Kayadez…Avlaremoz…Un-seen

Kaynak: İsrail’deki Türkiyeliler Birliği, Yakup Barokas

‘Bir Türk yurtseveri’ (1883-1969) olan Moiz Kohen, Munis Tekinalp adını alır ve Türkçülük/Pan-Türkçülük akımının öncüsü Ziya Gökalp’ın izinden giderek; kendini Türk gören herkesi Türk olarak tanımlar ve azınlıkların Türk kültürünü benimseyerek Türk olabileceklerini savunur. Musa’nın On Emri’nden ilham alarak azınlıklar için ‘On Emir’ hazırlar; “Türkçe düşün, Türkçe konuş, Türkçe dua et, Türk okuluna git” vb. gibi. Bu On Emir’in altıncısı; ‘Memleket işlerine karışma’, onuncusu da ‘hakkını bil’dir ( Jacob M. Landau).

Ve Türkiye’de yaşayan Yahudi toplumu yıllar boyu hakkını ve haddini bilmiş, Tekinalp’ın emirlerine uygun hareket ederek “no moz karışeyamoz al oz eçoz del hükümet” deyişini ilke edinmiş, özellikle memleket işlerine karışmamış, her türlü haksız uygulama karşısında haddini bilerek susmuş, ‘kayadez’ politikasını kendine şiar edinmiştir.

1990’lı yılların sonlarında peş peşe yayımlanan Rıfat N. Bali’nin kitaplarında Elza Niyego cinayeti, Trakya’daki yerleşim yerlerinde meydana gelen olaylar, yirmi kura ihtiyatların silahaltına alınmaları, Varlık Vergisi, Struma, İsrail’e göç gibi o güne kadar tabu olarak görülen olayların yüz üstüne çıkarılmaları ile Yahudi toplumunda bir panik havası yaşandı.

Ancak 2000 yılından sonra örneğin Varlık Vergisi türü ayıplarla ilgili ; “Aile arasında ufak tefek olaylar olur, ancak bunlar yine aile içinde halledilir” türünden söylemlerle ört bas etme politikaları terkedilmeye başlanmıştır. Yeni yerine taşınana dek, 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi’nde yok sayılan, yer bile verilmeyen Varlık Vergisi gibi olaylar nihayet dillendirilmiştir. Şalom Gazetesi daha cesur bir söylem benimsemiş, Mavi-Beyaz olan her şeyin silindiği bir dönemden; “Bizim İsrail ile gönül bağımız var” dönemine geçilmiştir. Basındaki antisemitizme karşı anında tepki gösterilmiş, Yahudi toplumu yönetimi de dışa açılma, kendini tanıtma politikası doğrultusunda giderek daha liberal bir siyaset izlemiştir. 

Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1950’lere kadar süregelen tek parti dönemindeki tüm uygulamalara tu kaka denilmesinin, eleştirilmesinin geçer akçe olduğu AKP döneminde Yahudi toplumunun bu yeni açılıma ayak uydurması olağandı. Belli alanlara mahsus kalmak üzere  ‘kayadez’ politikasının terk edilmiş olması ülkenin konjonktürüne uygun bir gelişmeydi.  

Yazılı basının yerine sosyal ağların giderek önem kazanmaya başlaması ile 2016 yılında Yahudi toplumundan genç kuşak sesini daha çok duyurmak ve Türkiye genelinde antisemitizme karşı bir platform oluşturmak amacı ile ‘avlaremoz’ adı altında yeni bir site kurar.  ‘Avlaremoz’ (konuşalım) ‘kayadez’ (susalım) tavrına bir tepkinin de anlatımıdır… İsmiyle bağdaşık bir web sitesini hazırlayan ekip, Yahudi toplumunun temsilciliğine soyunmadan, yeni kuşağın içinden yükselen ve başka mecralarda yer bulamayan tartışmaların kaynağı olmayı hedeflemiştir.

Ne var ki son 1-2 yıldır yine konjonktüre uygun olarak Yahudi toplumunun sesi yeniden kısılmış, sosyal ağlarda fikir beyan etmek dahi korkulur hale gelmiştir, hatta siyasi ortamdan o denli etkilenilmiştir ki bir yüzyıl boyu resmi belgelerde kullanılan ‘Musevi Cemaati’ deyimi yerine ‘Yahudi Toplumu’ ifadesinin kullanılmasına başlanmıştır. Zira ‘cemaat’ sözcüğü FETÖ’yü akıllara getirmekteydi???

Yılların bu görünür olmama, ‘memleket işlerine karışmama’ geleneği Türk Yahudi Toplumunun genlerine işler. 1986 yılında Türkiyeliler Birliğinin yayın organı Dostluk Dergisi’nin ekinde Sosyolog Prof.Walter F.Weiker’in “Türkiye’den gelen İsrail’deki Yahudiler: ‘The un-seen’ (Görülmeyen)” adlı kitabının bir özetini yayınlanır. Yazının sonuç bölümünde şöyle denmektedir:

“Acaba Türkiyeli Yahudiler İsrail’e intibak edebilmişler, bütünleşebilmişler midir? Eğer ölçü, toplum içinde sorun yaratıp yaratmadıkları ise intibak ettikleri söylenebilir. Ancak kriter erime potası ise, Türkiye’den gelen göçmenler yeni ülkelerine uyum sağlamamışlardır.”

Aradan otuz yıla yakın bir süre geçmesine rağmen İsrail’de, kişisel mesleki başarıların dışında halen siyasi alanda tek sivrilmiş bir Türkiyeli Yahudi’ye rastlanılmaması ‘görülmeme’ özelliğinin devam ettiğini ortaya koymaktadır. 

Bunları da beğenebilirsiniz...