Nadir Nadi’nin Kaleminden: Hitler’in “şirin” ve “samimi” Avusturyası – Serdar Korucu

Cumhuriyet Gazetesi’nden Nadir Nadi 1938’de, Almanya’daki Nazi iktidarının 5. yılında Viyana’ya gider. Avusturya’nın ilhakının hemen ardından… Kaleme aldıklarıysa antisemitizm içerikli ve Hitler propagandası ağırlıklı olur.

Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucusu Yunus Nadi’nin oğlu Nadir Nadi’yi gazetenin okuyucuları ilk olarak yurtdışından gönderdiği haberlerle tanır. 1938’de Almanya’nın Avusturya’yı ilhakı sonrası kaleme aldığı “Hitler Viyanası’ndan Röportajlar” serisiyse en çok tartışılanlardan biri olur.

Nadir Nadi’nin röportaj serisinin yankı yaratmasının nedeni hem Naziler ile Ankara hükümeti arasında kurduğu paralellikler ve bu yolla yaratmaya çalıştığı Alman propagandası hem de antisemit içeriğidir.

“ALMANLAR CERMEN DENİZİ HALİNDE KABARDI”

Cumhuriyet gazetesi yazarına göre, 1930’lar Türkiye’sinin, Almanya ve Avusturya ile büyük benzerlikleri vardır. Üçü de 1. Dünya Savaşı’na müttefik olarak girmiş ve yenilmiştir. Ve bu yenilgi aslında yeni bir başlangıcın habercisi olmuştur:

“Umumi Harbden sonra Sevres, Versailles ve Sain-Germain muahedelerinin birer kamçı gibi tesir eden küstah ve acı maddeleri olmasaydı acaba biz Türkler muazzam inkılabımızı başarabilir miydik? Almanlar, bir Cermen denizi halinde kabarabilirler miydi? Ve Avusturyalılar bu denize akarak asırlardan beri aradıkları hakiki vatanlarına kavuşabilirler miydi?

Hiç zannetmiyorum. Ve bu itibarla içimizde lânet hisleri uyandıran sulh muahedelerini tebcil etsek daha iyi olur, diyorum. İmparatorlukları yenen galib devletler, hınçlarına mağlub olarak Türklerin, Almanların ve Avusturyalıların millî benliklerini kamçılamakla onlara istemiyerek de olsa unutulmaz bir yardımda bulundular”

“NAZARI DİKKATİ CELBEDEN ÜÇ İSİM VAR: ATATÜRK, HİTLER VE MUSSOLİNİ”

Adolf Hitler 10 Şubat 1937’de heykeltraş Joseph Thorak’ın atölyesinde… (Heinrich Hoffmann; Hoffman Collection, Staatsbibliothek München, Stefan Ihrig, Atatürk in the Nazi Imagination, Belknap Press/Harvard University Press, 2014)

Nadir Nadi yazısında yenilenin ülkeler değil, sadece “imparatorlar” olduğunun altını çizer. 1930’lardaysa artık halkın iktidarları görevdedir. Bunlardan biri Cumhuriyet Türkiyesi, diğeri de Almanya’daki Nazi rejimidir. Nadi, Nazilerin Atatürk’e olan hayranlığını da yazı dizisinde ön plana çıkartmayı ihmal etmez. Özellikle de bir kitapçıda gördükleri üzerinden:

“En büyük değişiklik kitabcı dükkanlarında göze çarpıyor. Vaktile okunması yasak edilen bazı eserler şık kapakları içinde camekanları süslüyorlar: Irk bakımından Avrupa tarihi; kan ve zeka; Biologya mektebi; ırk ve ruh; Nasyonal Sosyalizm gözile milli terbiye; ve saire…

Zamanımızın büyük adamlarına dair yazılan eserler de eskisine nisbetle daha çok. Hindenburg’ların, von Moltke’lerin, Rooswelt’lerin arasında en fazla nazarı dikkati celbeden üç isim var: Atatürk, Hitler ve Mussolini.”

Nadi, Türkiye’ye hayranlık besleyen Nazilerin Avusturya’yı ilhak etmesinin, “Anschluss” olarak anılmaya başlanan bu bölgeye “taze bir hayat” aşıladığını yazar. Kendisinin objektif olduğunu öne süren yazar, “Bunun aksini iddia etmek ve göçen mefruz bir devlete mersiyeler yazarken “Alman çizmeleri altında gık demeden ezilen zavallı Avusturya!” diyerek yalandan hayıflanmak tarafgirlik olur” der.

Nadir Nadi’nin yazı dizisinin yayımlanması öncesinde Sigmund Freud, Viyana’dan ayrılıyordu. Bu haber 6 Haziran 1938’de Cumhuriyet’te de yer alıyordu.

Yazı dizisinde “tarafgirlik” olarak nitelediği bu bakış açısını bir koyu Katolik Avusturyalı ile konuşarak gösterir. “Almanlar protestan, fakat nasyonal sosyalistler protestan bile değiller. Onlar dini ihmal değil inkar etmek istiyorlar. Şimdi burada da çalışacaklar; Avusturyamızın ruhunu değiştirecekler. Hatta değiştirecekler ne kelime? Değiştirdiler bile. Bacak kadar çocuklar bizimle alay ediyorlar. Kızım, naziliğe geçtiğindenberi seneler var, kiliseye ayak atmaz oldu. Avusturya ölmüştür Herr Nadi, benim Avusturyam edebiyen ölmüştür.” Konuşma ardından yaşlı kitapçı Nadi’ye hatıra olarak Mozart’ın kabartma efijisi olan tedavülden kaldırılmış iki şilinlik madeni bir Avusturya sikkesi hediye eder. Nadir Nadi aldığı bu hediyeyi alırken aklına Osmanlı dönemlerini yaşamış ve 19 yıl önce Beylerbeyi’nde ölen büyük babasının annesini hatırlar. Öyle ya, ikisi de “eski zamanlar”ın insanlarıdır. Ancak zaman değişmiştir işte…

“HİTLER EN BÜYÜK İYİLİĞİ AVUSTURYA HALKINA YAPTI”

Nadi, yazı dizisinde Avusturya’nın eski günlerinin “zavallı” olduğunu söyler, 1918’den beri “galip devletlerin leşini gömmeye cesaret edemedikleri bir ölü” olduğunu belirtip “Hitler onu birkaç saatin içinde ortadan kaldırıvermekle en büyük iyiliği şüphesiz, leşi koynunda saklamak felaketine uğramış bulunan Avusturya halkına yaptı” diye ekler.

Nadir Nadi geçmişte de ziyaret ettiğini söylediği Avusturya’yı bambaşka bulmuştur. “Zavallılıktan kurtulmanın sevinciyle hala yarı sarhoş, her zamankinden daha şirin, her zamankinden daha samimi bir Avusturya buldum” der. Halbuki o “şirin”, o “samimi” Nazi Avusturyası’nda Hitler’in Yahudilere yönelik ayrımcı politikaları çoktan başlamıştır bile. Ve Nadi’nin ziyaretinden yaklaşık 5 ay sonra “Kristal Gece” bu toprakları da şiddetli şekilde vuracaktır.

Birinci Bölüm: Nadir Nadi’nin Kaleminden: Hitler’in “şirin” ve “samimi” Avusturyası
İkinci Bölüm: Nadir Nadi: Yahudiye Hiç Benzemem, Pek Muntazam Bir Burnum Var
Üçüncü Bölüm: Nadir Nadi: Yahudilerden Alışveriş Yapmaya Kalkacak Olan Mahvolmuş Demek
Dördüncü Bölüm: Nadir Nadi: Zavallı Avusturyalıların Yahudilerden Neler Çektiğini İyi Biliyordum
Beşinci Bölüm: “Yahudileri Yemeyeceğimizi Pekala Bilirler”
Altıncı Bölüm: “Yahudilere İntihab Hakkı Vermiyormuşuz, Tabii Vermeyiz”

 

Bunları da beğenebilirsiniz...