Deist ve Siyonizmden uzak Türkiyeli bir Yahudinin kimlik arayışı – Liora Morhayim

Öncelikle, bu yazıyı yazma amacım ne kendi dinî ve politik görüşlerimi bu platformda tartışmaya açmak ne de başkalarının görüşlerini eleştirmektir. Eli Haligua’nın Avlaremoz’da yayınlanan “Bağzı Yahudilerin tek tip Yahudi sevdası” yazısı üzerine, “tek tip ideal Yahudi” tanımının çok dışında olan Deist ve siyonizmden bir hayli uzak, Türkiyeli bir Sefarad Yahudisi olarak dinî ve ideolojik tanımlamalara hapsolmadan da Yahudi olunabileceğini kendi deneyimlerimden yola çıkarak aktarmak istedim. Umarım bu vesileyle, hem geniş toplumdaki tek tip Yahudi algısını kırmaya katkım olur hem de kendi cemaatimde benim gibi düşünenlere ya da bu ideal tipe uymayan fakat hâla kimlik arayışında olanlara ulaşmış olurum.

Yahudi kimliğim ile ilgili kafa karışıklıklarım ilkokul çağında, ismimi öğrenmelerinin ardından arkadaşlarımdan hatta bazı öğretmenlerimden gelen “Yabancı mısın?” sorusuyla karşılaşmamla başladı. Türkiye’de doğup büyüyen, Türkçe konuşan ben, ismim yüzünden otomatik olarak yabancılaştırılmıştım. Peki eğer Türk değilsem neydim, nereliydim? Hem Sefarad gelenekleriyle yetiştirildiğim için hem de Yahudilerin gerçek vatanının İsrail olduğu olgusu küçüklüğümden beri aşılandığı için, anneme birçok kez “Ben Türk müyüm, İspanyol muyum yoksa İsrailli miyim?” diye sorduğumu hatırlıyorum.

Bu millet olgusu kafamda tam oturmasa bile çok dindar olmayan fakat geleneklerine bağlı ve inançlı bir ailede yetiştirilmemden ötürü uzun bir süre Yahudi kimliğimi din üzerinden tanımladım. Ben bu dine inandığım için Yahudi olduğumu düşündüm fakat iş bu kadar basit değildi. Ortaokul yıllarında, bu kimliğin ideolojik ve milli boyutuyla tanıştım, ve o zamanlar ailemin ve etrafımdaki Yahudilerin düşüncelerini benimsediğim için Yahudiliğin bu tanımını da sorgulamadan kabul ettim.

Deyim yerindeyse “tek tip ideal Yahudi” kimliğinden sapmam lise yıllarında başladı. Bilim ve rasyonel düşünce ışığında bana öğretilen dini bilgileri sorgulamaya ve sonrasında kendimi deist olarak tanımlamaya başladım. Lisede sol değerleri, hümanizmi benimsememle birlikte küçüklüğümden beri bana siyonizm ve İsrail ile ilgili öğretilen tarihsel ve politik gerçeklikleri de sorgulamaya başladım ve kimliğin ideolojik kısmından da uzaklaştım.

Değişen dinî ve politik fikirlerime rağmen ben kendimi hâlâ Yahudi hissediyordum çünkü sonradan fark ettim ki Türkiyeli bir Sefarad Yahudisi olmak siyonizm ve Tora öğretisiyle asla sınırlandırılamazdı. Bu yüzden ben de Yahudi kimliğimi ortak tarih, kültür ve en önemlisi de ortak yaşanmışlıklar üzerinden tanımlamaya başladım. İşte tam bu noktada farklı dinî ve politik görüşten kişileri de kapsayacak alternatif bir Yahudi kimliği tanımlaması yapmak istiyorum. ‘Ne dine inanıyorsun ne İsrail’i destekliyorsun, sen nasıl Yahudisin’ diyenlere inat tek tipleşmeye karşı çıkıyorum ve alternatif bir kimliğin var olabileceğine inanıyorum.

Benim için Türkiyeli bir Yahudi olmak, Endülüs’de Sefarad olmaktan da İsrail’de Yahudi olmaktan da farklı. Benim Yahudi kimliğim, yüzyıllardır bu topraklarda biriktirilmiş ortak kültür, miras, anı ve yaşanmışlıkların sonucudur. Dine inanmasam, siyonizmi desteklemesem de kendimi Yahudi hissediyorum çünkü Kahve Dünyası’nda börekitas satıldığını görünce heyecanlanıyorum, sokakta iki yaşlı kadının Ladino konuştuğunu duyunca hiç tanımadığım o insanlara tarif edilmez bir sıcaklık duyuyorum, Can Bonomo’yu Eurovision’da Türkiye’yi temsil ederken gördüğümde, Ulus Musevi Lisesi’nin başarılarını okuduğumda, geniş toplumdan insanların ‘Sefarad’ grubunun şarkılarını söylediklerini duyduğumda mutlu oluyorum, Neve Şalom sinagogunda bir düğün seremonisi izlediğimde bir gün kendi babamla o kırmızı halıda yürümenin hayalini kuruyorum.

Kendimi Yahudi hissediyorum çünkü o tarihte 7 yaşında olmama rağmen, 15 Kasım 2003’de yaşadığım korkuyu çok net hatırlıyorum, çünkü ‘kapı önünde bekleme yapmayalım’ sözü benim için çok farklı şeyler ifade ediyor, çünkü her İsrail gerginliğinde adımı söylemekten bile çekiniyorum ve her türlü antisemit söylem karşısında sinirleniyorum.

Kendimi Yahudi hissediyorum çünkü bu ülkedeki Yahudi nüfusunun 200.000’lerden 15.000’lere düşmesine ve her sene giderek daha da azalmasına gerçekten üzülüyorum ve biliyorum ki, ben profesyonel veya özel hayatım dolayısıyla ileride İsrail devetinde veya başka bir yerde yaşamaya karar versem de, o ülkede ikamet eden Türkiyeli bir Yahudi olarak kendimi tanımlamaya devam edeceğim.

Bu yazıyı yazma amacım ne Yahudileri dinden uzaklaştırmak ne de politik görüşlerini değiştirmektir. Sadece cemaatimizde çokça tartışılan ‘gerçek Yahudi budur, şöyle yapar, şöyle düşünür’ dayatmalarına alternatif, dini ve ideolojik kalıpların dışında yerel ve kültürel bir kimlik anlayışının da mümkün olabileceğini savunuyorum.

Ve herkesi benim tanımladığım gibi daha birçok farklı Yahudilik anlayışına kucak açmaya davet ediyorum.

 

 

 

 

Bunları da beğenebilirsiniz...