Mozaiğin Kayıp Parçası: Trakya Yahudileri (12/15)

Kaynak: Şalom Gazetesi, 05 Kasım 2003, Sayı: 2811, Sayfa: 8

GEZGİNLER NE DÜŞÜNÜYOR? (1/4)

Dört hafta boyunca Şalom gezi grubunun 2003 yılında yapmış olduğu Trakya Gezisi ile ilgili izlenimlerini sizlerle paylaştık. Bu hafta da son olarak düşüncelerini paylaşıyoruz.

TRAKYA ÖYKÜLERİ – Selin Saylağ

Öykü dinlemeyi sever misiniz siz?

Sizi tatmadığınız duygular, görmediğiniz mekânlar belki de hiç başınızdan geçmeyecek deneyimlerle dolu; yabancısı olduğunuz dünyalara sürükleyen öyküleri?

Ben çok severim. Özellikle de kişisel yaşam öykülerini… Çünkü onlar içlerinde benimkisinden apayrı bir dünya barındırır. Ben buralara kısa süreliğine de olsa misafir olmayı, uzaktan da olsa bir göz atmayı, koşarcasına da olsa buralarda bir gezintiye çıkmayı kaçırılmaması gereken fırsatlar olarak görürüm.

Yola çıktık; her durakta, önceden hazırladığımız soruları sırasına göre sormaya başladık. Ama benim başıma, önceden hiç tahmin etmediğim bir şey geldi: Yaptığımız her röportajdan, daha doğrusu öyküsünü dinlediğimiz her farklı dünyadan, tam anlamıyla büyülenerek çıkıyordum. Birkaç saate ve teybe sıkıştırmaya çalıştığımız o sözcüklerde neydi beni bu kadar etkileyen? Sonra fark ettim ki, sözcüklerde değildi o büyü; anlatanların gözlerinde, seslerinde, yüzlerindeydi…

Geçmişteki hayatlarını aktaran her değerli kişide, özlemi, sevgiyi, hüznü gördük bir Trakya’da. Günümüz gençlerinin artık büyük şehrin kendine yabancılaşmış ortamında sahip olmadıkları, tanımadıkları değer yargılarının, hoşgörünün, kardeşliğin, paylaşılan kültürel değerlerin özlemini; bu kişilerin kalemlerimizin yetersiz kaldığı sözcüklerinde, fotoğraflarımızın yansıtamadığı bakışlarında yakaladık. Hayatla mücadeleyi ama aynı zamanda alçakgönüllülüğü gördük, başarılı çocuklar yetiştirmiş, yüksek amaçlarına ulaşmış kişilerin tavırlarında. Zorlu deneyimlerin, tatlı acı hatıraların, artık yok olmalarının verdiği hüzünle ağırlaşmış anıların ve uzun bir ömrün kazandırdığı anlayış ve bilgeliğe şahit olduk onların dünyalarında.

Gittiğimiz her şehre başka gözle bakar oldum ben geri döndüğümüzde. Kırklareli artık, azim ve inançla görevine devam eden Haham Abravanel’in; Edirne bu şehre kattıklarıyla manevi bir baba olmuş Yasef Romano’nun; Gelibolu geçmişini korumak için yaşlı elleriyle mezar taşlarını temizleyen Salamon Sıvacı’nın, Çanakkale ise eski cemaatin anılarının korunmasına önayak olan Yaşar Yohay’ın yaşadığı şehirlerdi benim için. Bütün bu Trakya şehirleri gizemli, büyülü bir hal aldı gözümde. Kim bilir Yasef, Salamon ya da Yaşar Bey’in birbirinden apayrı ama aynı yüce değerlerle dolu dünyalarında başka neler saklıydı? O şehirlerin eski, dar, bir zamanlar bizim şu anda ancak hayalini kurabildiğimiz bir yaşam tarzına sahne olan sokaklarında daha neler yaşanmıştı? O değerli insanlar hangi evde, hangi sinagogda, hangi dükkânda neler öğrenmişlerdi, aralarında sohbet ederken nelerden bahsetmişlerdi? Yaşadıkları acı ve hüzün dolu yok oluş öyküsünün içinde kendilerine nasıl da böylesine güçlü, geçmişine sadık, bağlı tutabilmişlerdi. Doğdukları, büyüdükleri, aile kurdukları şehirlere nasıl da böylesine bağlılardı ve bizlerin artık ancak öykülerini dinlediğimiz değerleri, pırıltıları nasıl da sapasağlam yüreklerinde tutuyorlardı? Bizim harıl harıl, sıkıntı içinde sorduğumuz hayata dair soruların cevaplarını onlar ne zaman, nasıl bulmuşlar ve kavramışlardı?

Her şehirden büyülenerek ayrıldım ben. Her şehir benim için içinde keşfedilecek yüzlerce hikayesi, dünyası olan birer sırlı kutu oldu. Hüzünlendim. O dünyalara sadece birkaç saatlik ziyaretlerin bende bıraktığı etkiyi fark edip kaybettiklerimizi, fark edemediklerimizi, bilmeden görmeden tanımadan görüp geçtiklerimizi ya da geçeceklerimizi düşündüm. Geçmişteki zengin, kültürlü, renkli cemaatlerin artık son kalan temsilcileri ve buraların en azından hatıralarının koruyucuları olan bu bilge kişilerin önünde saygıyla eğildim.

Haritada görüp de uğramadığımız her şehirde, sokakta, yanından geçip de tanışamadığımız her insanda aslında neler, ne dünyalar, ne dersler, ne erdemler saklı olduğunu ve bunları nasıl da farkında bile olmadan kaçırdığımızı hüzünle fark ettim. Trakya gezisi her birimize çok şey kattı: İlk önce birbirimizi ve bütün kahramanları…

 

“Mozaiğin Kayıp Parçası: Trakya Yahudileri”  isimli dosyanın diğer bölümlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Bunları da beğenebilirsiniz...