Irak Yahudileri kültürel miraslarına İsrail’de sahip çıkıyorlar

Oyuncu ve şarkıcı Ninet Tayeb, Dudu Tassa & The Kuwaitis ile İsrail’de bir konserde Arapça performans verirken

Kaynak: Stroum Center for Jewish Studies, University of Washington, Pablo Jairo Tutillo Maldonado

Çeviri: Selin Toledo

Geçtiğimiz Aralık ayında, Şabat bittikten sonra Kudüs’ün ünlü açık pazarı Machane Yehuda yakınlarında yürüyordum ki insanları haftanın başlangıcını ellerinde içkiler ve arka planda çalan müzikle kutladığını gördüm. Dikkatimi bu sahneye çeken canlı bir Arapça şarkıydı. Bu şarkı, kökenleri Yemen Yahudi cemaatine dayanan üç kız kardeşin pop grubu A-WA’ya ait olan İsrail’in en yeni pop hiti Habib Galbi idi. 

Son zamanlarda Arapça şarkılar ana akım İsrail radyosu kanallarında, gece klüplerinde ve halkın toplandığı alanlarda yerlerini buldular. Fakat bu her zaman böyle olmadı.

İsrail nüfusunun neredeyse yarısının Mizrahi, yani Ortadoğu ülkelerindeki (Arap ülkeleri ve İran) Yahudi cemaatlerinden gelenler olmasına karşın, yakın zamana kadar çok fazla Arapça şarkı üretilmemişti.

Iraklı Yahudilerin hikayesi

1950’lerden itibaren İsrail’e gelen tüm göçmenler okulda, işte ve bu yeni kurulan devlette hayatın tüm alanlarında kullanacakları dil olduğu için, sadece İbranice konuşmaya teşvik edildiler. Ayrıca, Ortadoğu kökleri ve Arapça konuşan dünyayla bağlantıları dolayısıyla Mizrahiler, İsrail toplumunun çeşitli alanlarında ötekileştirmeye maruz kaldılar.

Impossible Exodus: Iraqi Jews in Israel kitabının kapağı. (Stanford University Press, 2017)

Şikago Üniversitesi’nde Ortadoğu Çalışmaları profesörü olan Orit Bashkin yeni kitabı Impossible Exodus: Iraqi Jews in Israel‘de İsrail Devleti’nin ilk yıllarındaki bu ötekileştirme ve Iraklı Yahudi göçmenlerin devlet tarafından yürütülen kamplarındaki zorluklarla ile boğuşuyor. Kitap boyunca, Bashkin’in amacı çift yönlü: Iraklı Yahudilerin göçmen olarak hassas şartlarda yaşama zorluğunu ortaya koyuyor ve ayrıca onların yeni vatandaşlar olarak yüksek derecede sosyal ve siyasi organizasyon ve entelektüel hüner ile sahip oldukları direnci gösteriyor.

Irak 1932’de Britanya’dan bağımsızlığını kazandığı zaman Irak Yahudi cemaati çoğunlukla şehirli ve kozmopolitti. Bağdat’takiler ve Basra ve Musul’da yer alan diğer küçük topluluklarla 90 bin kadardılar. Bashkin’in dediğine göre 20. yüzyılda Yahudi cemaati Irak yaşamına entegreydi ve ülkelerinin sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarına katkı sağladılar. Bu entegrasyonun Irak’ın sıra dışı devlet ve özel eğitim sisteminin sayesinde olduğunu söylüyor.

Ancak 1930’lardaki faşizm ve Nazizm desteğinin ortaya çıkışı, bölgede Yahudilere yönelik nefretin temellerini attı. The Jewish Virtual Library‘deki bir Irak ülke profiline göre, “1941 Haziran’ı Müftü’den esinlenerek Raşid Ali’nin (Iraklı bir siyasetçi) Nazi destekçisi darbesi Bağdat’taki Yahudi bayramı Şavuot sırasında ayaklanmaları ve pogromu tetikledi. Silahlı Iraklı çeteler, polis ve askerin de iş birliğiyle sonradan Farhud (Arapça pogrom ya da şiddetli mülksüzleştirme anlamına gelen) olarak adlandırılan olaylarda 180 Yahudiyi öldürdü ve neredeyse bin kişiyi yaraladı.” Bashkin Farhud’ un cemaat tarihindeki en kötü nokta olduğunu yazıyor.

Iraklı Yahudi bir aile İsrail’e varışlarından saatler sonra Kuzey İsrail’de Atlit geçiş kampında, 1951 yazı. (Fotoğraf: Teddy Brauner, Times of İsrael)

Bashkin ayrıca 1948’de İsrail Devletinin kurulmasının Irak Yahudilerinin deneyimini farklı düzeylerde zorlaştırdığını söylüyor.

Irak’taki sağ görüşlü basın Iraklı Yahudileri “ihanetçi Siyonist” karakterde olmakla suçlayan makaleler yayınladı. Polis de siyasi olarak aktif olan Yahudileri Siyonist olduklarını varsayarak tutuklamaya başladı. Bashkin Yahudilerin Irak’ta çok rahat bir hayat sürdürdüklerini ve ülkelerinden ayrılmak istemediklerini söylüyor. Buna rağmen 1940’ların sonlarında İsrail Devleti Irak hükumetiyle Irak Yahudilerinin geleceğini tartışmaya başladı. İsrail Ortadoğu’da ikinci bir Holokost’tan korktu. Bashkin’in verdiği istatistiklere göre 1950 ve 1952 arasında yaklaşık 123 bin Irak Yahudisi doğdukları ülkeye olan binlerce yıllık kültürel ve sosyal katkıları geride bırakarak İsrail’e göç etti.

Mizrahiler?

Bashkin’e göre 1940’ların sonunda Arap dünyasındaki Yahudi cemaatlerinin nüfusu 750 bini buluyordu. Yahudilerin Irak, Suriye, Yemen, Mısır ve diğer ülkelerden büyük toplu göçten sonra Arap dünyasında yaşayan Yahudi sayısı onyıllarca azalmaya devam etti. Günümüzde sayıları yaklaşık 3 bin. Bir zamanlar Arapça konuşan Ortadoğu ülkelerindeki yerel Yahudi kimliği yok oldu.

Arap dünyasından bu büyük toplu göç sonrası, İsrail bu cemaatler için mizrahi terimini kullanmaya başladı. Yahudi tarihi çalışanları “mizrahi” kimliğine takılıp kalsa da; kimlik konusu etrafında dönen diyalogları bu cemaatlerden gelen insanlarla devam ettirmek, dünyanın farklı yerlerindeki ve kuşaklar arası Yahudi kimliklerini nüanslı bir şekilde anlamak için önemli.

Washington D.C. anakent alanındaki Sefarad cemaatini yöneten ve aile kökleri Fas, Tunus, Suriye, Irak, İsrail, İtalya ve Birleşik Devletler’den olan Haham Haim Ovadia’ya göre mizrahi termi onu temsil etmiyor veya ailesinin ya da cemaatinin çok uluslu kimliğini gerçek anlamda yakalamıyor. Haham Ovadia şöyle açıklıyor: “Benim teolojik dünya görüşüm ve dini kültürüm genel olarak Sefarad, dil, mutfak, uygulamalarım ve ritüellerimi de içine katarak etnik kökenim ise Bağdatlı veya Babilli.”

Miraslarına sahip çıkıyorlar

“Bağdat Radyosu Orkestrası, 1936. Saleh al-Kuwaity keman ile arkada, Daoud onun önünde. Irak kralının şeref nişanını kazanmışlardı.” Kaynak: Haaretz.

İsrail’in bugünkü ana akım müzik sahnesinde bazı Bağdat kökenli Yahudiler Arap ve Müslümanlarla paylaştıkları binlerce yıllık tarih ile yeniden bağ kurmak için çalıştılar. Popüler bir İsrailli sanatçı olan Dudu Tassa Bağdatlı Irak Yahudilerinin torunu. Tassa’nın büyükbabası Daoud al-Kuwaity Bağdat’ta zamanın Irak kralı için çalan bir müzik topluluğunun parçasıydı. Daoud ve kardeşi Saleh al-Kuwaity Irak çağdaş müziğinin en etkili bestekarlarındandılar. Her ne kadar 1950’lerde İsrail’e göç etmiş olsalar da müzikleri bugün hala Arap dünyasında duyulabiliyor.

Dudu Tassa ve The Kuwaitis’in yeni albümlerinden

Dudu Tassa onların hatıralarını onurlandırmak için kendi müzik topluluğunu kurdu: “Dudu Tassa and The Kuwaitis.” Fas-Tunus kökenli İsrailli oyuncu Ninet Tayeb Dudu Tassa ile güçlerini birleştirdi ve İsrail’deki konserlerde Arapça söyledi (bir bölüm izlemek için tıklayınız). Bu sanatçılar sadece bölgedeki atalarının geçmişlerine sahip çıkmıyorlar, İsrail’deki ve dünyanın her tarafındaki Ortadoğu kökenli Yahudilerinin uyuklayan mirasını ayağa kaldırıyorlar.

İsrail Devleti de yakın zamanda Ortadoğu’daki Yahudi diasporasıyla kopmuş bağları canlandırmaya bir ilgi gösterdi. 2016’da Eğitim Bakanı Naftali Bennett Ortadoğu kökenli İsrailli şair Erez Biton’u “Biton Komitesi” lideri olarak çalışmak için görevlendirdi. Komite, ulusal mirasın bu kısmını İsrail toplumunda yüceltmek adına, Sefarad ve Mizrahi cemaatlerinin tarihlerini nasıl öğretmek gerektiği üzerine üniversite ve okullarda tavsiyeler verdi.

Bölgesel bağın yeniden ihtimali

Holokost sonrası dünyasında Almanya, Macaristan ve Polonya; Yahudi toplumuyla olan kara tarihlerini kabul ederek ve tazminatlar sağlayarak geçmişteki vahşeti telafi etmeye çalıştılar. Bugün Berlin İsrailliler için büyüyen bir merkez ve Yahudi rönesansı yıllardır bu Avrupa şehrinde hayat bulmakta.

Her ne kadar Yahudi toplumunun Ortadoğu’daki dramı bir soykırım değil bir zoraki göç olduysa da, şu soru ortada sallanıyor: Arap dünyasındaki ülkeler tarihlerinin Yahudilerle olan zor kısımlarını tanıyacaklar mı? Ortadoğu devletleri eski Yahudi cemaatlerinin tarihi hatırasını ve yerlerini nasıl muhafaza edecek? Kahire, Bağdat ve Beyrut hiç kovulan kardeşlerinin torunlarını geri kabul edecek mi?

Bunları da beğenebilirsiniz...