. Türkler sonunda 1522’de Rodos’u fethettiklerinde İspanya Yahudilerine yol açıldı. Ayrıca zorla Hristiyanlığa döndürülen Romanyot (Bizanslı) Yahudiler kendi dinlerine geri dönebildi.

Kan İftirası

Rejim değişikliği Yahudilere daha geniş din özgürlüğü getirdi ve Hristiyanlar eski Rodos kentinden kovulurken Yahudiler orada yaşamaya devam etti. Zaten “Yahudi Mahallesi” olan bölgede ikamet etmeyi sürdürdüler. Bu mahalleyi ünlü Yahudi seyyah Tudelalı Benjamin 300 sene kadar önce tanıtmıştı. Türklerden gördükleri çifte standart yüzlerce sene Yahudilere rahat bir yaşam sunduysa da ileride Hristiyanlarla gerginliğin yolunu açtı.

Bu gerilim zaman zaman gün yüzüne çıktı. Bunun bir örneği de 1840’ta Rodos’taki kan iftirası olayıydı. Yunan Ortodoks cemaati adanın Yahudilerini Hristiyan bir çocuğu oldurup kanıyla ayin yapmakla suçladı. Adadaki Avrupalı konsoloslar ve Osmanlı valisi Yusuf Paşa da bu yalanı inanılır buldu. Birkaç gün sonra benzer bir iftira Şam Yahudileri için de yayıldı ve Şam Yahudilerinden işkenceyle alınan “itiraflar” Rodos’ta bu yalanın yayılmasında kullanıldı.

Osmanlı sorgulama yöntemi çoğunlukla işkenceydi. Çocuğun kaçırılmasındaki şüphelilerden biri, Elyakim Stamboli hapse atılmış, 500 kere falakaya yatırılmış ve ardından yerel otoriteler, vali, Ortodok başpiskoposu ve Avrupalı konsoloslar önünde işkence edilmiştir. Bu işkence ile Stamboli işlemediği bir cinayet suçunu itiraf etmekle kalmadı, masum başka Yahudilerin de ismini vermek zorunda kaldı. İsmi verilen yeni mağdurlar arasında Rodos hahambaşı ve Yahudi cemaati başkanı da vardı.

Yahudi mahallesi kapatıldı ve 12 gün boyunca bölge sakinlerine yemek ve verilmedi. Efsaneye göre bu sırada suçları arttırmak için dışarıdan mahalleye ceset sokulması da denenmiş ancak bu planlar başarısız olmuş. Aylarca süren Hristiyanlar tarafından hedef gösterilme ve saldırılardan sonra Yahudiler beraat etti.

İtalya İlişkisi

Habib gururla sinagogun doğu duvarında simetrik olarak girişin yanlarında duran iki sanat eserini gösteriyor. Anlamları belli değil. Habib değişik açıklamalar duymuş: ama aynı şekilde iki eseri olan antik Sardis (Manisa) sinagogunun resimleri muammayı daha da ilginç hale getiriyor.

Yüz sene kadar önce Rodos Yahudi cemaati 6,000 kişiden fazlaydı. Adadaki genel fakirlik birçok kişiyi ABD, Güney Amerika ve Afrika’daki Avrupa kolonilerine gitmeye teşvik etti. 1930ların sonunda adadaki Yahudilerin üçte ikisi adayı terk etmişti. Bir süre sonra gidenlerin kendini gelen cehennemden kurtardıkları belli oldu.

Holokost’tan önce ayrılanlar arasında Afrika’ya yola çıkan Habib’in babası da vardı. O dönem Rodos’u da yöneten İtalya’nın 1938’de geçirdiği antisemit yasalar yerel Yahudilerin çalışmalarını ve yaşamlarını öyle kısıtladı ki Yahudiler gitmek zorunda kaldı ve bu sayede Holokost’tan kurtuldular. 1903 yılında Baron Edmond James de Rotschild ve eşi Adelheid Rodos’tan yolculuk etti. Yerel Yahudi çocuklar için bir Alliance okulu açtılar. Fransızca bilmek kabul için zorunluydu. Ada Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya’ya devredilince Yahudiler İtalyanca da konuşmaya başladı.

İtalyan etkisi sinagoglarda bile görüldü. 1930larda İtalya’da yaygınlaşan şekilde kadınlar bölümü olarak balkon eklendi; İtalya’da kadınlar ana odada dualara katılıyordu. Bundan önce kadınlar ayrı bir odadan sırlı cam arkasından duaları dinleyebiliyordu.

Habib adada eskiden aktif olan haham okulundan da bahsediyor. Okul, Ege Adalarının İtalyan valisi Mario Lago’nun fikriydi ve kendisi adaların kültürel zenginliğine ve Yahudi cemaatine desteğiyle bilinirdi. Bu okulun mezunları İtalyan devletinden diploma alırdı. İtalya ırkçı yasalar geçirmeye başlayınca okul kapatıldı ama Habib’e göre asıl sebep bütçe sorunuydu. Bir Yahudi okulu Rodos’ta işlemeye tüm cemaat ansızın gidinceye kadar devam etti.

Almanlar Rodos ve diğer Ege adalarını 1943 Eylül’ünde, İtalya Hitler’in yanında savaşmayı bıraktığı zaman, işgal etti. Aylar boyunca Almanlar yerli Yahudilere bir şey yapmadı. Toplumsal baskı yoktu, zorla sarı Davut Yıldızı taktırılmadı ve Selanik Yahudileri gibi zorla gettoya sokulmadılar. Görece sakin halleri İngilizler adayı bombalamaya başlayınca sona erdi. Bu bombalamalarda bazı Yahudiler de can verdi.

Bir yıl önce Habib 1944 Nisan’ında İtalyan polisinin Almanlara adadaki Yahudilerin listesini verdiğini öğrendi. Listeler sinagogda iki sene evvel bulunmuştu. Habib’in tuttuğu işçiler bunları önemli bulmadı ve ancak detaylı incelemenin ardından bunun 1938’de hazırlanmış detaylı bir kayıt olduğu anlaşıldı – listede “Yahudi ırkından olan” aile reisleri, adresler ve her evde kaç kişi yaşadığına dair detaylar vardı.

Ölüme Gitmek

18 Temmuz 1944 günü gazeteler 16 yaşının üstünde her Yahudi erkeğin İtalyan hava üssü olarak kullanılan binaya gitmesi gerektiğini duyurdu. Gazete insanlara görev dağıtılacağını söylüyordu. Erkekler emre uydular. Bir sonraki gün kadınlar “direktif almak için” çağırıldılar. Binaya giden kadınlar acı haberler aldı – bir sonraki gün aynı yere değerli eşyaları ve çocukları ile gelmezlerse erkek akrabaları öldürülecekti. Habib’in annesi seçenekleri olmadığını yazmıştı: “Sadece kadın ve kızlardık ve doğrudan ölüme gittik.” Kadınlar ve çocuklar da erkeklere katıldı ve herkes hava üssünde üç gün tutuldu.

23 Temmuz öğleden sonra ikide Almanlar adada siren çalmaya başladı. Beklediği üzere yerliler evlerine kapandı ve böylece hiç tanık kalmamış oldu. Almanlar Yahudileri Rodos iskelesinden yük gemilerine bindirdiler. Auschwitz’e olan yolculuk başlamıştı.

Yolun devamını götürecek olan gemiler Samos’taydı çünkü verimli çalışmak isteyen Almanlar orada Rodoslu ve Koslu Yahudileri bir araya getirip tek seferde taşıyacaktı. 31 Temmuz’da gemiler Atina’ya ulaştı ve Yahudiler Haidari toplama kampına götürüldü. 3 Ağustos’ta katır arabaları geldi ve Egeli Yahudiler korkunç yolculuğun son ayağına başladı: 13 gün sonra tarihin en büyük endüstriyel ölüm makinesine ulaştılar.

Habib’in dedelerinden biri o arabalardan birinde boğulup öldü. Diğerleri trenden Auschwitz’te indi. 600 kadar genç çalıştırılmak için ayırıldı. Geri kalanlar üç saat içerinde öldürüldü. 200’den az Rodoslu Yahudi kamplardan kurtuldu. Savaştan sonra Habib’in annesi anılarını yazdı ve İtalya’da bir tanıdığa gönderdi. Çocuklarına veya ailesine neler çektiğini asla anlatmadı ama yıllar sonra anıları bulundu.

Habib annesinin işkence deneyimini böyle öğrendi: hem Dachau hem de Bergen-Belsen kamplarında bulunmuştu. Savaş bitip İngilizler Bergen-Belsen’i kurtarınca da sorunları bitmemişti. Savaştan sonra bir grup genç Rodoslu Yahudi kadın İngilizler tarafından taciz edilmişti – sebep ise İtalyan vatandaşı, yani İngilizler için düşman olmalarıydı.

Kurtuluştan yok oluşa

Rodos Yahudilerinin sonunun hazin öyküsü kurtarma hikayelerini de eksik etmiyor. Adadaki Türkiye konsolosu Selahattin Ülkümen Türkiye vatandaşlığı vererek 42 Yahudi’nin hayatını kurtarıyor. Ülkümen çekinmeden Gestapo’ya gidiyor ve Türkiye’nin tarafsızlığını kullanarak bu Yahudileri zorla tutuldukları hava üssünden çıkarıyor. Almanlar kabul ediyor. Şanslı 42 kişiden o dönem bir yaşında bir bebek olan biri her sene ABD’deki evinden Rodos’u ziyarete geliyor.

Rodos sinagogunun bahçesinde bir plakta başka bir hikaye saklı. Üstünde adadan Holokost’ta öldürülen ailelerin adları yazıyor. Bir çok İspanyolca ismin arasında (Alhadef, Soncino, Capeluto, Ventura, Benbeniste) bir tane Aşkenaz ismi görüyorum. Ama eğer Rodos hiç Aşkenaz Yahudilerine ev sahipliği yapmamışsa bu nasıl olabilir? Habib bana Pentcho’nun öyküsünü anlatıyor. Pentcho İngiliz yasağına rağmen Filistin Mandasına kaçak Yahudi göçmenleri taşıyan gemilerden biriydi. 1940 Mayıs’ında çoğu Siyonist Betar hareketinden olan 500 kadar Yahudi Avrupa’dan kaçmak için Pentcho’yla Selanik’ten yola çıkıyor.

Denizde üç ay geçirdikten sonra geminin kazanı patlıyor ve küçük bir Ege adası olan Chamili’nin kayalarına vuruyor. Kazadan on gün sonra İtalyan gözlem uçağı suyu ve yemeği biten kurtulanları görüyor ve onları Rodos’a taşıyor. Avrupa’dan gelen Yahudi mülteciler futbol sahasında kurulan çadırlarda kalıyor. Bazıları soğuktan ve zor şartlardan hayatını kaybediyor. İki tanesi Filistin’e ulaşmaya çalışırken ölüyor ve diğerleri İtalya’nın güneyinde bir toplama kampına yollanıyor.

Alman ortağı İtalya’ya gönderilmek bir ölüm cezası olarak görülüyor. Pann ailesi, babalarının gerekli bir meslek icra ettiği sebebiyle adada kalma hakkı kazanınca kendilerini şanslı sanıyorlar. Aile mutlulukla kalma fikrini kabul ediyor. Maalesef İtalya’ya gönderilen Avrupalılar zararsız kurtuluyor ama Pann ailesi adanın diğer yerli Yahudileriyle beraber Auschwitz’e gönderiliyor ve orada öldürülüyor. Mucizevi bir kurtarma onların imhasına yol açıyor.

Anlam dolu mezar taşları gibi

Yılı çoğunda Kahal Shalom sinagogu sessiz. Rodeslu olanlar ziyaret etmeyi seviyor, İsrailli turistler restoran ve hediyelik eşya dükkanları arasında uğrayıveriyor. Son zamanlarda Bar-mitzvah törenleri için popüler bir yer oldu. Geçen sene genç bir Amerikalı, Sam Kopler, Bar-mitvahsını farklı bir şekilde kullanıp Holokost’ta yok olan bir Yahudi cemaatini anmak istedi. Ailesi Rodos sinagogunu buldu ve törende herkes ağladı.

O günden beri birçok kutlama yapıldı. Birinde dört nesil Rodoslu Yahudi ilk defa beraber tefilin taktılar. Yine de herkes ölenlerin geri getirilemeyeceğinin farkında ve Kahal Shalom genelde Rodos’un Yahudi tarihinin görkemli mezar taşı işlevini görüyor. Bu bakış yanında kurulan sınır dışı edilen Yahudileri anma anıtıyla daha da artıyor.

Rodos kökenli Yahudi cemaatleri dünyanın değişik yerlerine var – Habib’in doğup büyüdüğü Kongo Demokratik Cumhuriyeti dahil. O cemaat 2,000 kişiyle zirveye ulaştı ancak yıllar geçtikçe Yahudiler orayı terk etti.

Parça parça Rodoslu Yahudilerin çoğu İsrail’e ulaşmış gibi görünüyor. Habib de kendi geleceğini orada görüyor.

“Rodos çok fazla Yahudi tarihine sahip” diyor antik sinagoga bakarak. “Geçmiş öyle, acı tatlı. Ama o tarih geçti… ve artık kalan tek şey Yahudiler kendi geleceğini kontrol ettiği için mutlu olmak. O da ancak İsrail’de tabi ki.”

Bunları da beğenebilirsiniz...