Meseleleri Filistin değil, Yahudi düşmanlığı

Ozan Ekin Gökşin, İsrail politikaları üzerinden Yahudileri hedef gösteren İsmail Kılıçarslan’ın asıl derdinin Filistin değil ırkçılık yapmak olduğunu tartışıyor.

Kaynak: marksist.org

Yazan: Ozan Ekin Gökşin

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasının ardından Filistin sorunu bir kez daha gündeme geldi. Bu siyasal krize bir grup siyasal İslamcının cevabı ise antisemitizmi körüklemek oldu. Bunun son örneği de Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan’ın “Mesele Siyonizm değil, Yahudiliktir” başlıklı yazısı.

İsmail Kılıçarslan, Yahudi toplumunun tamamını değil, marksist Yahudiler, heterodoks Yahudiler (muhtemelen İsrail’den hazzetmeyen birtakım ortodoks Yahudileri kastediyor), yeni nesil solcu Yahudiler ve Türkiye Yahudi Toplumu’nun dışında kalanları hedef tahtasına koyuyor. Siyonizmle Yahudiliği ayıranları cehaletle suçlarken, verdiği örnekle bu konuda ne kadar cahil olduğunu da ispat ediyor.

Zira, görüşlerine bel bağladığı Gilad Atzmon, eskiden sol içinde ve antisiyonist çevrelerde Filistin dostu olarak bilinirken, son yıllarda Filistin için mücadele eden Filistinli, Yahudi yahut solcu grupların, BDS[1] hareketinin, uzak durduğu, ırkçı olarak tanımladıkları bir isim.[2]

Gilad Atzmon’un görüşleri, dünyanın en zeki insanlarından birisi olup ömrünün sonlarında kafayı sıyırıp Hitler aşığına dönüşen, Holokost’u inkar eden satranç şampiyonu Bobby Fischer’ın görüşlerinden daha kıymetli değil. Şanslıyız ki, İsmail Kılıçarslan, ırkçılığının temelini “bir Yahudi olan” Fischer’dan almamış.

Kılıçarslan’ın yazısı baştan aşağı antisemit sayıklamalarla ve cahillikle dolu. Kılıçarslan, engizisyonun arkasında Alman sanayicileri olduğunu iddia edebiliyor. Kavramların önemine vurgu yaparken ortodoks, heterodoks (?) Yahudileri karıştırabiliyor, Yahudilerin %95’inin terörle ilişkili olduğunu uydurabiliyor. Büyük resmi gören kocaman aklıyla bu kadar basit hatalar yapması “tesadüfle izah edilemez”.

İsmail Kılıçarslan, Yahudilik ile siyonizm arasında bir fark olmadığını, bu yüzden antisiyonist değil antisemit olmak gerektiğini vaaz ediyor. İsrail devleti de siyonizmi Yahudiliğin mütemmim cüzü olarak görüyor, antisiyonizmin de antisemitizm olduğunu iddia ediyor. Filistin davasını savunan herkesi de bu yolla antisemit ilan etmeye çalışıyor. İsmail Kılıçarslan’ın İsrail’le bu söylem benzerliği tesadüf değil. Çünkü İsrail’in varlığına ihtiyacı var. İsrail, bölgedeki tüm istikrarsız rejimler için bir can simidi işlevi görüyor, yolsuzluğa, istikrarsızlığa batmış, yozlaşmış tüm hükümetler, diktatörler, İsrail’e yönelik antisemit öfkeyi büyüterek geriye kalan tüm sorunları görünmez kılıyor. Bu yüzden hükümetler gerçekçi adımlar atmaktan kaçınıp Yahudileri günah keçisi bellemeyi tercih ediyor.

Benzerini, Mavi Marmara saldırısından sonra da yaşamıştık. AKP hükümeti, Gazze’ye yönelik abluka kaldırılana dek diplomatik ilişkileri askıya almıştı. Ancak, bölgede yaşadığı ittifak arayışlarının bir sonucu olarak, tazminat bile denemeyecek bir bedel karşılığında geri adım atmış ve İsrail’le ilişkileri yeniden tesis etmişti. Bu süreçte, iktidar destekçileri AKP’ye toz kondurmamak için Türkiyeli Yahudileri hedef alan “Türkiye’de İsrail Askeri İstemiyoruz” isminde ırkçı bir kampanya başlatmışlardı. Gazze’ye yönelik abluka son bulmadı, AKP ise Aşdot limanında kontrol edildikten sonra Gazze’ye geçebilen yardımlarla övünebiliyor.

Böyle bir ikiyüzlülük hâsıl olunca, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan ABD’ye de muhalefet etmek mümkün olmuyor. NATO’dan çıkılamıyor, silah satın almaktan vazgeçilmiyor, İncirlik Üssü kapatılmıyor. Hâlâ ABD’nin müttefik olduğuna dair açıklama yapılabiliyor. Tüm bu muhalefetsizliğin sonucu olarak turp yeniyor.

Bu kez, bir öncekinden farklı olarak, hem Benjamin Netanyahu hem de Recep Tayyip Erdoğan için işlevsel bir kriz yaşanmakta. İki lider de, kendileri hakkındaki yolsuzluk iddiaları ile boğuşurken, tabanlarını Filistin davası ve siyonizm üzerinden konsolide edebiliyor.

İsrail’le mücadele etmenin, Filistin’le dayanışmanın yolu ırkçılık yapmaktan değil; Siyonist olsun, antisemit olsun her türlü ırkçılığa karşı mücadele etmekten, devleti de hamasi değil somut adımlar atmaya zorlamaktan geçiyor.

Ozan Ekin Gökşin

[1] BDS, tam ismiyle Boycott, Divestment, Sanctions (Boykot, Tecrit, Yaptırım) Filistinli aktivistlerin başını çektiği ve İsrail işgal ettiği topraklardan çekilene, Filistinli mültecilerin eve dönüşüne izin verene kadar dünya çapında İsrail’i boykot etmeye çağıran bir kampanya.

[2] Önde gelen Filistinli aktivistlerin Gilad Atzmon üzerine görüşleri için şu yazıya bakabilirsiniz: https://electronicintifada.net/blogs/ali-abunimah/palestinian-writers-activists-disavow-racism-anti-semitism-gilad-atzmon

Bunları da beğenebilirsiniz...