Kalmak da zor, gitmek de… – Yakup Barokas

Kaynak: turkisrael.org.il

1948’de İsrail’e göç edenler fakir ve işsizdi. İyi eğitim görmüş kesim Türkiye’de kalmayı tercih etti. (Aliya: Bir Toplu Göçün Öyküsü, Rıfat N. Bali, s. 265). Evet, 1948’de göç edenler genelde mesleği olmayan maceracı bir kesimdi.  1970’de çoğu üniversite öğrencisiydi, okumaya gitmişlerdi.  1980… Zaten çoğu geri döndü, kalanlar da
paralarını batırdılar. 2017… Okul parasını karşılayamayanlar çocukları için göç ettiler.

Kalanların bir açıklamaları vardı genelde, belki bir teselli, belki de yaşanılan ülkeye karşı sadakatlerinin sürdürülmesi isteği.

Ama bir de gerçek vardı ortada. 20. yy.’ın başlarında 200 bin Yahudi’nin yaşadığı Osmanlı topraklarında, 1950 yılı Türkiye’sinde 50 bin, günümüzde ise kesin olmamakla birlikte sadece 10-15 bin Yahudi’nin kaldığı… Türkiyeli Yahudiler yalnızca İsrail’e göç etmediler pek tabi ki, bütün dünyaya dağıldılar, ABD, Fransa, Güney Amerika ülkeleri, vs. Devletin kuruluşundan önceki yıllarda İsrail’e göç edenlerin verdikleri mücadeleyi tarih kitaplarından okuyoruz. 1904-1914 yıllarında, 2. Aliya döneminde ülkeye 40 bin kişi göç etti, Eretz İsrael’in Yahudi nüfusu 85 bine ulaştı. Ancak bu Aliya’da göç edenlerin yüzde doksanının geri dönmesi ile 1. Dünya Savaşı sonlarında nüfus yeniden 56 bine düştü. 1950 sonrasında İsrail’e göç edenlerin bir bölümü, bu ülkeye uyum sağlamada zorlandı. İşsizlik oranı çok yüksekti. 1984 yılına doğru ekonomi, enflasyon oranının yüzde 450’ye ulaştığı bir duruma geldi. Aliya yapan çok sayıda kimse ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Hatta İsrail’de doğanların arasından bile ABD’ye göçen edenlerin sayısı oldukça yüksekti.

Günümüzde İsrail gelişmiş ülkeler arasında 3,13 ile doğum oranı en yüksek ülke. Kişi başına milli gelir 40 bin dolara ulaştı, İsrail 8,680 milyon nüfuslu ve yüz ölçümü olarak küçük bir ülke olmasına rağmen teknolojik, askeri, bilimsel alanda dünyanın en güçlü devletleri arasında yer alıyor. Göç veren değil, göç alan bir ülke konumunda. Yaşam düzeyi de birçok AB ülkesinden daha yüksek…

Türkiye’de yaşamını sürdüren Yahudi, geçmişi, kültürü,kökleri, anıları ile bağlı olduğu bu ülkeden ayrılma istemez, tedirginliklerin geçici olacağını umar, iyimserliğini korumaya çalışır. Bilir farklı bir ülkede kendisini bekleyen zorlukları, alışkanlıklarını terk etmenin ne denli özveri gerektirdiğini. Candan da olsa karşı yönde bir uyarı onu rahatsız eder, kulaklarını bunlara tıkamayı yeğler.

Hele bu uyarılar empatiden yoksun, kimi zaman da görgü sınırını aşmakta ise… İsrail’de yaşamayı seçen Türkiyeli Yahudi ise pek tabi ki Diasporada yaşamını sürdüren dindaşının, akrabasının veya dostunun kendisi için değilse bile çocukları için en doğru seçimin göç etmek olduğuna inanır. Ne var ki, göç edenlerin çok küçük bir kesimi sürekli kendi seçimini doğrulamak, ‘ne iyi yaptım da göç ettim ’in bir dışa vurumu olarak felaket tellallığı yaparak gelemeyenlerde sürekli tepki, küskünlük ve kızgınlık uyandırmaktadır.

Yaşanılan ülkenin üstünlüklerinin, gerçeklerinin, artılarının veya eksilerinin sergilenmesinin en doğru yaklaşım tarzı olacağını düşünüyorum. ‘Her koyun kendi bacağından asılır’ diyemeyiz…

Gönül bağı hissettiklerimiz açısından her kararın, her adımın, her yeni başlangıcın doğru bir zamanı olduğuna da inanmak gerekir.

Bunları da beğenebilirsiniz...