‘Tökezleme Taşları’ ile 20 yıl

Sanatçı Gunter Demnig, Avrupa genelinde neredeyse 60 bin adet “Stolpersteine (tökezleme taşı)” kaldırım taşı yerleştirdi.  İlk 50 taş Berlin’de Mayıs 1996’da yerleştirilmişti. Yasadışı olarak. Şimdi ise dünyanın en büyük merkezsiz anıtı. 

Kaynak: DW

Çeviren: Selin Toledo

Berlin merkezinde güzel güneşli bir gündü; bir zamanlar kayda değer bir orta ve doğu Avrupalı Yahudi nüfusu barındıran eski Scheunenviertel’de. Çeşitlilik barındıran bir grup bir araya gelmişti  – erkekler ve kadınlar, yaşlı ve çocuklar, Almanya’dan, İsrail’den, Hollanda’dan, Kanada’dan (Holokost’u öğrenmek için turla gelen öğrenciler) ve başka yerlerden. Biraz kaygı vardı, bu hüzünlü bir etkinlikti.

Gunter Demnig kendine has şapkasıyla vardı. Kovalar dolusu çimento, aletleri ve iki yepyeni parlak, Erzseber ve Jakob Honig adlarını taşıyan Stolpersteine – tökezleme taşlarıyla yüklüydü. Kısa birkaç tanıtımdan sonra dizlerinin üzerine çökerek bir delik kazmaya başladı.

İzleyenlerin arkasında, çocuklar bir zamanlar onlarca aileyi barındıran binaların bulunduğu geniş, boş, yaprak örtülü alanda oyunlar oynadı. Bu ailelerden birçoğu zorla çıkarılmış, belki de sonrasında Auschwitz’de öldürülmüştü.

Sanatçı on dakikada işini bitirmişti. Stolperteine güvenlice kaldırımın içine yerleştirildikten sonra, Demnig üstlerini sildi, şapkasını çıkardı ve kamyonetine geri döndü.

Yılın çoğu yolda

Akşam, Stolpersteine – kelimenin tam anlamıyla ‘tökezleme taşları’ – projesinin 20’inci yılı için gerçekleşen bir törende, Demnig o gün Berlin’de 17 adrese kaldırım taşı yerleştirdiğini söyledi. Bu onun için alışılmamış bir şey değil. Demnig geçen yıl  258 gün boyunca yolda olduğunu ve Avrupa’nın her tarafında günde yaklaşık üç köy, kasaba ya da şehirde tökezleme taşı yerleştirdiğini hesaplamış.

Fotoğraf: Gunter Demnig Stolperstein projesine Berlin’de 1996 yılında başladı.

Bu 1996’da Berlin’de Kruezberg semtinin Yahudileri için bir sanatçının Auschwitz’i inceleme projesi olarak ilk taşları yerleştirdiğinde hayal edilemezdi. O zamanlar bu taşlar yasadışıydı. Yayın organları yoktu, polis yoktu, akrabalar yoktu, sadece birkaç meraklı izleyen vardı.

Şimdi, sadece Almanya’nın başkentinde 7 bin ve Avrupa genelinde, kuzeyde Norveç, Trondheim’dan güneyde Yunanistan, Selanik’e,  doğuda Rusya’dan batıda Fransa, l’Aiguillon-sur-Mer’de yaklaşık 60 bin adet bulunuyor. Bu taşlar Almanya ve Hollanda’da tanıdık bir görüntüye dönüştü. Amsterdam’da, Budapeşte’de ve Roma’da rehber eşliğinde tökezleme taşı turları var.

O kadar çok (isim) var ki, Gunter Demnig artık hem taşları yapmaya hem de onları yerleştirmeye vakit bulamıyor. 2005’ten beri her tökezleme taşı heykeltraş Michael Friedrichs-Friedländer tarafından Berlin’deki stüdyosunda yapıldı. Friedrichs-Friedländer DW’ya, her bir taşın birbirinden duygulandırıcı olduğunu söyledi; ancak onu özellikle bir keresinde Hamburg’da bir yetimhanenin önüne yerleştirdiği 30 yetim ve onların dört bakıcısı için yaptığı 34 Stolperteine duygulandırmış. “Bu yetim çocuklar üç ile beş yaş arasındaydı, haftalarca uyuyamadım.”

‘Merkezsizleştirilmiş’ Anıt

20 yıl sonra, tökezleme taşı projesi dünyanın en büyük ‘merkezsizleşmiş’ anıtı; dünyanın her köşesinden gönüllüleri, öğrencileri ve Holokost mağdurlarının ailelerini içine alan, sıradan vatandaşlara yönelik bir ‘sosyal heykel’.

Fotoğraf: Erzsebet’in yeğeni akrabasının Stolpertein’ının önüne kırmızı güller bıraktı

Yaygın görüşün aksine, tökezleme taşları Nasyonel Sosyalizm’in tüm kurbanlarını anıyor; tabii ki Auschwitz’de ve diğer kamplarda öldürülenleri ve kurtulanları, ama aynı zamanda Filistin, Amerika Birleşik Devletleri ve başka yerlere kaçanları.

Taşların büyük kısmı Yahudiler için yerleştirildi, ancak Roman ve Sinti, gey, muhalifler ya da toplu ötenazi programlarıyla öldürülenler ve Naziler tarafından “asosyal” olarak etiketlenenler için yerleştirilenler de var.

Sırf bu yıl beş adet tökezleme taşı, Berlin’in merkezindeki Alexanderplatz’da, 1930’da toplanıp ‘eğitim’ almaları ve toplumun ‘uygun’ bireylerine dönüşmeleri için kamplara gönderilen beş evsiz kişi için yerleştirildi.

 

Şimdiyi yansıtmak

Tökezleme taşları bu nedenle, Almanya’nın 1933’ten önceki yaşayanlarının adlarını yaşadıkları yerlere geri vererek, onların çeşitliliğini göstermenin ve yok olanları saygıyla anmanın bir yolu. Ama taşlar elbette aynı zamanda şimdiyle alakalı. Başınızı eğip bir tökezleme taşı ithaf yazısını okumaya başlarsanız, hemen düşünmeye başlarsınız: Bu kişi öldürüldüğünde benim yaşımdaymış, ya da kızımın yaşındaymış veya anneannemle aynı yıl doğmuş. Kafa yormaya başlarsınız, size ne olmuş olurdu merak edersiniz, karşı dairedeki ailenin bir gecede yok olduğunu farketseniz siz ne yapardınız… Komşularınız bugün yok olsa ne yapardınız? Taşlar, akıl ermez sayılara akıl erdirmenin, duygusuz ve soğuk olguları kişisel yapmanın bir yolu.

Gunter Demnig Berlin’in merkezindeki grubu bırakıp gittikten sonra, ihtiyar bir hanımefendi iki tökezleme taşına bir demet kırmızı gül bırakmak için öne adım attı. Sonra taşların anılarına konulduğu Erzsebet ve Jakob Honig hakkında konuştu. Erzsebet onun hiç tanışmadığı teyzesiydi, bildiği azıcık şeyi yaşı ilerleyen annesinden öğrenmişti.

1896’da Budapeşte’de doğan Erzsebet, kocasından kızını doğurduktan bir yıl sonra boşanmıştı. Kızını ailesine bırakarak Berlin’e iş bakmaya gitmişti. Kuaför oldu ve Jakob’la tanıştı. “Aşık oldular.” Evlendiler ve yerleştikten sonra Erzsebet’in kızı da Budapeşte’den gelebildi. Kızları güvenliği için Naziler başa geçince Filistin’e yollandı. 16 yaşındaydı. Oğullarından biri taşı yerleştirme seremonisi için İsrail’den geldi, taşları yere indirilirken görmenin inanılmaz derecede dokunaklı bir an olduğunu söyledi.

Erzsebet ve Jakob’a ne olduğu belirsiz. Almanca olan ithaf yazılarında şöyle yazıyor: “Schicksal Unbekannt”  – “Akıbetleri belirsiz”.

Bunları da beğenebilirsiniz...