Yok olmadan gidin görün

Sonra yazacaktım aslında ama sevgili dostlar Sema Kumrulu, İzzetdoğan Bayrak ve Mustafa Taşkın aradılar, ‘bir ev daha yandı’ dediler. Son bir ayda ikisi koruma tescilli 3 yapı yok oldu. Tükeniyor. Koca mahalle tükenmeden bir an önce yazmak istedim.

Kaynak: Necati Yalçın / Hürriyet

Tam 525 yıl önce geldiler. Vatanlarından kovulmuşlardı, önce konuk, sonra bizden oldular. Ankara için konuşacak olursak, Türklerin eline geçmeden çok önce de belli bir Yahudi nüfusunun olduğu biliniyor. Milattan önce Ankara’da olduklarını, İmparator Augustus için yapılan tunç sütundan öğreniyoruz. Nüfusun 17. yüzyılda Evliya Çelebi’nin dikkatini çektiğini görüyoruz:

“Yahudi’si çoktur, sade Yahudileri 12 mahalledir” diye yazmış.
Ankara’nın gözden düştüğü yıllarda bile son derece değerli bu mahalleye, sevgili Esengül Boyacıoğlu İnalpulat, Mutlu Kader ve eşi ile son yangın haberini verenlerle, fotoğraf ama asıl Ankara tutkunu dostlarla gittim.

AYAKTA ZOR DURUYOR

Gazete ve internetteki tüm fotoğraflar onlarındır. Hâlâ ayakta oldukları için ne kadar takdir edilseler az evlerden ikisinden, birer Atatürk anısıyla başlayalım turumuza. Birinde Milli Mücadele döneminde konaklamış, diğerinde Cumhuriyet döneminde saat farkıyla misafir olamamış. Kaldığı ev Rusoların evi. En son yanan evin tam karşısı, arada 10 metre var, yok. Bakarken yıkılacağını düşündürecek derecede ayakta zor duruyor.

Saat farkı söz konusu olansa dönemin Yahudi Cemaati Başkanı Arafların evi. Ben, oğul İlya Araf’tan dinlemiştim. Bir gün Kılıç Ali yemeğe gelir. Araflar o denli bir hazırlık yaparlar ki Kılıç Ali; “Bu sofrada Atatürk de olmalı” der ve köşke haber gönderir. Araflar ve tüm mahalle heyecanlanır, çok mutlu olurlar. O akşam, mahallenin şansızlığı, Atatürk çok erkenden yatmıştır, gelemez. Evin yeri, yangın yerini düşününce yürekleri ağızlara getirecek cinsten; son yanan evin arka tarafına bitişik.
Mahallenin büyüklerindeki Atatürk aşkı çocukları için de geçerlidir. İlya Araf ve mahalleden arkadaşları, Atatürk’ü görmek için sıkça istasyona giderlermiş. Şanslı günlerinde kendisini görüp, el salladıklarını son nefesine dek aynı heyecanla anlatacaktır.


DİĞER ADI LEBLELİCİ MAHALLESİ

Mahallenin bir diğer adı Leblebici (Leblebicioğlu) Mahallesi’dir. En az 6-7 beyaz (sakız) leblebicisi varmış. Birinin imalathanesi bir zamanların Uyuz Hamamı’ymış. Şimdilerde Ankara ilçelerinde ve civarda benzer isimli şifalı sular var ama buradakinin soğuk suyu taş künklerle Elmadağ’dan, sıcak suyu yer altından gelirmiş. Suları gidince hamamlığı bitmiş, sonrası meçhul. Atatürk’ün çok sevdiği ve Köşk’e buradan aldırdığı leblebisi de, konakların altındaki dükkânlar da yok artık. Biri Yahudi-Müslüman karışık, diğeri Müslüman öbürü özel üç eski ilkokulu da yok artık. Buradaki ilkokulda okuyan yan mahalle Hacettepeli Sevgili Haluk Balaban ve Lütfü Yanar Ağabeylerim, bu mahallenin yok olmasına çok üzülüyorlar. Leblebicilerinden hamamına, bilgiler Balaban’dan. Yanar ise uzak bir yere taşınmış ama hemen her gün buralara geliyor. Bugünlerde rahatsız. Yoksa mutlaka bizimle olurdu. Acil şifalar diliyorum.


3 TARİHİ CAMİ VE SİNAGOG VAR

Mahalle, Kentsel Sit Alanı ve Bakanlar Kurulu kararı ile onaylı Yenileme Alanı sınırları içerisindedir. 50 kadarı tescilli, içlerinde hepsi tarihi 3 cami, bir sinagog ve hamamın bulunduğu 200 yapı bulunuyor. Ulus Tarihi Kent Merkezi Kentsel Sit Alanı ve Yenileme Alanı sınırları içerisinde Büyükşehir Kültür ve Tabiat Varlıkları Dairesi Başkanlığı yetkisinde. Daire Başkanı Akarpınar Uludağ “Kadastro ve mülkiyet sorunları var. Projeler onay bekliyor” diyor.


ŞENGÜL HAMAMI’NI BULUN

Gezi için önce tarihi Şengül Hamamı’nı bulun. Önünden giden dar sokak sizi yazıyı bugüne aldıran yanan yapıya çıkaracak. Yanında Rusoların evi var. Sırtını gördüğünüz yapılar sinagogun karşısındaki Arafların evini barındırıyor. Ev hâlâ ihtişamlı. Baktıkça bir ayrıntı göreceksiniz. Örneğin demirden bahçe kapısı son derece süslüdür. Bu ayrıntı gezide bize katılan Hermana Belgeseli yapımcısı Sevgili Enver Arcak’tan. Mahalleyi ve eski sakinlerini film tadında izlemek isterseniz belgesel, 24 Nisan’da Çağdaş Sanatlar’da 17.30’da görücüye çıkıyor. İnternet sayfası da var ama siz Arcak tarafından ilk gösterimine davetlisiniz.


RESSAM MUHAMMED’İN EVİ

Musluksuz, yazıtı çalınmış, tasının zincirinin parçası kalmış, kuruttuğumuz çeşmeleri düşündürecek sizi. İnatla direnen cumbaları, türlü kapıları, simetrik veya asimetrik cepheleri; çoğunda kerpiç, birinde kireç kullanılan, perişan ama rengârenk yapılarıyla hüzünlendirecek. Yanan, yıkılan evler arasındaki doğuştan kromozom bozukluğu bulunan ama eli becerikli, yüreği kocaman, Ressam Muhammed’in içini dışını rengârenk boyadığı, kapıya gelene açtığı, Kargalı Sokak 27’deki evi, içinizde “kardelen etkisi” yapacak. Birazı bu yazıda, çoğu belgeselde saklı anıları sizi kendine çekecek, “Bu Mahalle korunmalı yahu” diye hayıflandıracak. Covey, önce “Etkili 7 Alışkanlığı”, sonra “Daha”sını ve “8.”sini çok sattıkça yazmış. Bir de “Güç farklılıklarda yatar, benzerliklerde değil” demiş. Sona, çok satandan bir söz yazdım, bu yazı da çok okunsun ümidi, siz de bilin arzusuyla. Yoksa bu farklı ve koca mahalle, göz göre göre, hem de Ankara’nın göbeğinde, tükenecek.

Bilgi ve çizimler için kaynak: İstiklal Mahallesi, B. Altınsay, S. Gökalp ve diğerleri. ODTÜ Yayınları, Ankara: 1988.

 

Bunları da beğenebilirsiniz...