Çek Bir Operasyon! – Türkay Salim Nefes

 

Fotoğraf: Hrant Dink Vakfı

Türkiye’nin kültürel iklimini iki kelimeyle anlat deseler cevabım operasyon çekmek olurdu. Operasyon çekildiğini iddia edenler kendilerini, ülkenin siyasi iktidarı ile bir görüp işleri ters gidince dış/iç mihrakları sert bir tonla suçluyor. Blok flütün kültürel yan etkilerinden ırkçı şoven spor yorumlarına kadar her türlü fikir bu şemsiye terimle savunuluyor. Bu kişileri eleştiren muhalifler bu ithamların güncel siyasi totaliterleşmenin ürünü olduğuna işaret ediyorlar.

Ben operasyon çekmek ifadesinin bir komplo tarzı olarak hiç de yeni olmadığını ve sadece günümüzde hedefinde olan grubun değiştiğini iddia ediyorum. Bir başka deyişle, dış mihrak iddiası dini ve etnik azınlıklar ile alakalı kullanıldığında bu kadar tartışma yaratmıyordu. Şimdi ise çoğunlukta olan grupları alakadar ettiği için gürültü büyük.

Bu iddiamı 2000’li yıllarda azınlık vakıflarının mülkiyet haklarına dair TBMM tartışmalarını incelediğim araştırmamda (https://goo.gl/TXcHxn) bulduğum verilerle destekleyeceğim. Operasyon çekme, yani komplo düşüncesi, aslında Türkiye siyasetinde gayrı-Müslim azınlıkların hayatlarını etkileyen bir çok kararın arkasında mevcut.

Çalışmamda mecliste azınlık vakıflarının mülkiyet haklarını düzenleyen kanunlar üzerine yapılan tartışmaları inceledim (https://goo.gl/TXcHxn). Bu tartışmanın arka planı kısaca şöyle özetlenebilir. 1936 yılında devlet azınlık vakıflarından mülklerine dair envanter çıkarmasını istedi. 1974 senesine kadar Ermeni, Rum ve Yahudi vakıfları mülk edinmekte ve satmakta serbesttiler. Fakat 1974’te çıkan kanun bu vakıfların 1936’dan sonra edindikleri mülklerin yasal olmadığına karar verdi. Vakıflar 1936-1974 arası satın aldıkları veya bağış olarak kabul ettikleri mülkleri geri vermek zorunda bırakıldılar. Çoğu taşınmaz hazineye devredilmek zorunda kaldı, çünkü vakıflara bağış yapanlar ve aileleri artık hayatta değildiler. 2003’te AKP yasal değişiklik yaparak bu vakıfların kaybettikleri bu mülkleri geri almalarının yolunu açtı. Bu kanun değişikliği daha sonra 2006’da mecliste genişletildi, fakat dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onaylanmayıp mecliste tartışılmak üzere geri gönderildi. 2008’de mecliste yeniden tartışılan kanun değişiklikleri bir kez daha geçirildikten sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2011 yılında onaylandı.

Araştırmamda 2003, 2006 ve 2008’de mecliste bu konuda yapılan tartışmalarda siyasi partilerin yaklaşımlarını derinlemesine inceledim. AKP tarafından azınlık haklarında iyileştirme ve Avrupa Birliği’ne uyum olarak savunulan kanun önerilerine HDP destek verirken CHP ve MHP bu değişikliklerin karşısında durdular. Bu karşıtlıkların önemli bir kısmı operasyon çekiliyor korkusuyla temellendirildi. Bir başka deyişle, vakıflara mülk edinme hakkını verirseniz Türkiye’nin toprak bütünlüğü tehlikeye girer denildi. Bu görüşün farklı şekilde ifade edilmesine örnekler şu şekilde sıralanabilir:,

  1. Hasan Çalış (MHP) 14 Şubat 2008 tarihli konuşmasında bunu şu şekilde ifade etti: “Uluslararası faaliyet gösteren küresel güçlere, kiliselere, değişik ülkelerin istihbarat örgütlerine, bu kılıf altında ülkemizde çok önemli bir faaliyet alanı açıldı… Bu taleplerin arkası kesilmeyecektir. Rum lobisi, Ermeni lobisi, Avrupa Birliği havucunun arkasına saklanmış taleplerini Birlik aracılığıyla dayatmaya devam ediyor“.
  2. Muhsin Yazıcıoğlu (BBP) bu kanun değişikliği dolayısıyla Soros Vakfı’nın Türkiye’ye operasyon çekmesinin yolunu açacağını iddia etti.
  3. Halil Ünlütepe (CHP) 20 Şubat 2008 tarihinde kanun değişikliği tasarısını şu şekilde eleştirdi: “Türkiye’nin üniter yapısını, birlik ve bütünlüğünü bozan bir yasal düzenlenme üzerinde ısrarla duruşunuzu anlamakta da zorlandığımızı belirtmek istiyorum“.
  4. İbrahim Özdoğan (ANAP) 9 Kasım 2006 tarihinde kanun değişikliğine karşı çıkışını şu şekilde gerekçelendirdi: “…bu yasa tasarısı… Türk milletini çembere alma harekâtından başka bir şey değildir. Avrupa, Türk milleti üzerinde düşündüğü tarihî misyonunu gerçekleştirmek istiyor Sevr’i tekrar hortlatmak istiyor ve Lozan’ı, biraz önce değerli bir milletvekili arkadaşımın değindiği gibi, ucundan bucağından yontmak istiyor“.

Bu tartışmalarda açıkça görüldüğü üzere bize operasyon çekiyorlar korkusu aslında Türkiye siyasetinde insan hakları, demokrasi ve azınlık hakları arayışlarının önünde büyük bir engel olarak uzun süredir durmakta. Bugün, komplo düşüncesinin daha çok duyulmasının nedeni sadece azınlıkların değil kendini çoğunluk olarak gören gruplarla da ilgili kararlarda kendini belirginleştirmesidir. Bu açıdan baktığımızda bu komplo bakışını savuşturmanın bir yolu da sadece bize dokunmadığında da gerekli olan tepkiyi göstermekten geçiyor. Aksi taktirde, siyasi bölünmeler çevresinde herkes kendine karşı olduğunu düşündüğü ‘operasyonlara’ sesini çıkarıyor ve ortalık ‘operasyondan’ geçilmiyor.

 

[1] Bu yazıda yararlanılan araştırmaya şu linkte ulaşılabilir: https://goo.gl/TXcHxn

[2] Türkay Salim Nefes: Araştırma görevlisi, Brasenose Koleji, Oxford Üniversitesi

 

 

Bunları da beğenebilirsiniz...