Geleneksellik ile Modernizm Arasında Yahudi Kadınları; Kadınlar Anne Olmak İçin mi Doğar? – Tomris Derya Keresteci

Bir önceki yazımda, değişen zamanla birlikte cemaat içerisinde annelerinin kuşağından çok farklı olan yeni kuşak Yahudi kadınının varlığına dikkat çekmiştim. Kamusal alanda görünür olan kadın, eşi gibi çalışarak ev ekonomisine katkıda bulunuyordu. Hane dışında aktif olan bu kadınlar, ev işi konusunda yine annelerinden farklı olarak işleri tüm aileye dağıttıklarından bahsediyordu. Buna karşılık eşlerinin cinsiyetler arası eşitlik fikirlerini kadınlar kadar kolay benimsemedikleri, “ev işlerinden, çocuktan, mutfaktan, Bayram sofralarından, alışverişten anne sorumlu olmalı, baba ise ev ekonomisine kaynak olmalı” düşüncesinde oldukları, alanda karşıma çıkan önemli bir veriydi. Annelerine göre kendi ayakları üzerinde durabilen bu yeni Yahudi kadını, iş hayatından dolayı Şabat’a çoğunlukla hiç bakmamaktaydı. Kadının kamusal alandaki aktifliği hane içinde dinin ve geleneğin uygulanmasını azaltmaktaydı. Bu yazıda evlilik sonrasında anne olma durumundan bahsedeceğim. Anne kimliğine dinî düzlemde atfedilen anlamlar ve bu anlamların toplumsal düzlemdeki yansımaları üzerinde durmaya çalışacağım. Bunları ilk yazımda bahsettiğim araştırma verileri üzerinden yapacağım.

Araştırmamın ilk evresini oluşturan literatür taramasını gerçekleştirirken topladığım dinî, tarihsel ve sosyal kaynaklarda annelik olgusu en çok dinî kaynaklarda yer almaktaydı. Okuduğum kaynaklarda Yahudi soyunun devamını esas alan ve bu konuda atılan ilk adım olan evlilik, çok büyük bir önem teşkil etmekteydi. Evliliğin yanı sıra önem teşkil eden diğer olgular hamilelik, doğum ve çocuk yetiştirmeydi. Dolayısıyla yeni evlenmiş bir kadının “makul bir sürede” çocuk yapması beklenilmekteydi. Bu makul sürenin gecikmesi veya hiç çocuk yap(a)mama durumlarında kadın Tanrı tarafından lanetlenmiş kabul edilmekteydi. Bu noktada üremenin erkek üzerinden gerçekleştiği ve bu yolla erkeğe değer kattığı inancı ile kadının hamile kal(a)mamasından ötürü kadını suçlama durumu arasındaki tezatlık gözüme çarptı. Devam etmeden önce birçok kaynakta karşıma çıkan “üremenin erkek üzerinden gerçekleşmesi ve bu yolla erkeğe değer katması” ifadesini biraz açıklamak isterim.

Üç İbrahimî dinde de (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam) Tanrı açık ya da kapalı biçimde erkek olarak simgelenmektedir. Bu durum erkek ve kadın cinsiyetlerine yüklenen anlamların ve rollerin şekillenmesine katkıda bulunur. Karşıma çıkan yeniden üretim açıklamaları, erkeğin kadına kendi tohumunu vererek doğacak çocuğun özünü oluşturduğu yönündeydi. Öte yandan kadın ise, aynı toprağın tohumu beslemesi gibi, fetüsü besleyerek uygun ortamı sağlamaktaydı. Kadın üzerindeki iktidarını ve otoritesini “yaşam verme gücünden” alan erkek tanrısallaştırılmaktadır.  Dolayısıyla üç İbrahimî dinde de kadın ve erkek arasında hiyerarşik bir düzen ve buna bağlı farklılıklar görülür. Bu farklılığı ortaya koyan cinsiyet rolleri ise toplumda kabul gören doğal gerçeklikler olarak kurgulanır.

Yahudilikte kadının erkeğin yardımcısı ve destekçisi olarak yaratıldığı açık ya da kapalı bir şekilde vurgulanmaktadır. Hane içindeki aktif dinî sorumlulukların yanı sıra evi çekip çevirmek, çocuklarına bakmak, Bayram sofraları hazırlamak gibi vazifeleri gerçekleştiren kadın hane içinde aktifti. Erkek ise evin ekonomisine kaynak oluşturmaktaydı. Erkek dışarıda, kadın içeride olmalıydı. Bunlara karşılık kadının kutsal kabul edilen çok önemli bir vazifesi daha vardı; anne olmak. Yahudi olmanın ilk ve en önemli şartının Yahudi bir anneden doğmak olduğu okuduğum her kaynakta karşıma çıkmıştı. Bu bana kadının anne kimliğinden almış olduğu bir gücün varlığına işaret etti. Okumaya devam ettikçe gördüm ki çocuk doğurmakla bitmiyordu kadının işi; çocuğun Yahudi dini, kültürü ve geleneklerince yetiştirilmesi kadının üzerinden değerlendiriliyordu. Ayrıca çocuğun erkeği makbuldü. Önceki yazımda kız ve erkek çocuk olma hallerinden ve cinsiyet rollerinden bahsederken kullandığım Sefarad atasözü örnekleri bu ifademi destekler nitelikte.

Küçük yaşta evlenip makul sürede (tercihen erkek) çocuk doğuran Yahudi kadını anne kimliğiyle kutsal kabul edilen bir vazifeyi yerine getirmekteydi. Çocuğa Yahudi kimliğini vererek onu kendi dini, kültürü ve geleneklerine göre yetiştirmeliydi. Alana çıktığımda günümüz Yahudi annelerin çizilen bu tablodan farklı olduğunu gördüm. Kadın görüşmecilerimin büyük bir kısmı üniversite okurken, geri kalan kısmı üniversitenin bitiminde evlenmişlerdi. Az da olsa otuz yaşın üzerinde evlenmiş görüşmecilerim de bulunmaktaydı. (Bir kişi dışında) hepsi cemaat içi evlilikler gerçekleştirmişti. Annelerine göre nispeten yaşça büyük evlenmiş görüşmecilerim, anne olmak için öngörülen “makul süreyi” epey uzatmışlardı. Yirmilerinde evlenen bu kadınlar, otuzlarına geldiklerinde çocuk sahibi olmayı tercih etmiş ve içlerinde otuz yaşını geçip de çocuk sahibi olmamış üç görüşmecim bile bulunmaktaydı. Çocuk doğurmadan önce (bir kişi dışında) her görüşmecim çalışmaktaydı, hatta yine birçoğu üniversite öncesinden çalışma hayatına atılmıştı. Yirmi beş yaş ve üzeri anne olan görüşmecilerimin en fazla iki çocuğu vardı. Annelerine göre evlenme ve anne olma yaşı artmış, çocuk sayısı azalmıştı.

Hamilelik sırasında çalışmaya devam eden kadınların hepsi çocuk doğduktan sonra bir süreliğine çalışmayı bırakmıştı. İki görüşmecim evden çalışmaya devam etmek istemiş ancak çocuk ve ev bakımı dolayısıyla ağır bir yükün altında kalarak istediği verimi alamamıştı. İçlerinden biri çok yorgun bir şekilde görüşmeye gelmiş ve görüşme öncesi benimle dertleşerek yorgunluğunun sebebinin evden çalışmak değil de çocuk ve ev işlerinin aynı anda ona kalması olduğunu söylemişti. Bu işler yüzünden evden çalışmaya vakit bulamadığından yakınmıştı. Doğum sonrası evden çalışmayı tercih eden görüşmecilerimin yanı sıra iki görüşmecim de eşlerinin teklifiyle çalışmayı tümden bırakmıştı. Bu dört görüşmeci dışındaki tüm görüşmecilerim izinleri bittiğinde işe geri dönmüş ve halen çalışmakta.

Doğumdan sonra kayınvalideden ziyade kendi annelerini tercih eden kadın görüşmecilere karşılık ekonomik durumu elveren görüşmeciler anneyi devre dışı bırakarak bakıcı tutmuştu. Dolayısıyla çocuk büyütme işi sadece annenin vazifesi değildi. Gelenek aktarımı görevini devralan Dernekler ise annelerin hayatında önemli bir yer teşkil etmekteydi. Literatürde gördüğüm “Yahudi dini, kültürü ve geleneklerince çocuğu yetiştiren ve bu değerleri aktaran tek kişi anne” ifadesinde değişim meydana gelmişti. Kendileri, zamanında (bazıları halen) gitmiş oldukları Derneklere şimdi kendi çocuklarını göndermekteydi. Birçok görüşmecim gelenek öğrenimi ve aktarımı konusunda Derneklere güvendiklerini açıkça belirtmişti.

Anne olduktan sonra annelerini çok daha iyi anladıklarını söyleyen kadınların hepsi çocuk sahibi olduktan sonra bambaşka bir hayatla karşılaştıklarını bana araştırmam sırasında anlattılar. Çocuğu hayatlarının miladı kabul eden anneler, çocuk odaklı bir hayat yaşamaya başladıklarını belirttiler. Çalışsalar, işe gidip kendi paralarını kazanarak kendi ayaklarının üzerinde dursalar bile anne olduktan sonra hayatlarının odakları kendileri değil çocuklarıydı. Büyüme ve yetişkin olma süreçlerinde çocuktan çoğunlukla anne sorumluydu. Anne ile baba arasındaki iş bölümü eski kuşaklara kıyasla yeni kuşaklarda daha fazla olsa da, babanın kendini daha geride tutması araştırma esnasında dikkatimi çeken bir olguydu. Dikkatimi çeken bir başka olgu ise kadınların anne olduktan sonra çevrelerinden daha fazla saygı gördüklerini söylemeleriydi. Çocuk doğduktan sonra hane içinde sözü daha çok dinlenen bir konuma doğru geçmeye başladıklarını belirten kadın görüşmecilerim, kimi zaman hane içinde alınan kararlarda son sözü söyleyen kişi olduklarını paylaştılar.

Ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde kadın ancak evlilik yoluyla toplumsal olarak var olabilmektedir. Evlilikle birlikte kocasının soyadını taşıyan kadın “makul bir süre içinde” anne kimliğini alarak kutsal bir mertebeye ulaşmaktadır. Din kurumu, bu kutsallığın oluşturulması ve beslenmesi bakımından önemli bir kaynağı oluşturmaktadır. Modern toplumlarda bunun yansımalarını görebilmekteyiz. Bu kutsallığı kabul eden ve içselleştiren annelere saygı duyulmakta ve hürmet edilmekte, yani daha önce birçok kadının sahip olmadığı ayrıcalıklar edinmektedirler. Hane içinde alınan kararlarda daha etkili olmaya başlayan kadınların hane içindeki konumlarında farklılıklar meydana gelmeye başlamıştır. Kadının sosyal kimliğini ortaya çıkaran ana unsur, Yahudiliğin özünü oluşturan din aktarıcılığı üzerinden kurulmaktadır. Bu bağlamda Yahudi bir anne olmak çok önemli kabul edilmektedir.

Araştırmamda tespit ettiğim bu olgulara ek olarak, kadın görüşmecilerim anne olduktan sonra hayatlarının her anlamda değiştiğinden bahsetmişlerdir. Çocuk odaklı bir yaşam sürmeye başlayan çalışan kadın görüşmecilerim çocuktan anne sorumludur düşüncesinin beraberinde ciddi dezavantajlar getirdiğinden bahsettiler. Çalışma hayatıyla birlikte yürütülmesi zor olan çocuk ve ev bakımı hususunda dışardan yardım almaya başladıklarından, annelerinin ve bakıcıların yardımıyla işlerini yürütmeye çalıştıklarından bahsettiler. Görüştüğüm neredeyse her kadın, hayatlarında belli bir sırayı izlediklerini söylediler. Üniversite, flört dönemi, evlilik ve çocuk sırasının takibini yaparken, “zamanı gelmişti” düşüncesiyle hareket ettiklerini anlattılar. Eski kuşaklara kıyasla yeni kuşak görüşmecilerim üniversite ve flört dönemi dışında anneleriyle gecikmeli olarak aynı sırayı takip etmişlerdir. Annelerinden farklı olarak okuyan, çalışan ve anneleri gibi (biri dışında) görücü usulü evlenmeyen görüşmecilerim annelerinden daha geç evlenmiş, daha geç çocuk yapmıştır.

Annelik, kutsallığından aldığı güçle tartışmaya açık bir konu olarak görülmez. Tanrı kadını anne olması için yaratmıştır ve tüm kadınlarda doğası gereği doyurulması gereken bir annelik duygusu veya içgüdüsü bulunmaktadır. Kadın her şeyden önce annedir. Aynı yuva yapması, evi çekip çevirmesi ve hamaratlığı gibi… Kadınlar anne olmak için mi doğar? Her kadın bunu ister mi? Çizilen mükemmel anne, mükemmel aile resmi neye göre çizilmiştir? Kime hizmet eder? Evliliğe ve anne olmaya yüklenen anlamlardaki değişiklikler, alanda sadece bir görüşmecimde gözüme çarptı. Evli olmayan tek görüşmecim, anne olmak için evlenmenin aslında gerekmediğini, ancak günümüz Türkiye’sinde azınlık kabul edilen bir cemaate mensup bir birey olarak evlenmenin çocuk için şart olduğundan üzülerek bahsetti.

 

Tomris Derya Keresteci

[email protected]

Bunları da beğenebilirsiniz...