Naziler Meclise Girdi! Peki Ya Sonra? – Işıl Demirel

24 Eylül Pazar günü Almanya seçime gitti ve akşam saatleri seçim sandığından tüm dünyayı üzen ve üzmesi gereken bir sonuç çıktı. Nazi ve ırkçı yanlısı parti AfD %13,5 oranında oy alarak 3. Parti olarak II. Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez meclise girdi. 88 temsilci ile mecliste kendisine yer edinen Almanya için Alternatif Parti (AfD) 2013 yılının Şubat ayında Euro karşıtlığı ile kurulmuştu. Girdiği ilk seçimlerde umduğu başarıyı elde edemeyerek %4,1’lik bir oy oranı ile mecliste kendine yer edinememişti. Ancak 2017 seçimlerine iyi hazırlanmıştı.

Almanya’da, 2008 sonrası oluşan “Yeni Sağ” hareketinin en önemli temsilcilerinden olan AfD, öteki Avrupa ülkelerinde yabancı ve İslam Karşıtı söylemlerle büyüyen aşırı sağ partiler gibi yabancı düşmanlığı ile büyük ölçüde oyunu genişletti demek mümkün. Kurulmasından kısa bir süre sonra “Avrupa’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar Hareketi” (Pegida) adı altında özellikle yerelde faaliyet gösteren AfD, düzenlediği yürüyüşlerde özellikle Mülteci ve Müslüman göçmenlere ülkeden gitmesi mesajını verirken, özellikle son derece yüksek oranda göç alan Doğu Almanya’da sesine yankı buldu. Seçimlerde, Doğu Almanya bölgesinden %21,5 oranında oy ile ikinci parti olarak çıkan AfD’nin burada bir halk partisi olarak ele alınması gerekliliği ise tartışılması gereken en önemli konulardan. Yapılan anketler, Doğu Almanya’da neredeyse her üç gençten birinin AfD’ye ya da daha sağdaki Demokrat Parti’ye (NPD) oyunu verdiğini gösterdi.

Seçim sonrası yaptığı konuşmada, sağcı, İslam ve göç karşıtı Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) lideri Alexander Gauland, “Almanyayı değiştireceğiz. Sokaktaki insanların düşündüğü şeyin mecliste yeniden bir rol oynaması için çalışacağız.” dedi. Ana düşmanı ve ötekisi şimdilik yalnızca İslam ve Müslüman toplumlar gibi görünen AfD seçim öncesi kendilerine yöneltilen Nazi söylemini reddetse de daha seçimden bir hafta kadar önce Frankfurt’ta yaptığı konuşmada Almanların artık Nazi geçmişleri nedeniyle eleştirilmemeleri gerektiğini belirtirken “Eğer Fransızlar Napoléon, Britanyalılar Nelson ve Churchill ile gurur duyma haklarına sahiplerse biz de II. Dünya Savaşı esnasındaki Alman askerlerin performansından gurur duyma hakkına sahibiz” diyerek aslında tarafını belirlemişti. AfD’nin parti seçim programının ana mottosu “Almanya’nın Almanlara aittir ve Almanya’da Müslümanlara yer yoktur” idi. Seçim öncesi dönemde Doğu Almanya’da Pegida üzerinden örgütledikleri yerel yürüyüşlerde, toprak, aidiyet, saflık ve yabancı düşmanlığının da propagandası yapan AfD’nin parlamentoya girmesi dün gece Berlin sokaklarında protestolarla karşılandı. AfD, “Nazi siyasetine ihtiyacımız yok!”, “Naziler dışarı”, “Faşistler utançtır”, “Tüm Berlin AfD’den nefret ediyor”, “Naziler Almanya’nın utancıdır” ve benzeri slogan ve pankartlarla Berlin sokaklarında protesto edildi.

Peki neler oluyor dünyaya? Avusturya’da Özgürlükler partisi adı altında faaliyet gösteren sağ parti son seçimlerde oy patlaması yaşadı. Fransa’da Mart ayındaki yerel seçimlerden sağcı ve yabancı düşmanı Marine Le Pen’in Ulusal Cephe Partisi galip çıktı. Hollanda’da İslam karşıtlığı ile nam salan Geert Wilders’in Özgürlük Partisi her geçen gün daha fazla ses çıkarıyor. Amerika, seçim propagandasını yabancı düşmanlığı, beyaz ırk savunuculuğu üzerine kuran Trump’ı başkan seçti. Bir yandan ortadoğu savaş halinde iken Avrupa’nın milliyetçi damarlarını hatırlayarak her geçen gün kutuplaşması tesadüf mü? Peki ya sokaktaki insanın sesini “yeniden” meclise taşıyacağını söyleyen parti lideri Alexander Gauland’ın “yeniden” sözcüğünü seçmesi tesadüf mü?

Sağın yükselişini, ırkçılığın, yabancı düşmanlığının artışını tehlikeli görmemek mümkün değil. Her ne kadar ırkçılık sadece sağın elindeki bir silah olmasa da sağın elinde daha da tehlikeli olduğunu bildiğimiz bir silah. AfD’nin meclise girmesi akabinde hemen her yerde Almanya’daki Müslümanlar ve mülteciler için zor günler başlayacağı yazılıp çizilmeye başlandı. Bu pek tabii haklı öngörü, partinin ayan beyan nefret söylemi üzerinden üretiliyor. Ancak bununla kalacak diye mi umuyoruz yoksa bununla kalacak mı sanıyoruz? Irkçılığın, dili, dini, rengi olmadığını hala öğrenemedik mi? Bir kere yabancı aramaya başladı mı birileri o yabancının kapsamının ne denli genişleyebildiğini hep birlikte pek çok kez gördük tarihte. Ama madem mevzu Almanya hadi oradan konuşalım. II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin ötekisi Yahudilerdi. Peki ya milyonlarca Yahudi ile birlikte katlettikleri, Romanlar, eşcinseller, fiziksel engelliler, akıl hastaları, solcular, “ari” olmayan/olamayanlar yok muydu o ölüm listelerinde?

Almanya II. Dünya Savaşı sonrası antisemitizmi, Nazizmi yasakladı. Resmi kanunlar ile Nazi sembollerinin ve sloganlarının kullanımı yasaklasa ve cezai yaptırımlarla engellemeye çalışsa da antisemitizmi, ırkçılığı söküp atması mümkün olmadı. Savaşı, bir utanç tarihi olarak yarım asırdan fazladır çeşitli müze ve sergilerle insanlara aktardıysa da sonunu alamadı. Irkçılığın engellenmesi yalnızca yasa, eğitim ve yüzleşme ile de mümkün olamadı. Gördük ki yarım asırdan sonra kendisi reddetse de gerek söylemleri gerekse de duruşu ile bir Nazi partisi olduğu ayan beyan ortada olan AfD meclise girdi. Önümüzdeki günler, aylar ve yıllar bize merdivenaltı ırkçılığın yüzeye yeniden çıkışını gösterecek. Bu yüzden ya artık ekonomik gerekçelerle sağı, ırkçılığı seçmeyi bırakıp kötüye giden düzenin suçlusunu halkın “yabancı” olarak işaretlenen kesimlerinde aramayı bırakarak bizzat yönetici sınıfın kabiliyetsizliğine ve eleştirisine yönelip onları değiştireceğiz ya da 19. & 20. yüzyılların karanlık ayıplarını, suçlarını ve savaşlarını yaşayacağız. Seçim bizim!

Bunları da beğenebilirsiniz...